Başka bir forumda bilginin de aslında inanç olduğuyla ilgili yaptığım bir tartışmayı aktarıyorum.Aynı zamanda agnostik felsefeyi de eleştiri süzgecinden geçiriyorum(Emre_1974tr):
Emre_1974tr Posted: Feb 21 2006, 01:23 AM
kidemli üye
Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06
Sevgili On War o şekilde de yorumlayabilirsin,başkası çıkıp bambaşka şekilde de yorumlayabilir....
Sonuçta bu, insanların zanlarının biraz daha işlemeli ve albenili getirilmiş hali.Sonra bir bakmışsın ki "aaa şurada şunu atlamışız" deyivermişler ve 180 derece tersi bir iddiaya yönelivermişler.
Eğer A mı yoksa B mi bilemeyiz diyorsa,bu da kesin bir iddiadır.Kesin A veya kesin B diyenden en ufak bir daha az kesinlik taşımıyor.
Bilim w-eksikli veya BMW'li falan değildir,bu da bir yanılgıdan ibarettir.
Selam ve sevgiler.
OktayD Posted: Feb 21 2006, 01:46 AM
kidemli üye
Group: Members
Posts: 200
Member No.: 4
Joined: 30-January 06
Sayın Emre,
Zaten agnostizm kesinlik üzerine kuruludur. Yukarıda tam da bundan bahsettik. Ne A ne de B durumu tamamıyla kesin bir ifadedir. Bunun aksini söylemedik. Söylemeyeceğimiz de açık.
Bilim w-eksiklidir. Neden? Yukarıda değindik.
Her w-tutarlı sistem w-eksiklidir. Yani Her w-tutarlı sistem en az bir karar-verilemeyen önermeye sahiptir. Bilim w-tutarlıdır. Neden? Çünkü evreni deneyle inceler bilim. Bilimsel yöntemde deney ve gözlemi esas alır (bilim derken pozitif bilimler, fizik kimya biyoloji demek istediğimi söylememe gerek var mı bilmiyorum). Deney bilimin oluşturduğu kuram yani sistemlerin belitlerini veren yöntemdir. Her fizik kuramının belitleri deney ve gözlemin bilgisidir. Burada deneyleri kararverilemez önerme olarak düşünebilirsiniz. Mevcut kuramınız yapılacak yeni bir deneye kadar w-eksiklidir. Ayrıca bu deney yöntemleri de mevcut kuramların bilgisinin bir sonucu. Yani deneysel yöntem de w-eksiklidir. Bu durumda bilim hep w-eksikli olacaktır. Eğer biri "bilim w-eksikli değildir" derse bu iddiası çürür. Çünkü ilk olarak agnostistik olarak Tanrı bilgisine bilim ulaşamaz. Ama bu yetmeyebilir iddiayı ortaya atan için. İkinci şeyse, bilim asla betimlemeye çalıştığı evrenin gerçek olup olmadığını söyleyemez (gerçek derken, ne demek istediğimi anladınız sanıyorum). Gerçeklik bilim için bir karar-verilemezliktir. Bu yüzden bilim her deneyin gerçek olduğunu KABUL eder. Yani "deneylerin hepsi gerçektir" diye bir karar-verilemez önermeyi doğru olarak belitlerinin arasına atar.
(Çok uzattım, kusura bakmayın...)
Saygı Sevgi ve Mantık...
Emre_1974tr Posted: Feb 21 2006, 02:56 AM
kidemli üye
Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06
Sevgili Oktay,ne A ne B de bir kesinlik taşıdığından bu da bir ön yargıdır ve bilimle uyuşmadığı iddia edilebilir.Hayır bence bilim Agnostik falan değildir.Bilgi denilen şey de inançtan başka birşey değildir.
Tanrı inancı sadece bir örnek,daha sayısız alana taşıyabiliriz.
Ha bazıları bilimi ateist,bazılar Allah'a imanlı,bazıları da agnostik felsefeye dayandırabilir ve öyle yorumlayabilir vs..
Ama dediğim gibi tüm bu şıklarda hepsi de bir kesin inanç üzerine kurulular.Ve agnostik düşünce de bir önyargıdan başka birşey değil.Bu da tarafsız bir bilim olamayacağını gösterir.Her felsefede de bir kabul var.
Bilim Tanrı bilgisine de ulaşabilir,ispatlayabilir de......
Agnostik felsefenin diğer hatalı önkabullerinin eleştirilerine gelecek olursak:
A-Birşeyin varlığının ispatlanması,kesin olarak inanılması-bilinmesi için "kendisinin" evrende bizzat izlenmesi şart değildir.
B-Bilgi denilen şey de inançtan başka birşey değildir.İkisini ayrı görmek bir yanılgıdan ibarettir.
Şimdilik bu kadar
Selam ve sevgiler.
OktayD Posted: Feb 21 2006, 12:42 PM
kidemli üye
Group: Members
Posts: 200
Member No.: 4
Joined: 30-January 06
Sayın Emre,
(1) Bir şey neden kesinlik taşıdığı için bir önyargı olsun?
(2) Bilgiyi inanç yapan şey nedir?
(3) Her bilgi inanç ve her inanç da bir bilgi ise ancak o zaman birinin diğerinden ayırt etmem. Yoksa siz öyle olduklarını mı düşünüyorsunuz?
(4) Dediğim gibi, bilim deneylediği gözlemlediği ve üzerinde kafa yorduğuy şeyin bir yanılgı olup olmadığını bilemez. Gödelci ya da agnostik tutuma göre bilimin bulup da yanılgı olan bir bilgi vardır. Yani yanılgı olup olmadığına karar verilemeyen bir bilgi... Siz bunu her bilgi için söylemek mi istediniz? Ben her bilgi için iyi bir kanıt veremem. Siz verebilirseniz ne ala...
(5) Bir şeyin varlığının kanıtlanması için onun izlenmesi bir yoldur, ikinci bir yol ise, olmayana ergidir. İzlenmesi derken tabi ki görmek değil, bilimsel olarak ölçmekten söz ediyorum. Çünkü parçacık fiziğinde, kuarklar, leptonlar gibi parçacıkları göremezsiniz ama varlığı kanıtlanmıştır. Ben buna rağmen Tanrı nın varlığının bilinmeyeceğini söylüyorum...
(6) Her felsefede bir kabul var. Evet. Olmalı da. Zaten agnostizm bunun üzerine kuruludur. Yukarıda bolca değindik eğer okuduysanız görmüşsünüzdür. Agnostizm var olan bilgilerin doğru olduğunu kabul ettiğinizde (o bilgiler ne olursa olsun) tutarlı olmaya çalıştığınız vakit, bazı bilgilerin eksik kalcağını söyler. bu bilgilerin en odak noktası Tanrı bilgisidir. Gödel in teoremi de bunun genel halini verir. Her belitlerden (yani kabullerden) oluşan tutarlı sistem w-eksiklidir. KArşı çıktığınız şeyin ne olduğunu tam irdeleyin. Kesip atmayın.
Emre_1974tr Posted: Feb 21 2006, 03:29 PM
kidemli üye
Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06
Sevgili Oktay
1-Birşey kesinlik taşıyor ama aslında yanlışsa-iddia hatalıysa, bu bir önyargıdır.Yanlış bir inançtır.
2-Bilgi denilen şey inancın ta kendisidir.O inancın en kuvvetli halidir.
O inanca niye iman edersin.Şundan dolayı,seni ikna eden delillere sahipsindir.Örneğin laborotuvardaki deneyler seni ikna etmiş olabilir,örneğin o olayı bizzat yaşaman seni ikna etmiş olabilir,örneğin çok güvendiğin bir kaynaktan okumuş olman seni ikna edebilir,örneğin çok güvendiğin birisinden duymuş olman seni ikna edebilir....tüm bunlar bilgi adını verdiğin inancını oluşturur.
Gezegenlerin yuvarlaklığından tut da senin adının Oktay olması bile senin inancından ibarettir.Ama doğru olsun bu inanç ama yanlış.Sen eldeki delilleri yeterli görüp bunlara iman etmiş durumdasın.Ta ki birileri çıkıp bunun tam tersini sana ispatlayıp-seni ikna edene kadar.
3-Evet ikisi de aynı şeydir.Sadece değişik adlarıdır.Eldeki delilleri yeterli bulup o şeye inanmak veya yetersiz bulup inanmak tamamiyle senin iç dünyana kalmıştır.
4-Kanıtları yeterli bulup ikna olmak veya bulmayıp ikna olmamak tamamiyle bireye kalmıştır.Kanıtın iyi olup olmadığına da birey kendi karar vereceği gibi,o şeyin yanılgı olup olmadığına da birey karar verir.Bu kabulün daha fazla kişi tarafından paylaşılıp paylaşılmaması da hiçbirşeyi değiştirmez.Kelle-kabul eden sayısının hiçbir önemi yoktur.
5-İşte bir önyargı önreği daha.Dün de kuarkların varlığının kanıtlanmasının imkansız veya uzaya çıkmanın imkansız olduğunu söyleyen bilimadamları vardı.Hatta bir ara formüllerle 100 küsur km/saat üzerinde hız yapan aracın yapılmasının imkansızlığını ispatlayan(??!!) bilimadamları vardı.Eğer bu hıza ulaşılırsa aracın(neyden yapılırsa yapılsın) dağılacağını kendilerince kesin bir şekilde ispatlamışlardı."İnançlarının" yanlışlığı sonrada ortaya çıktı.Aynı hata felsefi konularda da sık sık yapılıyor ve yanlış inançlara inanılıyor.
6-Bu önkabulün de yanlış olduğunu söylüyorum.Gerçekten doğru bir bilgiye iman etmişsen bu sana dezavantaj değil,avantaj oluşturur tutarlılık açısından.Ve bazı bilgilerin eksik kalmasına falan da sebep olmaz,tamamlanmasına yardımcı olur.Tanrı inancı da yeryüzündeki en geçerli delillere sahip en temel bilgidir.
Selam ve sevgiler.
ON WAR Posted: Feb 22 2006, 02:37 AM
kidemli üye
Group: Members
Posts: 902
Member No.: 2
Joined: 28-January 06
QUOTE
Her felsefede bir kabul var. Evet. Olmalı da. Zaten agnostizm bunun üzerine kuruludur. Yukarıda bolca değindik eğer okuduysanız görmüşsünüzdür. Agnostizm var olan bilgilerin doğru olduğunu kabul ettiğinizde (o bilgiler ne olursa olsun) tutarlı olmaya çalıştığınız vakit, bazı bilgilerin eksik kalcağını söyler. bu bilgilerin en odak noktası Tanrı bilgisidir.
Tanri bilgisi diye bir sey yoktur
Tanri'ya inanilir
onun hakkinda bir sey bilinmez
bilinmeside gerekmez.
kitabi bir dine inanirsaniz
bunu böyle kabul edersiniz.
bir müslüman icin yaraticinin var oldugunun kanitinin önemi yoktur
zaten bu vahyin kendisi ile celisir..
Tanri bilgisi kanita dayali olsa idi
iman denen faktörün olmamasi gerekirdi.
kitabi dinler acisindan söylenebilecekler özetle bunlardir.
bugün sadece tümdengelimli kestirmeler kullanilmaz tanri cikarimlarinda
tümevarimsal savlar özellikle teleolojik savlar günümüzde fizikle ve biyoloji ile ciddi ciddi tartisilmaktadir.
sonucta fizik
teolojinin en önemli argümanini dogruladi.
Gazzali 1000 yil evvel evrenin baslangici olmasi gerektigini vurgulamisti.
falan felan..
sonra yazarim biseyler.
Emre_1974tr Posted: Feb 22 2006, 02:58 AM
kidemli üye
Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06
Sevgili On War ben de tam tersini söylüyorum.
Bilgi inançtır.
Allah'ı da biliriz.
Bu yüzden peygamberler insanlara birçok somut deliller-mucizeler göstermişlerdir.Çünkü istenilen körü körüne değil,delile dayanarak inanmak.
Ve kuran ayetlerinde de inancın akla ve araştırmaya,delile dayalı olması açıkça istenir.
yoksa üçlemeye tapan bir hristiyan hiç suçlanmaz ve yine puta tapan bir hindu hiç günahkar durumuna düşmezdi.Onun gönlü de ona inanmış denilir ve geçilirdi.
Ama Allah sadece gerçeğe inanmamızı ve buna da akıl-delil yoluyla ulaşmamızı istiyor.
ON WAR Posted: Feb 22 2006, 03:16 AM
kidemli üye
Group: Members
Posts: 902
Member No.: 2
Joined: 28-January 06
o halde bilgi ve inanc ayrimini iyice acmamiz gerekiyor Emre..
bilgi ve inanc dar ve genis anlamlarda birbirinden ayrilmaktadir.
pratikte,
bilinen bir sey
artik iman konusu olmaktan cikar..
mesela suyun kaldirma kuvvetinin oldugu uzun zamandir biliniyor
bu iman konusu olmaktan cikar.
suyun kaldirma kuvveti
kisiden kisiye göre degiserek
tercih yapmayi gerektirmeyecek kadar gercektir.
öte yandan
evrenin olusumu/yaratilisi
canli alemin olusu/yaratilisi konusu farklidir.
burada kabuller devreye girer.
Selam ve sevgiler.
Emre_1974tr Posted: Feb 22 2006, 03:23 AM
kidemli üye
Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06
Sevgili On War,hayır şu ince noktaya dikkat lütfen.
Sen şu anda suyun kaldırma kuvvetine iman ediyorsun yani inanıyorsun.
Delilleri yeterli bulup varlığına inanmışsın.
Ama yarın buna inanmayan bir insan çürütücü delilleriyle çıkıp bu inancını yıkabilir.
İsa'yı çarmıha gerilmiş gibi görenler de gözleriyle görmelerine rağmen ,bu bilgilerinde yani inançlarında yanılıyorlardı.
Veyahutta günümüzde fotomontajla,bilgisayar teknolojisiyle de böyle yanlış inançlara inandırılabilirsin.
Bilgi inancın en kuvvetli halidir.Eldeki deliller seni fazlasıyla ikna etmiştir ve sen o inancının-bilginin gerçek olduğuna inanmaktasındır.
selam ve sevgiler.
Emre_1974tr Posted: Feb 22 2006, 03:28 AM
kidemli üye
Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06
İlave olarak ilgili eski bir yazımı aktarayım:
Bütün kabul edilen bilgiler de birer inançtır.Özel olarak örnek vermek gerekirse;Amerikalıların aya ayak basma olayına bir bakalım.Şimdi ben de dahil olmak üzere Amerikalıların ilk aya ayak basanlar olduğuna herkes bütün kalbiyle inanıyor.Bunun gerçekliğinin ispatı sayısız.Bir kere bu olay televizyonlardan naklen yayınlandı.Aydan örnek getirldi vesaire.....ama buna rağmen bu apaçık bilgiye inanmayanlar var.Bu konuda onların da kendilerince delilleri var.Bunun o dönemde Sovyetlere karşı psikolojik bir üstünlük sağlamak için hazırlanmış komplo olduğuna inanan insanlar bunun ispatlarını sundular.Ve bugün milyonda bir de olsa bir kısım insan onlara inanıyor.
Şimdi burada bizim bu aya ayak basış olayına inanmamız bizim inancımız.Bütün ispatlarına karşı bu böyle.Buna karşılık buna inanmayanların inanmamaları da onların inancı.
Bunu her bilimsel gerçek için genelleyebiliriz.Hatta gezegenlerin varlığı gibi en basit gerçekler bile inancımızdır.Bu bilgiye inanıp inanmamak,delilleri yeterli sayıp saymamak tamamıyle bize(bireye) kalmış bir şey.
Işık hızı aşılabilir mi?Evrim teorisi gerçek mi değil mi? Bütün bunlar da birer inançtan başka birşey değildirler.
Şimdi çıkıp "ama şu olay ispatlandı,inanç olmaz "diyebilirsiniz.İster ispata dayansın,ister başka birşeye, YİNE DE ONA İNANIP İNANMAMIZ BİZİM İNANCIMIZDAN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLDİR.
Birçok yanlış kuram nasıl çürütüldü sanıyorsunuz.Bilimadamları da dahil olmak üzere o şey herkes tarafından bilimsel gerçeklik zannedilirken,birtakım bilimadamları tarafından bu bilgiye inanılmadı ve daha sonra bu kuşkucu bilimadamları o genel kabulleri kendi ispatlarıyla yıktılar.O yıkılan yanlış bilginin gerçekliğine inanların inancı onların inancı,o bilginin yanlışlığına inanarak o kuramı yıkan bilimadamlarının düşünceleri de onların kendi inancıydı.
Bir genel kabul kendince ispatlara bile dayansa bir inançtan başka birşey değildir.O bilgiye inanıp inanmamak,ispatları yeterli ve mantıklı bulup bulmamak bizim bu inancımızı belirler.
Selam ve sevgiler.
OktayD Posted: Feb 22 2006, 10:32 AM
kidemli üye
Group: Members
Posts: 200
Member No.: 4
Joined: 30-January 06
Sayın Emre,
Çok uç örnekler veriyorsunuz. Verdiğiniz örneklerin hepsine teker teker yanıt vermeyeceğim. Aya gidilmesi bilgisi sınanabilir bir bilgi değildir. Ama ben bilimsel yöntemden söz ediyorum. Sınanabilir bilgi üretmek... Suyun kaldırma kuvveti sınanabilirdir. Bunu herkes evinde deneyebilir. Bir etkinin suya atılan nesnenin ağırlığını daha az gösteriyor. Bu etkiye kaldırma kuvveti demişiz. Siz inancı farklı bir anlamda kullanıyorsunuz. Sizin söylediğiniz şeyle bizim söylediğimiz şey aynı değildir.
QUOTE
5-İşte bir önyargı önreği daha.Dün de kuarkların varlığının kanıtlanmasının imkansız veya uzaya çıkmanın imkansız olduğunu söyleyen bilimadamları vardı.Hatta bir ara formüllerle 100 küsur km/saat üzerinde hız yapan aracın yapılmasının imkansızlığını ispatlayan(??!!) bilimadamları vardı.Eğer bu hıza ulaşılırsa aracın(neyden yapılırsa yapılsın) dağılacağını kendilerince kesin bir şekilde ispatlamışlardı."İnançlarının" yanlışlığı sonrada ortaya çıktı.Aynı hata felsefi konularda da sık sık yapılıyor ve yanlış inançlara inanılıyor.
Hangi bilimadamı bir cismin 100km/h hıza çıkamayacağını kanıtlayabilir ki? Bunu iddia edenler bilimadamı değiller bir kere! Sadece ev deneyleriyle dünya'nın etrafında dolaşan gece çok sönük ışıkla hareket ettiğini gördüğümüz uyduların bile hızının en az 10000km/h olduğunu hesaplayabiliriz. Bu olay bile sınanabilirdir ve o bilimadamı kılıklı adamların 100km/h sınırının 100 katı bir hızdır. (Eğer hala bu sınırın kanıtında ısrarlıysanız kaynak isteyeceğim). Benim babamın otobanda gittiği hızı ölçtüğüm (direkleri sayarak!) küçüklük yıllarını hatırlayınca bu söylediğinize gülesim geldi doğrusu:D
QUOTE
Sevgili Oktay,ne A ne B de bir kesinlik taşıdığından bu da bir ön yargıdır ve bilimle uyuşmadığı iddia edilebilir.
QUOTE
1-Birşey kesinlik taşıyor ama aslında yanlışsa-iddia hatalıysa, bu bir önyargıdır.Yanlış bir inançtır.
Önce A ve B nin kesinlik taşıdığı için bir önyargı olduğunu söylediniz ve sonra kesinlik taşıyıp yanlış olduğunda bir önyargı olduğunu söylediniz.
Şimdi size 2x2=4 olduğunun kanıtını (bu teoremin kanıtı o kadar da kısa ve kolay değil !) versem siz hala bunun bir inanç olduğunu mu söyleyeceksiniz?
Bir kanıt yapıldığında, her zaman kabül olmalıdır. Bunu engelleyemezsiniz. Bu yüzden bu tür kanıtların kabulleri belirlenir ve şöyle denir: "Eğer bu kabuller doğruysa bu böyle olacaktır". Siz bunun kanıtını yaparsınız. Bu kabuller doğru da yanlış da olsa kanıtın kendisi doğrudur (yani "Eğer bu kabuller doğruysa bu böyle olacaktır" önermesi doğrudur). Buraya kadar matematik ve mantık vardır. Sonra devreye fizik vs girer. Bu yapılan kabullerin sınamasını yapar. Yani bu kabuller gerçekten doğru mudur? Bunlar da onaylanınca kanıt gerçek dünyada var olan bir karşılığa sahiptir. Yani artık siz kabulleri kanıtladığınız için kanıtın son cümlesini de ("bu böyle olacaktır" önermesi) doğru kabul edebilirsiniz. Bu son adım da matematiksel mantıktır. Fizik sadece kabulleri doğrulamakla yükümlüydü. Siz fiziğin yaptığı sınamanın bir hata içerdiğini bu yüzden yanlış bir bilgiye ulaşıldığını savunabilirsiniz. Bu olabilir. Çünkü fizik (ya da pozitif bilimler) kesin değildir. Ama geri kalan adımlarda yaptığımız şey yani matematiksel mantık (daha genel olarak matematik) kesindir. Siz kanıtın doğru olduğundan kuşkulanırsanız, kuşkulandığınızdan da kuşkulanmalısınız!! (her ne demekse). Fizikteki hatalar inançtan kaynaklanır. Deney yapılırken bir kabulü görmezden gelirsiniz, çünkü o kabul inançtan dolayı kanıtlanmaya gerek görülmemiştir ya da kabul yaptığınızı fark etmemişsinizdir. Fizik olabildiğince inançtan arınırsa ilerleyebilir.
Bilimin agnostistik olması bu yüzdendir. İçinde inanç yoktur. Nesnel olmayan kanıtlanıp çürütülemeyen şey, bilimin konusu değildir, bilimsel bilgi değildir inançtır...
Siz farklı bir şeyden bahsediyorsunuz. Siz bireysel bir davraıştan bahsediyorsunuz. Bilim bireysel değildir. Bireye özgü değildir. Genel-geçerdir. Nesneldir. Sınanabilirdir. Bir bilimadamı inançla iş yapabilir ama bilime kattığı/katacağı şey inançtan arınmışsa ancak bilim çevrelerince değerlendirmeye alınabilir. Siz kuranda yazan bir şeyi kanıtlamak isteyebilirsiniz. Bu inancınızın yaptırdığı bir şey olabilir ama sonuç olarak yapmaya çalıştığınız şey inanç taşımamalıdır. Kurana inanan inanmayan herkes bunu sınayıp o şeyin doğruluğunu görmelidir. Her bilgi inanç değildir. İnanç bilginin bireysel yorumudur. Bilimde bireysel yorumlara yer olmadığı için inanç bilimde yoktur ama bilimadamı bireysel olduğu için bilimadamı inançlı olabilir. Lütfen iki kavramı karıştırmayalım. Birinin diğerinden farkı yoksa neden iki isim takılsın ki?
Saygı Sevgi ve Mantık...
Emre_1974tr Posted: Feb 22 2006, 12:40 PM
kidemli üye
Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06
Sevgili Oktay,bilim agnostik değildir.Agnostikler bunu böyle görmek isteyip ele almaktadırlar.Tıpkı ateistlerin bilimi ateist,inanırların da imanlı yapması-görmesi gibi.....Üçü de "kesin bir inancı" içeriyor.
Şimdi inanç=bilgi meselesine gelelim.
Hayır o şeyin tekrarlanabilir olması,o şeyin gerçekliği konusunda bir delildir ve siz bu delille ikna olarak o şeyin gerçekliğine inanmaya başlarsınız.
Ben bunu yukarıda da söyledim.İnancınıza ya deneylere bakarak,ya güvendiğiniz bir kaynaktan okuyarak,ya bizzat yaşayarak,ya çok güvendiğiniz bir insandan duyarak........vs. ulaşabilirsiniz.
Eldeki delilleri yeterli bulup ikna olmak,veya yeterli bulmayıp ikna olmamak "tamamen bireyin iç dünyasına" kalmış birşeydir.
Suyun kaldırma kuvveti,2x2=4,yerçekimi gücü tüm bunlar da inancımızdan başka birşey değil.Biri tam tersi delillerle gelip bu inançlarımızı çürütüp-ikna edinceye kadar bunların gerçekliğine iman ederiz.
Elindeki deliller o şeye kuvvetli bir şekilde inanmanı sağlıyor sadece o kadar.Yani inancını arttırıyor.
Adının Oktay olması yönündeki deliller de bugüne kadar seni hep ikna etmiş ve adının Oktay olduğuna inanıyorsun.
Dünyamızın yuvarlak olduğuna delillerin sonucu ikna olmuşsun ve iman ediyorsun.
Bunun tam tersi sana gösterilip-ikna oluncaya kadar da bu inancını sürdüreceksin.
Bir ara bilimadamları insan yapımı bir aracın 100 küsur km/saatten fazla hız yapamıyacağını formüllerle ispatlamışlar.Ama inançlarının yanlışlığı sonradan ortaya çıkmış.
Aya çıkış örneğimde aya çıkılabilirliği söylemedim.ABD'nin o tarihte aya çıkıp çıkmamasından bahsettim.O olayın düzmece olduğunu iddia edenler delillerini sundurlar ve bugün bir kısım insan onlara inanmakta.Şimdi bizim amerikalıların o tarihte aya ayak basmalarına inanmamız bizim inancımız,inanmayanların inancı ise onların inancıdır.Çünkü bilgi denilen şey de inançtan başka birşey değildir.
Ayrıca aya çıkılabilirliğin sınanması da o konudaki inancımızı belirler.Eğer ikna olursan "sen aya çıkılabileceğine iman edersin" hepsi bu.O tekrar ve gözlemler senin ikna olup "inanmanı " sağlar.Yine ta ki biri sana bunun yanlışlığını gösterip seni tersine ikna edene kadar.
Ve bu bilginin-inancın kabulü tamamiyle bireyseldir.Tüm bilimadamları bir bilgiye inanırken,bir bilimadamı çıkıp o bilginin yanlış olduğuna inanıyor ve ispatlarıyla günün birinde o inancı yıkabiliyor.Önemli olan bireyin o bilgiye inanıp inanmamamısıdır.Herşey bireyseldir.İnananların sayısının çokluğunun hiçbir önemi yoktur.
Ve birey eldeki delilleri yeterli bulup inanmak veya yeterli bulmayıp inanmamak konusunda tamamen özgürdür.Bilimsel bilgi adı verilen inanç da bundan başka birşey değildir.
Selam ve sevgiler.
OktayD Posted: Feb 22 2006, 05:57 PM
kidemli üye
Group: Members
Posts: 200
Member No.: 4
Joined: 30-January 06
Sayın Emre,
Hiç iyi örnekler vermemişsiniz yine. Dünaynın yuvarlaklığı, adımın Oktay olması, bir deneyin gerçekliği, vs..
Bunlar bilimin konusu değil. Bilim bir deneyin "gerçek"liğiyle ilgilenmez. Bilim gerçek hakkında konuşmaz, gerçek sanılan hakkında konuşur. Biz burada "gerçek"ten söz etmiyoruz. Bilgiden söz ediyoruz. Bilimsel bilgi diğer bilgilerden ayrılır. Çünkü aynı bilgiye aynı prosedürleri uygulayarak ulaşabilirsiniz. Gerçek olsun ya da olmasın. Şu anda yaşadığınız hayat bir rüya bile olsa, bilim der ki: "bu rüyada bu koşullar altında bunlar olur". Bu dünyanın rüya mı gerçek mi olduğu bilimin konusu değildir. Belki birgün yeni bir şeyler bulunur da konu kapsamına alınır ama şu anda bilim bilginin "gerçekliğiyle" ilgili hiçbir şey söyleyemez! Sadece aynı şeyi tekrarlayınca sonucun ne olacağını söyler.
Dünya yuvarlaktır dedik. Hayır öyle değildir! Ya da öyledir! Bu tamamen bakış açısıdır, yorumdur, inançtır. Bunda haklısınız. Ama bilim şöyle der: "Eğer biri yüzeye paralel olacak şekilde hiç sapmadan dosdoğru ilerlerse (jeodezik üzerinde giderse), tekrar başladığı yere (çok hassas olarak o yerin komşuluğuna) varır". Bilim bunu söyler, siz denersiniz ve görürsünüz. Ben denerim öyle olur, vs. Sonra biri çıkıp dünyanın şeklinin bir topa benzediğini söyler. Evet benziyor olabilir ama bu bilimsel bir önerme değildir. Sadece yorumdur, kolaylıktır, kısaltmadır. Bu kahrolası rüyada deneylerinizin sonucunu bilim öngörecektir. İster gerçek olsun ister olmasın. Bunları söyleyince aklıma Platon geldi. İdealar alemi vs. Ya da matrix tarzı şeyler. Eğer Platon haklıysa, bilim idealar aleminin gölge oyununu çözmeye çalışıyor. Eğer matrix gibi bir olgu doğru olsaydı bu sefer de bilim yaşadığımız bilgisayar programının algoritmalarını anlamay irdelemeye çalışıyor. Agnostizm gerçeğin de bilinemeyeceğini öngörür. Aklıma Einstein'ın bir sözü geldi: "Gerçek yoktur, gerçek sanılan vardır".
Matematik örneğine gelince, 2x2=4 önermesinin kanıtını hiç biliyor musunuz? Gördünüz mü? Uğraştınız mı? Bu örneği sırf ağızlara takıldığı için bilerek söyledim. Yoksa sizden her sayılabilir kümenin altkümelerinin de sayılabilir olduğunun kanıtını istemedim. Hani insanlar "iki kere iki dört eder" lafını gerçeklik göstergesi olarak söylerler ya o yüzden. Neden 2 kere 2 başka bir şey değildir? Olamaz mı? Evet, bal gibi olur. Ama başka bir sayı kuramı oluşturmak zorunda kalırız. Ama bu mevcut kurama göre 2 kere 2 dört etmek zorunda. Bu bir gerçekliktir. Ama soyut bir gerçeklik. Bunun fiziksel bir gerçekliği yoktur, soyut bir gerçekliği vardır. Ama fiziksel bir bilgiye indirgenebilir. İndirgendiğinde bu soyut gerçekliği kullandığınız için o sizin fiziksel bilginizin soyut modelidir. Bu model gerçektir, eğer deney kuralına uygunsa bu model deneysel bilgiden yeni bilgiler çıkarmaya başlar, bu şekilde ilerlenilir. Ama 2x2=4 ün kanıtının nasıl bir şey olduğunu bildiğinizden şüpheliyim.
bilim agnostik olmalıdır. Şu anda agnostik olmasa bile öyle olmalıdır. Eskiden değildi, bu yüzden çok şey (bunların arasında can da var kişilik de var, zaman da var) kaybedildi. Bilim Tanrı diye bir bilgiden yoksun olmalıdır. Ya da bilimin Tanrısı matematik olmalıdır! Bilim ona tapmalıdır. Ama tapamaz, çünkü bilim bir kişilik değildir. Bilimadamına gelince, agnostik olmayanlar da olabilir, olanlar da. Buna bilim karışamaz, ama karışacağı şey adamın makalesinde bunu yansıtmamasıdır. Bilime sunulan her şey agnostik olmalıdır, bilimadamı en nurcu ya da en kafir olsa da sunduğu şey agnostik olmalıdır.
QUOTE
Eldeki delilleri yeterli bulup ikna olmak,veya yeterli bulmayıp ikna olmamak "tamamen bireyin iç dünyasına" kalmış birşeydir.
QUOTE
Ve bu bilginin-inancın kabulü tamamiyle bireyseldir.Tüm bilimadamları bir bilgiye inanırken,bir bilimadamı çıkıp o bilginin yanlış olduğuna inanıyor ve ispatlarıyla günün birinde o inancı yıkabiliyor.Önemli olan bireyin o bilgiye inanıp inanmamamısıdır.Herşey bireyseldir.İnananların sayısının çokluğunun hiçbir önemi yoktur.
Dediğim gibi, birey istediği haltı yesin ama bilim inanç içermez. birey istediği kadar içerse de...
Bilim ortaya konulanı söyler, kanıtları koyar. birey bunlara inanmasa da önemli değildir. İnanmıyorsa gidip kendisi görsün, sınasın, deneyini yapsın. İkna olmadıysa, gelsin bilimsel yöntemlerle çürütsün. Bilim, çürütümünü çürüttükten sonra hala ikna olmadıysa gitsin futbolcu falan olsun!
Şu ay örneğini de hiç sevmedim. Yani ABD nin bir kere bilimsel bir kanıtı olup olmadığını bilmiyoruz ki, tarihsel bir olay, sınanabilirliği çok alt düzeyde. Yani aya gidiş kanıtı olduğunu görmediğim bir bilgi. Beni ilgilendirmiyor.
Kanıtların yeterli olması demek, bir şeyin olması için önerilen matematiksel modelin fiziksel sonuçlarla uyuşması demektir. Burada ikna söz konusu değildir. Önerilen matematiksel model deney sonuçlarını kanıtlanması istenilen bilgiye götürüyor ve her aynı deney olduğunda bu böyle oluyorsa, istenilen kanıtlanmıştır.
Saygı Sevgi ve Mantık...
Emre_1974tr Posted: Feb 22 2006, 06:30 PM
kidemli üye
Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06
Sevgili Oktay benim verdiğim örneklerin iyi ve yerinde olduğunu,ancak söylediklerimi anladığınızda görebilirsiniz.O zamanda zaten benim görüşümde buluşmuş olacağız.
1-Dünyanın yuvarlaklığıyla ilgili söylediğiniz:"Eğer biri yüzeye paralel olacak şekilde hiç sapmadan dosdoğru ilerlerse (jeodezik üzerinde giderse), tekrar başladığı yere (çok hassas olarak o yerin komşuluğuna) varır". Savı da bir inançtan ibarettir hiçbirşey değişmez.
Bunun böyle olduğuna birşeyler sizi ikna etmiştir ve siz de buna iman etmişsinizdir bilimadamı olarak.
Tıpkı suyun kaldırma kuvvetine ikna olduğunuz gibi.Ve bu da sizin inancınızı oluşturur.Ben gerçeklikten falan bahsetmiyorum.Bilginin doğruluğu veya yanlışlığından da bahsetmiyorum.Bunun sadece sizin inancınız olduğu gerçeğinden bahsediyorum.
Bütün bilgilerin senin inançlarından başka birşey değildir.İster bilim alanında olsun,ister adının Oktay olduuğuna inanman olsun.
2-Hayır bilim ateist veya agnostik değildir.Olmamalıdır da...Bu sadece sizin görmek istediğiniz,yanlış "inancınıza" bağlı bir önyargıdır.Bilim bu yanlış önyargılardan arındırılarak gerçek yargı üzerinde temellendirilmelidir.
3-Bilimsel kabulleri oluşturan bilimadamları da birer bireydir.Onlar da aynı şekilde "bireysel inançlarını" bir sonuca bağlayarak insanlara "bilimsel bilgi" adıyla sunuyorlar.Ama yine de inancın sunulmasından başka birşey yok ortada.Ondan sonra da bilimadamlarından biri,meslektaşlarının "yanlış inanç" üzerinde olduğunu görüp onların bu inançlarını paylaşmıyor.Daha sonra da ispatlarıyla onların yanlış inançlarını yıkıveriyor.
Bir şeyin doğruluğuna veya yanlışlığına iman etmek tamamen bireye kalmış birşeydir.Eldeki delilleri ister yeterli bulup ikna olursun,ister bulmayıp rededersin.Kelle sayısının-çoğunluğun ne dediğinin en ufak bir önemi yoktur.
4-Hayır Ay örneğini canlı yaşayanlar var.Yayınlarla izleyenler var.Hatta eğer gerçekten çıktılarsa aya çıkan astronotlar var.Şimdi bunların ve bizlerin eldeki delilleri yeterli bulup bu olaya inanmamız bizim inancımız,buna karşı deliller getirip inamayanların inancı ise onların....
Eğer sen uzay gemisine binip aya gidersen,bu delili yeterli bulup "kendinin aya çıktığına inanmak" senin inancını oluşturmaktadır.Bu deneyimin ve gözlemin seni ikna etmiştir.Artık sen kendinin aya çıktığına "inanmaktasındır".Ve inancından başka birşey değildir.
5-Bilim tamamiyle inanç içerir.Yine bilimsel yöntemlerle kanıtlandığına inanılan bir şeye "iman edilmeye" başlanır.Bilim zaten tamamiyle inanç(bilgi) üzerine kuruludur.Bunun tersini iddia etmek bile saçmadır.İnancı-bilgiyi kaldırırsanız bilimin de canını okursunuz.
Bu bağlamda bilim tamamiyle inanç üzerine kurulu olduğu gibi,ateist veya agnostik de değildir.Böyle bir zemin üzerine koymaya kalkanlar kendi önyargıları ve inançlarında bağnazca ısrarlılar demektir.
Gerçi her felsefede bir kabul var,ama bunlardan "yanlış inanç" üzerine olanlar "yanlış yoldalar" demektir.Tüm mesele bu önyargıların ve yanlış inançların yıkılmasında .Gerçeğin görülebilmesinde.....
Özellikle de bilgilerinizin inançlarınız olduğunu görebilmenizde...İkisini ayrı olarak görme yanılgısından kurtulmakta.....
Selam ve sevgiler.
12 Temmuz 2011 Salı
11 Temmuz 2011 Pazartesi
Mısır Firavunlarının çaprazlama merakı
Hıristiyan yazar Texe Marrs Mısır Firavunlarının bacakları ve kolları çaprazlama konuma getirme takıntısının nedenlerinden bahsediyor:
İn ancient Egypt, the mark of "X" and the symbol of cross-bones in the symbol of an X was very prominent in religious contexts. You can find the X on the walls of a number of ancient Egyptians temples and pyramids... It is the sign of Osiris, the great sun God..
The ancient pharaohs, when they were buried, had the legs crossed in the form of "X" as a sign of devotion to Osiris.''
Codex Magica (Texe Marrs)
Pagan Mısır dininde x işareti yani çapraz işareti kutsaldı:
These ancient Egyptian figures demonstrate how prevalent was Osiris' sacred sign, "X."


Taha Suresi
63. Dediler ki: "Şunlar, iki büyücüden başka birşey değillerdir. Büyüleriyle sizi toprağınızdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu silip yok etmek istiyorlar.
64. "Hemen hünerlerinizi birleştirin; sonra saf bağlamış olarak gelin! Bugün, üstün gelen kurtulmuş olacaktır. "
65. Dediler: "Ey Mûsa, ya hünerini ortaya at yahut da ilk hüner sergileyen biz olacağız. "
66. Mûsa dedi: "Hayır, siz atın!" Bir de ne görsün! Onların ipleri, sopaları, yaptıkları büyüler yüzünden, kendisine gerçekten koşuyorlarmış hayaline verdi.
67. Mûsa birdenbire içinde bir korku duydu.
68. Şöyle dedik: "Korkma, üstün gelecek olan sensin!"
69. "Sağ elindekini yere bırak! Onların, sanayi olarak ortaya çıkardıklarını yalayıp yutsun. Onların sanayi olarak ürettikleri sadece bir büyücünün hilesidir. Büyücü ise nereye gitse iflah etmez. "
70. Bunun üzerine büyücüler secdelere kapanıp şöyle seslendiler: "Hârun`un ve Mûsa`nın Rabbine inandık!"
71. Firavun dedi: "Ben izin vermeden ona inandınız öyle mi? O size, büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Yemin olsun, ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve yemin olsun sizi hurma ağaçlarına asacağım. O zaman iyice bileceksiniz, hangimizin azabı daha şiddetli ve sürekli. "
72 Dediler: "Biz seni, bize gelen açık-seçik kanıtlara ve bizi yaratmış olana asla tercih etmeyeceğiz. Verdiğin hükmü uygula. Senin hükmün olsa olsa bu dünya hayatında geçer. "
***
Bu çaprazlama işareti pagan Mısır dininde kutsaldı ve bu yüzden özellikle kol ve bacakların çaprazlanma ritüelleri vardı.
Kolları ve bacakları X pozisyonunda tutma geleneği dünyanın dört bir yanındaki diğer pagan uygulamalarda da görülebilir. Örneğin uzakdoğuda Hindular meditasyon yaparken bacakları çaprazlarlar.
Kuran`da, Firavunun bu geleneğinin olduğu bilgisinin verilmesi gerçekten çok önemlidir.
Selam
İn ancient Egypt, the mark of "X" and the symbol of cross-bones in the symbol of an X was very prominent in religious contexts. You can find the X on the walls of a number of ancient Egyptians temples and pyramids... It is the sign of Osiris, the great sun God..
The ancient pharaohs, when they were buried, had the legs crossed in the form of "X" as a sign of devotion to Osiris.''
Codex Magica (Texe Marrs)
Pagan Mısır dininde x işareti yani çapraz işareti kutsaldı:
The mummy of Rameses the Great (1279-1213 B.C.) was found in this cedarwood sarcophagus. This pharaoh is thought by Egyptologists to be the ruler who enslaved the Israelites and forced them to build cities.
Painting from the Tomb of Rameses I, Valley of the Kings, West Thebes, in Egypt.
The identity of the legends is also confirmed by this hieroglyphic picture, copied from an ancient Egyptian monument, which may also enlighten you as to the Lion's grip and the Master's gavel.
Codex Magica
TEXE MARRS
Bu durum belki, geçmişte Firavunun neden tehdit olarak bacakları ve kolları çaprazlama kestirmekten bahsettiğini açıklayabilir.
Taha Suresi
63. Dediler ki: "Şunlar, iki büyücüden başka birşey değillerdir. Büyüleriyle sizi toprağınızdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu silip yok etmek istiyorlar.
64. "Hemen hünerlerinizi birleştirin; sonra saf bağlamış olarak gelin! Bugün, üstün gelen kurtulmuş olacaktır. "
65. Dediler: "Ey Mûsa, ya hünerini ortaya at yahut da ilk hüner sergileyen biz olacağız. "
66. Mûsa dedi: "Hayır, siz atın!" Bir de ne görsün! Onların ipleri, sopaları, yaptıkları büyüler yüzünden, kendisine gerçekten koşuyorlarmış hayaline verdi.
67. Mûsa birdenbire içinde bir korku duydu.
68. Şöyle dedik: "Korkma, üstün gelecek olan sensin!"
69. "Sağ elindekini yere bırak! Onların, sanayi olarak ortaya çıkardıklarını yalayıp yutsun. Onların sanayi olarak ürettikleri sadece bir büyücünün hilesidir. Büyücü ise nereye gitse iflah etmez. "
70. Bunun üzerine büyücüler secdelere kapanıp şöyle seslendiler: "Hârun`un ve Mûsa`nın Rabbine inandık!"
71. Firavun dedi: "Ben izin vermeden ona inandınız öyle mi? O size, büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Yemin olsun, ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve yemin olsun sizi hurma ağaçlarına asacağım. O zaman iyice bileceksiniz, hangimizin azabı daha şiddetli ve sürekli. "
72 Dediler: "Biz seni, bize gelen açık-seçik kanıtlara ve bizi yaratmış olana asla tercih etmeyeceğiz. Verdiğin hükmü uygula. Senin hükmün olsa olsa bu dünya hayatında geçer. "
***
Bu çaprazlama işareti pagan Mısır dininde kutsaldı ve bu yüzden özellikle kol ve bacakların çaprazlanma ritüelleri vardı.
Kolları ve bacakları X pozisyonunda tutma geleneği dünyanın dört bir yanındaki diğer pagan uygulamalarda da görülebilir. Örneğin uzakdoğuda Hindular meditasyon yaparken bacakları çaprazlarlar.
Kuran`da, Firavunun bu geleneğinin olduğu bilgisinin verilmesi gerçekten çok önemlidir.
10 Temmuz 2011 Pazar
Kuran`a göre canlılar birbirinden ayrı yaratılmışlardır
Yazımın bu ilk bölümünde evrimsel yaratılışı savunanların iddialarına kısaca cevap vermeyi hedefledim. İlerideki günlerde kaleme alacağım devam yazımda ise bu evrim inancının içyüzünü, amacının ne olduğu konusunu ele alıp, buna karşılık Kuran`a göre canlıların yaratılışının nasıl olduğunu göstereceğim inşallah.
Evrimci yaratılışçıların bir kısmı Adem`i birey olarak kabul etmeme eğilimi içindeyken, bir kısmı da Adem`i ilk insan olarak kabul etmeme eğilimindedir.
Gerçekte ise Adem ilk insan ve ilk insan elçidir. Ve de tabiatıyla, bir bireydir de aynı zamanda.
Elçi olduğunu hayat hikayesindeki ayrıntılarda görüyoruz zaten(Allah`tan doğrudan aldığı ayetler, özel görevi vs. )
Ayrıca şu ayet de bunu tamamlar:
Ali İmran Suresi 33 Allah; Adem`i, Nuh`u, İbrahim Ailesi`ni, İmran Ailesi`ni seçerek alemlere üstün kılımıştır;
İlk insan olduğu da yine ayetlerle çeşitli açılardan delilleriyle belirtilmektedir. Kendi tefsirini kendi yapan Kuran, Adem`in öyküsünü farklı surelerde ele alıyor. ÖRNEĞİN BAKARA VE HİCR SURELERİNE BAKALIM:
BAKARA
30. Bir zamanlar Rabbin meleklere: "Ben, yeryüzünde bir halife atayacağım. " demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: "Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysa ki bizler, seni hamd ile tespih ediyoruz; seni kutsatıp yüceltiyoruz. "Allah şöyle dedi: "Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim. "
31. Ve Adem`e isimlerin tümünü öğretti. Sonra onları meleklere göstererek şöyle buyurdu: "Hadi, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler iseniz. "
32. Dediler ki: "Yücedir şanın senin. Bize öğretmiş olduğunun dışında bilgimiz yok bizim. Sen, yalnız sen Alim`sin, herşeyi en iyi şekilde bilirsin; Hakim`sin, herşeyin bütün hikmetlerine sahipsin. "
33. Allah buyurdu: "Ey Adem, haber ver onlara onların adlarını. "Adem onlara onların adlarını haber verince, Allah şöyle buyurdu: "Dememiş miydim ben size!Ki ben, göklerin ve yerin gaybını en iyi bilenim. Ve ben, sizin açığa vurduklarınızı da saklayageldiklerinizi de en iyi biçimde bilmekteyim. "
34. O vakit biz meleklere, "Adem`e secde edin" demiştik de İblis dışında tümü secde etmişti. İblis yan çizmiş, kibre sapmış ve nankörlerden olmuştu.
*************
ŞİMDİ BU ADEM`İN İLK İNSAN OLDUĞUNU KESİN OLARAK BELİRTEN VE AYNI ÖYKÜYÜ DEĞİŞİK AÇIDAN ANLATAN HİCR SURESİNE BAKALIM:
HİCR
26 Yemin olsun, biz insanı; kuru çamurdan, değişken-cıvık bir balçıktan yarattık.
27 Cini/İblis`i de daha önce kavurucu ateşten yaratmıştık.
28 Hatırla o zamanı ki Rabbin meleklere, "Ben, kupkuru bir çamurdan, değişken, cıvık balçıktan bir insan yaratacağım. " demişti.
29 "Onu, amaçlanan düzgünlüğe ulaştırıp öz ruhumdan içine üflediğim zaman, önünde hemen secdeye kapanın. "
30 Meleklerin tümü, toplu halde secde ettiler.
31 İblis müstesna. O, secde edenlerle beraber olmaya karşı çıktı.
32 Allah dedi: "Ey İblis! Sana ne oluyor da secde edenlerle beraber olmuyorsun?"
33 Dedi: "Kuru bir çamurdan, değişken-cıvık bir balçıktan yarattığın bir insana secde etmek için var olmadım. "
Ayet cımbızlamaya çalışan evrimciler, ilk insan olan Adem`in yaratılış öyküsünü anlatan Bakara Suresini ele alıp, buna karşılık aynı olayı anlatan Hicr Suresini görmezlikten gelmeye çalışıyorlar. Böylece Bakara Suresindeki "atamak" ifadesini alıp "orada yaratmaktan değil atamakdan bahsediyor" diyorlar. Ama gerçekte ise Hicr Suresinde yaratmaktan da bahsediliyor.
Ayetleri cımbızlamadan bütünlük içinde bakınca gerçek tablo ortaya kolayca çıkıyor.
HİCR
26 Yemin olsun, biz insanı; kuru çamurdan, değişken-cıvık bir balçıktan yarattık.
27 Cini/İblis`i de daha önce kavurucu ateşten yaratmıştık.
28 Hatırla o zamanı ki Rabbin meleklere, "Ben, kupkuru bir çamurdan, değişken, cıvık balçıktan bir insan yaratacağım. " demişti.
Yani ayetin birini görüp diğerini görmezlikten gelmeyeceğiz.
Ve de ayetlere sembolik anlamlar yüklemeyeceğiz.
Kuran apaçık ayetler içerdiğini defalarca vurgulamaktadır:
Maide Suresi 15 Ey Ehlikitap! Resulümüz size geldi. Kitap`tan saklamış olduklarınızın çoğunu size ayan-beyan açıklıyor; çoğundan da geçiyor. Şu bir gerçek ki, size Allah`tan bir ışık ve apaçık bir Kitap gelmiştir.
Yusuf Suresi 1 Elif, Lâm, Râ. O apaçık, apaydınlık Kitap`ın ayetleridir bunlar.
Şuara Suresi 2 İşte sana gerçeği apaçık gösteren Kitap`ın ayetleri...
Kuran bir sırlar-semboller kitabı değil, herkesin anlayabileceği ve bire bir gerçek bilgiler içeren net bir kitaptır. Zaten ayetlere sembolik anlamlar yükleyerek ve/veya ayet cımbızlayarak aklınıza gelebilecek her öğretiyi kitaba onaylatmaya kalkabilirsiniz. Kitabı bütünlük içinde ve apaçık birinci anlamında ele alacağız.
****************
Önce ateşten cinler, sonra da topraktan ilk insan Adem yaratılıyor.
Ayetlere sembolik anlamlar yükleyerek, ayet cımbızlayarak pagan evrim inançlarını kitaba yamamaya çalışanlar, çaresizliklerinden bir de şurda cımbızlama ve çarpıtma işlemi yapıyorlar:
2/213 "İnsanlar tek bir topluluktu. Daha sonra Allah onlara müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler gönderdi. "
Yine ayet cımbızlama ve hatta bununla da yetinmeyip anlamı eğip bükme işlemi yapanlar, bu ayette sanki insanlar tek bir ümmetken hiç elçi yoktu gibi bir anlam yüklemeye kalkıyorlar. Halbuki orada ilk elçiden bahsedilmiyor, sonra yapılan işlemden bahsediliyor.
Benzer bir örnek şurada da var eğer kitaba bütünlük içinde bakılsa:
HADİD
26 Yemin olsun, Nûh`u ve İbrahim`i de resul olarak gönderdik. Peygamberliği ve Kitap`ı bunların soyları arasına koyduk. O soylardan bir kısmı hidayete ermiştir. Ama onlardan çoğu, yoldan çıkmış olanlardır.
27 Sonra onların eserleri üzere, resullerimizi art arda gönderdik. Meryem`in oğlu İsa`yı da onların ardınca gönderdik. Ona İncil`i verdik; ona uyanların gönüllerine şefkat ve merhamet koyduk. Bir bid`at olarak ortaya çıkardıkları ruhbaniyeti, onlar üzerine biz yazmamıştık. Allah`ın rızasını kazanmak için ortaya çıkardılar. Ama ona gerektiği şekilde saygılı olmadılar. Onların, iman edenlerine ödüllerini verdik. Onlardan çoğu yoldan çıkmış olanlardır.
27. ayette yine "sonra resullerimizi art arda gönderdik" şeklinde ifade var. Ama neden sonra? Nuh ve İbrahim`den sonraki bozulmadan sonra... Yani bu ifadeyle anlatılan bu gönderilenlerin ilk peygamber oldukları değil, yine peygamberlerin gönderilmiş olduğu bilgisidir.
Aynı şekilde 2/213 de de anlatılan ilk elçiler değil, yapılan işlemdir. "Bundan sonra şu sebepten dolayı elçiler gönderildi vs. "
Evrimsel yaratılışı savunanların yine ayetlerin bir kısmını cımbızlayıp, diğer kısmını görmezden gelmeye çalıştığını görüyoruz.
Adem`in eşi:
35 Ve Âdem`e şöyle buyurmuştuk: "Ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleşin ve orada dilediğiniz yerde, bol bol yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zulme sapanlardan olursunuz. "
Nisa Suresi 1 Ey insanlar! Sizi bir tek canlıdan yaratan, ondan eşini vücuda getiren ve o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinize karşı gelmekten sakının. Adını anarak birbirinizden dilekler dilediğiniz Allah`tan korkun. Rahimlerin haklarına saygısızlıktan da sakının. Şu bir gerçek ki Allah, Rakîb`dir, sizin üzerinizde sürekli ve titiz bir gözetleyicidir.
A`raf Suresi 19 "Ey Adem! Sen ve eşin cennette oturun, dilediğiniz yerden yiyin ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa ikiniz de zalimlerden olursunuz. "
Adem`i ve eşini birer birey kabul etmeyip onlara sembolik anlamlar yüklemeye kalkan evrimciler yine bu apaçık ayetlerin bir kısmını görmezden gelmeye çalışırlar. Örneğin sadece NisaSuresi 1. ayeti göstererek, Adem`in eşinden bahseden diğer 2 ayeti görmezden gelmeye çalışırlar ve aslında onun şahıs olmadığını iddia ederler. Zaten öğretilerini ayakta tutmalarının başka yolu da yok. Ya ayet cımbızlayacaklar ya da ayetlere temsili anlamlar yükleyecekler... Fakat kitaba bütünlük içinde baktığımızda Adem bir birey olduğu gibi, açıkça eşinden de defalarca bahsedilmektedir.
Adem`den sonra yaratılan insanlar olduğuna ve Adem`den önce de cinler olduğuna göre tabii ki adem yaratıldıktan sonra yalnız başına değildir ve ilk yaratılan insan, ilk "insan elçidir. ".
Adem`in birey olduğuna dair deliller vermeye devam edelim:
Ali İmran Suresi 59 Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “ol” dedi. Artık o, olur. (burada topraktan yarattı denilen Adem`dir).
İsa da tıpkı Adem gibi cinsellik olmadan yaratılmıştır, birinde baba yoktur, diğerinde ise hem anne hem de baba yoktur, durumları benzerdir. Yani klasik "anne+baba(seks)=doğum" şeklinde dünyaya geliş değil de, cinsellik aracı edilmeden sıradışı yaratılmaları söz konusudur.
Ayrıca İsa ve Adem`in isimleri Kuran`da 25`er kez geçmektedir. Bu da ikisinin yaratılışı arasındaki benzerliğe bir başka işarettir aynı zamanda.
İkisi arasındaki diğer bir parelellik de içlerine doğrudan ruh üflenmesi yani temel vahyin işlenmesidir:
Secde
7. O, odur ki, yarattığı her şeyi güzel yarattı. Ve insanın yaratılışına çamurdan başladı.
8. Sonra onun neslini bir üsareden, hor görülen bir sudan oluşturdu.
9. Sonra ona bir biçim verdi ve onun içine kendi ruhundan üfledi. Sizin için, işitme gücü, gözler ve gönüller vücuda getirdi. Ne kadar da az şükredersiniz!
Tahrim Suresi
12. Ve Allah, ırzını bir kale gibi koruyan İmran kızı Meryem`i de örnek verdi. Biz onun içine ruhumuzdan üfledik. Ve o, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdikledi de içten bağlananlardan oldu.
Kuran`da "ruh" kelimesi 2 anlamda kullanıyor:
ruh=vahiy(ilahi bilgi)
Ruh=vahiy meleği
Bu ruh yani vahiy ilk insana yüklendikten sonra, diğerlerine anne ve babadan aktarım yoluyla geçiyor. Ve İsa da babasız yani cinsellik olmadan dünyaya geldiği için(tıpkı Adem gibi) ona da bir kez daha özel olarak vahiy yani ruh işlenmesi söz konusu oldu:
Enbiya; 91: Ve o, ırzını titizlikle koruyan kadın. Ona ruhumuzdan üfledik de onu ve oğlunu âlemler için bir mucize yaptık.
Yine bu açıdan da Adem ile İsa`nın yaratılışı arasında bir parellilik vardır.
YARATILIŞIN SÜRESİ
Bu ol demenin vücuda gelmesi bizim açımızdan, yani zaman boyutumuzda trilyonlarca yıl da olabilir, bir salise de olabilir, fark etmez.
Adem`in anne babasız direkt topraktan türediğini açıkça ve detaylı bir şekilde ayetler veriyor.
Adem`i oluşturan toprak su ile bir araya gelip, isterse milyonlarca veya milyarlarca yılda son şekle gelmiş olsun fark etmez. Şekli tamamlanıp canlılık kazanınca Adem ilk insan Adem oluyor.
Yani buradaki vurgu bizim açımızdan kısa veya uzun sürede oluşmuş olması değil, arada başka bir canlı türünün ve hatta anne ve babanın bile olmamasıdır.
Yoktan yaratılış sadece Big Bang de(hatta belki ondan da öncesinde)... Ondan sonra eldeki malzemeler kullanılarak aşama aşama yaratma var. Ve geçen süreler var, devirler var.
Ama bunu evrimle karıştırmamak için öncelikle evrimin ne olduğunun, derinliğiyle bilinmesi gerekiyor.
Evrime göre tüm canlılar birbirinden türemek durumundadır ve sonsuza dek de sürekli değişmek zorundadır. Ve sürekli daha üst seviyeye doğru, mükemmele dolu yol almalıdır(tanrılaşmak).
Bu bağlamda evren bile yoktan var olmaz evrime göre, malzemesi en başından beri vardı ve sonsuza dek tanrılaşma yolunda da ilerleyip duracaktır değişim. Bu inanç 19. yüzyıla kadar sadece ruhçu olarak hakimken, bu 19. asırdan itibaren de ustaca bilim ve materyalizm dünyasına sokuşturulmuştur(bir iki uyarlama-değişiklik ile tabii). Ayrıca komünizm de böyle evrim gibi ruhçuluktan gelme pagan bir inançdır.
İşte Kuran`daki yaratılışın farkları burada kendini gösteriyor:
1- Madde sonsuzdan beri yoktur, yoktan yaratılmıştır. Allah`tan da ayrıdır. Hiçbirşeyden türememiştir.
2- Evrenin doğması, büyümesi ve yaşlanması bir tekamül evrim değildir. Sadece kendi içindeki evrelerdir. Zaten yaşlanması ve içine çöküp kapanması kıyamettir, yok oluştur. Tıpkı insanın doğması, büyümesi ve yaşlanması gibidir yani. Veya bir insanın anne karnında geçirdiği aşamaları anlatan ayetler evrimi değil, aynı canlının kendi içindeki evrelerini anlatmaktadır.
3- Hiçbir canlı başkasından türemek zorunda değildir. Allah evreni nasıl yoktan yaratıysa, Adem`i de hem de anne ve babasız yaratmıştır. Yani biyolojik big bang ler de vardır. Ve burada yaratılma süresi isterse milyonlarca yıl olsun fark etmez, atasız yaratılma var.
4- Evrime göre herşey sonsuza dek değişmek ve farklı bir yaratığa dönüşmek zorundadır. Kuran`a göre ise tam tersine Allah`ın yarattığı canlılar bir emir gelmedikçe sabittir. Hele ki ahiret evreninde(Rabbin Katı) o kadar sabittir ki, cennette yaşlanma bile yoktur sonsuza dek.
Ve bu insanlardan evvel ateşten yaratılmış cinler var ayetlere göre. Melekler de böyle cinler gibi şuurlu ve imtihan içindeki varlıkların nasıl bozgunculuk yaptıklarını bildiklerinden, insanın ilk yaratılışında karşı çıkmaya kalkıyorlar(bakara). Bu geçmişteki olanlara bakıp bir yanlış tahmin yürütmedir sadece meleklerce.
Adem`in de tıpkı İsa gibi cinsellik olmadan yaratılmasından tutun da, ahiretteki yaratılışın da ilk yaratılış gibi doğrudan topraktan olacağını söyleyen ayetler, ayrıca İsa`nın topraktan şekiller yapıp Allah`ın izni ile üfleyip yaratmaya vesile olması vs. hep paralel ifadelerdir. Adem`in bırakın atalarının olmasını, anne ve babası bile yoktu. Aynı şekilde, ilk yaratılış gibi olacağı belirtilen ahiretteki yaratılışın da doğrudan topraktan ve atasız bir şekilde gerçekleşeceği anlatılmaktadır ayetlerde.
Bu yönde sayısız delil var Kuran`da.
NUH SURESİ
17. Ve ALLAH sizi topraktan bir bitki olarak bitirdi.
18. Sonra sizi ona döndürecek ve sizi tekrar çıkaracaktır.
Görüldüğü üzere bir bitki gibi ilk insan(veya insanlar) doğrudan topraktan yaratılıyor ve ahiret yaşamı için olan ikinci yaratılışta da yine atasız, bir bitki gibi doğrudan topraktan insanlar yaratılıyor. Ama işin ilginci, yine ayet cımbızlamaya kalkan evrimciler bu bitki gibi yerden bitirmekten bahseden ayeti tek başına ele alıp evrime delil gibi sunmaya çalışıyorlar. Ama görüldüğü üzere tam tersine, bu ayet evrim inancını bitirmektedir.
Şimdi evrimcilerin aynı şekilde kendi görüşlerine delil gibi sunmaya çalıştıkları ama aslında yine tam tersine, evrimsel yaratılışın olmadığını kanıtlayan diğer ayet örneklerine bakalım:
29: 19 ALLAH’ın yaratılışı nasıl başlatıp, nasıl tekrarladığını görmediler mi? Bu, elbette ALLAH için kolaydır.
29: 20 De ki, “Yeryüzünü dolaşın ve yaratılışın nasıl başladığını görün. ” Sonra, yine ALLAH (ahiretteki) son yaratılışı başlatacaktır. ALLAH’ın her şeye gücü yeter.
29: 19 ayetinde ilk insanın(ya da insanların) doğrudan topraktan(ve de sudan) yaratılışıyla işlemin başladığı, daha sonra ise doğum yoluyla sürekli olarak bu işlemin tekrarlandığına vurgu var. Ve tamamlayıcı olarak hemen ardından gelen 29: 20 ayetinde de "ilk insanın yaratılışı ile ahiret evrenindeki yaratılış arasında benzerlik olduğu" vurgulanmaktadır. Peki ahiretteki yaratılış nasıl olmaktadır? Doğrudan topraktan, atasız bir yaratılış şeklinde olmaktadır ayetlerde açıkça belirtildiği üzere. Yani sonsuz yaşam için olan ikinci yaratılışta; anne+baba(seks)=doğum şeklinde değil de birbirinden bağımsız olarak, ayrı ayrı bireylerin birden, topraktan doğrudan yaratılması söz konusudur. İşte ilk insan veya insanların yaratılışının da bu şekilde olduğu vurgulanmaktadır bu ayette. 29: 20 De ki, “Yeryüzünü dolaşın ve yaratılışın nasıl başladığını görün. ” Sonra, yine ALLAH (ahiretteki) son yaratılışı başlatacaktır. ALLAH’ın her şeye gücü yeter.
Zaten Adem ile İsa`nın benzer olduğunu vurgulayan ayet de bunu anlatmaktadır. İlk insanın yaratılışında cinsellik aracı olarak kullanılmamıştır. Tıpkı İsa`da da olduğu gibi:
Ali İmran Suresi 59 Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “ol” dedi. Artık o, olur.
Ve de tıpkı ahiret evreninde de olduğu gibi:
NUH SURESİ
17. Ve ALLAH sizi topraktan bir bitki olarak bitirdi.
18. Sonra sizi ona döndürecek ve sizi tekrar çıkaracaktır.
Adem, İsa ve ahiret evrenindeki insanların yaratılışı atasız yani anne+baba(seks) olayı olmadan doğrudan olmaktadır. Ve de olmuştur dedik.
Yine cinsellik olmadan doğrudan topraktan yaratılışa bir başka örnek de, İsa`nın vesile olduğu canlı yaratma olaylarıdır:
Ali İmran Suresi 49 Onu, Beniisrail’e şöyle konuşan bir resul yapacak: “Şu bir gerçek ki, ben size Rabbinizden bir mucize getirdim: Ben, çamurdan, kuş görünümünde birşey yapar, ona üflerim de Allah’ın izniyle kuş oluverir. Ben, körü ve abraşı iyileştirir, ölüleri Allah’ın izniyle diriltirim. Evlerinizde yemekte ve biriktirmekte olduklarınızı size haber veririm. Eğer inananlarsanız, bunda sizin için tam bir mucize vardır. ”
Maide Suresi 110 Hani, Allah şöyle demişti: "Ey Meryem`in oğlu İsa! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi hatırla. Seni Ruhulkudüs`le desteklemiştim, beşikte iken ve erginlik çağında insanlarla konuşuyordun. Sana Kitap`ı, hikmeti, Tevrat`ı, İncil`i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş görünümünde bir şey yaratıyor, içine üflüyordun da o benim iznimle kuş oluyordu. Doğuştan körü, abraşı benim iznimle iyileştiriyordun. Benim iznimle ölüleri çıkarıyordun. İsrailoğullarını senden uzak tutmuştum. Hani, sen onlara açık-seçik ayetleri getirdiğinde, küfre sapanları şöyle deyivermişti: "Açık bir büyüden başka bir şey değil bu. "
Görüldüğü üzere yine tıpkı Adem, İsa ve ahiretteki insanların yaratılışında olduğu gibi, bu ayetlerde anlatılan İsa Peygamberin mucizelerinde kuş ve benzeri canlıların yaratılması da doğrudan topraktandır. Başka bir canlıdan türetilme söz konusu olmadığı gibi, anne ve baba, yani cinsellik bile yoktur bu özel yaratışlarda. Ahiretteki yaratılışın da aynı bu şekilde olmakta olduğu da defalarca vurgulanmaktadır yine Kuran`da.
(Birinci bölümün sonu)
Evrimci yaratılışçıların bir kısmı Adem`i birey olarak kabul etmeme eğilimi içindeyken, bir kısmı da Adem`i ilk insan olarak kabul etmeme eğilimindedir.
Gerçekte ise Adem ilk insan ve ilk insan elçidir. Ve de tabiatıyla, bir bireydir de aynı zamanda.
Elçi olduğunu hayat hikayesindeki ayrıntılarda görüyoruz zaten(Allah`tan doğrudan aldığı ayetler, özel görevi vs. )
Ayrıca şu ayet de bunu tamamlar:
Ali İmran Suresi 33 Allah; Adem`i, Nuh`u, İbrahim Ailesi`ni, İmran Ailesi`ni seçerek alemlere üstün kılımıştır;
İlk insan olduğu da yine ayetlerle çeşitli açılardan delilleriyle belirtilmektedir. Kendi tefsirini kendi yapan Kuran, Adem`in öyküsünü farklı surelerde ele alıyor. ÖRNEĞİN BAKARA VE HİCR SURELERİNE BAKALIM:
BAKARA
30. Bir zamanlar Rabbin meleklere: "Ben, yeryüzünde bir halife atayacağım. " demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: "Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysa ki bizler, seni hamd ile tespih ediyoruz; seni kutsatıp yüceltiyoruz. "Allah şöyle dedi: "Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim. "
31. Ve Adem`e isimlerin tümünü öğretti. Sonra onları meleklere göstererek şöyle buyurdu: "Hadi, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler iseniz. "
32. Dediler ki: "Yücedir şanın senin. Bize öğretmiş olduğunun dışında bilgimiz yok bizim. Sen, yalnız sen Alim`sin, herşeyi en iyi şekilde bilirsin; Hakim`sin, herşeyin bütün hikmetlerine sahipsin. "
33. Allah buyurdu: "Ey Adem, haber ver onlara onların adlarını. "Adem onlara onların adlarını haber verince, Allah şöyle buyurdu: "Dememiş miydim ben size!Ki ben, göklerin ve yerin gaybını en iyi bilenim. Ve ben, sizin açığa vurduklarınızı da saklayageldiklerinizi de en iyi biçimde bilmekteyim. "
34. O vakit biz meleklere, "Adem`e secde edin" demiştik de İblis dışında tümü secde etmişti. İblis yan çizmiş, kibre sapmış ve nankörlerden olmuştu.
*************
ŞİMDİ BU ADEM`İN İLK İNSAN OLDUĞUNU KESİN OLARAK BELİRTEN VE AYNI ÖYKÜYÜ DEĞİŞİK AÇIDAN ANLATAN HİCR SURESİNE BAKALIM:
HİCR
26 Yemin olsun, biz insanı; kuru çamurdan, değişken-cıvık bir balçıktan yarattık.
27 Cini/İblis`i de daha önce kavurucu ateşten yaratmıştık.
28 Hatırla o zamanı ki Rabbin meleklere, "Ben, kupkuru bir çamurdan, değişken, cıvık balçıktan bir insan yaratacağım. " demişti.
29 "Onu, amaçlanan düzgünlüğe ulaştırıp öz ruhumdan içine üflediğim zaman, önünde hemen secdeye kapanın. "
30 Meleklerin tümü, toplu halde secde ettiler.
31 İblis müstesna. O, secde edenlerle beraber olmaya karşı çıktı.
32 Allah dedi: "Ey İblis! Sana ne oluyor da secde edenlerle beraber olmuyorsun?"
33 Dedi: "Kuru bir çamurdan, değişken-cıvık bir balçıktan yarattığın bir insana secde etmek için var olmadım. "
Ayet cımbızlamaya çalışan evrimciler, ilk insan olan Adem`in yaratılış öyküsünü anlatan Bakara Suresini ele alıp, buna karşılık aynı olayı anlatan Hicr Suresini görmezlikten gelmeye çalışıyorlar. Böylece Bakara Suresindeki "atamak" ifadesini alıp "orada yaratmaktan değil atamakdan bahsediyor" diyorlar. Ama gerçekte ise Hicr Suresinde yaratmaktan da bahsediliyor.
Ayetleri cımbızlamadan bütünlük içinde bakınca gerçek tablo ortaya kolayca çıkıyor.
HİCR
26 Yemin olsun, biz insanı; kuru çamurdan, değişken-cıvık bir balçıktan yarattık.
27 Cini/İblis`i de daha önce kavurucu ateşten yaratmıştık.
28 Hatırla o zamanı ki Rabbin meleklere, "Ben, kupkuru bir çamurdan, değişken, cıvık balçıktan bir insan yaratacağım. " demişti.
Yani ayetin birini görüp diğerini görmezlikten gelmeyeceğiz.
Ve de ayetlere sembolik anlamlar yüklemeyeceğiz.
Kuran apaçık ayetler içerdiğini defalarca vurgulamaktadır:
Maide Suresi 15 Ey Ehlikitap! Resulümüz size geldi. Kitap`tan saklamış olduklarınızın çoğunu size ayan-beyan açıklıyor; çoğundan da geçiyor. Şu bir gerçek ki, size Allah`tan bir ışık ve apaçık bir Kitap gelmiştir.
Yusuf Suresi 1 Elif, Lâm, Râ. O apaçık, apaydınlık Kitap`ın ayetleridir bunlar.
Şuara Suresi 2 İşte sana gerçeği apaçık gösteren Kitap`ın ayetleri...
Kuran bir sırlar-semboller kitabı değil, herkesin anlayabileceği ve bire bir gerçek bilgiler içeren net bir kitaptır. Zaten ayetlere sembolik anlamlar yükleyerek ve/veya ayet cımbızlayarak aklınıza gelebilecek her öğretiyi kitaba onaylatmaya kalkabilirsiniz. Kitabı bütünlük içinde ve apaçık birinci anlamında ele alacağız.
****************
Önce ateşten cinler, sonra da topraktan ilk insan Adem yaratılıyor.
Ayetlere sembolik anlamlar yükleyerek, ayet cımbızlayarak pagan evrim inançlarını kitaba yamamaya çalışanlar, çaresizliklerinden bir de şurda cımbızlama ve çarpıtma işlemi yapıyorlar:
2/213 "İnsanlar tek bir topluluktu. Daha sonra Allah onlara müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler gönderdi. "
Yine ayet cımbızlama ve hatta bununla da yetinmeyip anlamı eğip bükme işlemi yapanlar, bu ayette sanki insanlar tek bir ümmetken hiç elçi yoktu gibi bir anlam yüklemeye kalkıyorlar. Halbuki orada ilk elçiden bahsedilmiyor, sonra yapılan işlemden bahsediliyor.
Benzer bir örnek şurada da var eğer kitaba bütünlük içinde bakılsa:
HADİD
26 Yemin olsun, Nûh`u ve İbrahim`i de resul olarak gönderdik. Peygamberliği ve Kitap`ı bunların soyları arasına koyduk. O soylardan bir kısmı hidayete ermiştir. Ama onlardan çoğu, yoldan çıkmış olanlardır.
27 Sonra onların eserleri üzere, resullerimizi art arda gönderdik. Meryem`in oğlu İsa`yı da onların ardınca gönderdik. Ona İncil`i verdik; ona uyanların gönüllerine şefkat ve merhamet koyduk. Bir bid`at olarak ortaya çıkardıkları ruhbaniyeti, onlar üzerine biz yazmamıştık. Allah`ın rızasını kazanmak için ortaya çıkardılar. Ama ona gerektiği şekilde saygılı olmadılar. Onların, iman edenlerine ödüllerini verdik. Onlardan çoğu yoldan çıkmış olanlardır.
27. ayette yine "sonra resullerimizi art arda gönderdik" şeklinde ifade var. Ama neden sonra? Nuh ve İbrahim`den sonraki bozulmadan sonra... Yani bu ifadeyle anlatılan bu gönderilenlerin ilk peygamber oldukları değil, yine peygamberlerin gönderilmiş olduğu bilgisidir.
Aynı şekilde 2/213 de de anlatılan ilk elçiler değil, yapılan işlemdir. "Bundan sonra şu sebepten dolayı elçiler gönderildi vs. "
Evrimsel yaratılışı savunanların yine ayetlerin bir kısmını cımbızlayıp, diğer kısmını görmezden gelmeye çalıştığını görüyoruz.
Adem`in eşi:
35 Ve Âdem`e şöyle buyurmuştuk: "Ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleşin ve orada dilediğiniz yerde, bol bol yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zulme sapanlardan olursunuz. "
Nisa Suresi 1 Ey insanlar! Sizi bir tek canlıdan yaratan, ondan eşini vücuda getiren ve o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinize karşı gelmekten sakının. Adını anarak birbirinizden dilekler dilediğiniz Allah`tan korkun. Rahimlerin haklarına saygısızlıktan da sakının. Şu bir gerçek ki Allah, Rakîb`dir, sizin üzerinizde sürekli ve titiz bir gözetleyicidir.
A`raf Suresi 19 "Ey Adem! Sen ve eşin cennette oturun, dilediğiniz yerden yiyin ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa ikiniz de zalimlerden olursunuz. "
Adem`i ve eşini birer birey kabul etmeyip onlara sembolik anlamlar yüklemeye kalkan evrimciler yine bu apaçık ayetlerin bir kısmını görmezden gelmeye çalışırlar. Örneğin sadece NisaSuresi 1. ayeti göstererek, Adem`in eşinden bahseden diğer 2 ayeti görmezden gelmeye çalışırlar ve aslında onun şahıs olmadığını iddia ederler. Zaten öğretilerini ayakta tutmalarının başka yolu da yok. Ya ayet cımbızlayacaklar ya da ayetlere temsili anlamlar yükleyecekler... Fakat kitaba bütünlük içinde baktığımızda Adem bir birey olduğu gibi, açıkça eşinden de defalarca bahsedilmektedir.
Adem`den sonra yaratılan insanlar olduğuna ve Adem`den önce de cinler olduğuna göre tabii ki adem yaratıldıktan sonra yalnız başına değildir ve ilk yaratılan insan, ilk "insan elçidir. ".
Adem`in birey olduğuna dair deliller vermeye devam edelim:
Ali İmran Suresi 59 Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “ol” dedi. Artık o, olur. (burada topraktan yarattı denilen Adem`dir).
İsa da tıpkı Adem gibi cinsellik olmadan yaratılmıştır, birinde baba yoktur, diğerinde ise hem anne hem de baba yoktur, durumları benzerdir. Yani klasik "anne+baba(seks)=doğum" şeklinde dünyaya geliş değil de, cinsellik aracı edilmeden sıradışı yaratılmaları söz konusudur.
Ayrıca İsa ve Adem`in isimleri Kuran`da 25`er kez geçmektedir. Bu da ikisinin yaratılışı arasındaki benzerliğe bir başka işarettir aynı zamanda.
İkisi arasındaki diğer bir parelellik de içlerine doğrudan ruh üflenmesi yani temel vahyin işlenmesidir:
Secde
7. O, odur ki, yarattığı her şeyi güzel yarattı. Ve insanın yaratılışına çamurdan başladı.
8. Sonra onun neslini bir üsareden, hor görülen bir sudan oluşturdu.
9. Sonra ona bir biçim verdi ve onun içine kendi ruhundan üfledi. Sizin için, işitme gücü, gözler ve gönüller vücuda getirdi. Ne kadar da az şükredersiniz!
Tahrim Suresi
12. Ve Allah, ırzını bir kale gibi koruyan İmran kızı Meryem`i de örnek verdi. Biz onun içine ruhumuzdan üfledik. Ve o, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdikledi de içten bağlananlardan oldu.
Kuran`da "ruh" kelimesi 2 anlamda kullanıyor:
ruh=vahiy(ilahi bilgi)
Ruh=vahiy meleği
Bu ruh yani vahiy ilk insana yüklendikten sonra, diğerlerine anne ve babadan aktarım yoluyla geçiyor. Ve İsa da babasız yani cinsellik olmadan dünyaya geldiği için(tıpkı Adem gibi) ona da bir kez daha özel olarak vahiy yani ruh işlenmesi söz konusu oldu:
Enbiya; 91: Ve o, ırzını titizlikle koruyan kadın. Ona ruhumuzdan üfledik de onu ve oğlunu âlemler için bir mucize yaptık.
Yine bu açıdan da Adem ile İsa`nın yaratılışı arasında bir parellilik vardır.
YARATILIŞIN SÜRESİ
Bu ol demenin vücuda gelmesi bizim açımızdan, yani zaman boyutumuzda trilyonlarca yıl da olabilir, bir salise de olabilir, fark etmez.
Adem`in anne babasız direkt topraktan türediğini açıkça ve detaylı bir şekilde ayetler veriyor.
Adem`i oluşturan toprak su ile bir araya gelip, isterse milyonlarca veya milyarlarca yılda son şekle gelmiş olsun fark etmez. Şekli tamamlanıp canlılık kazanınca Adem ilk insan Adem oluyor.
Yani buradaki vurgu bizim açımızdan kısa veya uzun sürede oluşmuş olması değil, arada başka bir canlı türünün ve hatta anne ve babanın bile olmamasıdır.
Yoktan yaratılış sadece Big Bang de(hatta belki ondan da öncesinde)... Ondan sonra eldeki malzemeler kullanılarak aşama aşama yaratma var. Ve geçen süreler var, devirler var.
Ama bunu evrimle karıştırmamak için öncelikle evrimin ne olduğunun, derinliğiyle bilinmesi gerekiyor.
Evrime göre tüm canlılar birbirinden türemek durumundadır ve sonsuza dek de sürekli değişmek zorundadır. Ve sürekli daha üst seviyeye doğru, mükemmele dolu yol almalıdır(tanrılaşmak).
Bu bağlamda evren bile yoktan var olmaz evrime göre, malzemesi en başından beri vardı ve sonsuza dek tanrılaşma yolunda da ilerleyip duracaktır değişim. Bu inanç 19. yüzyıla kadar sadece ruhçu olarak hakimken, bu 19. asırdan itibaren de ustaca bilim ve materyalizm dünyasına sokuşturulmuştur(bir iki uyarlama-değişiklik ile tabii). Ayrıca komünizm de böyle evrim gibi ruhçuluktan gelme pagan bir inançdır.
İşte Kuran`daki yaratılışın farkları burada kendini gösteriyor:
1- Madde sonsuzdan beri yoktur, yoktan yaratılmıştır. Allah`tan da ayrıdır. Hiçbirşeyden türememiştir.
2- Evrenin doğması, büyümesi ve yaşlanması bir tekamül evrim değildir. Sadece kendi içindeki evrelerdir. Zaten yaşlanması ve içine çöküp kapanması kıyamettir, yok oluştur. Tıpkı insanın doğması, büyümesi ve yaşlanması gibidir yani. Veya bir insanın anne karnında geçirdiği aşamaları anlatan ayetler evrimi değil, aynı canlının kendi içindeki evrelerini anlatmaktadır.
3- Hiçbir canlı başkasından türemek zorunda değildir. Allah evreni nasıl yoktan yaratıysa, Adem`i de hem de anne ve babasız yaratmıştır. Yani biyolojik big bang ler de vardır. Ve burada yaratılma süresi isterse milyonlarca yıl olsun fark etmez, atasız yaratılma var.
4- Evrime göre herşey sonsuza dek değişmek ve farklı bir yaratığa dönüşmek zorundadır. Kuran`a göre ise tam tersine Allah`ın yarattığı canlılar bir emir gelmedikçe sabittir. Hele ki ahiret evreninde(Rabbin Katı) o kadar sabittir ki, cennette yaşlanma bile yoktur sonsuza dek.
Ve bu insanlardan evvel ateşten yaratılmış cinler var ayetlere göre. Melekler de böyle cinler gibi şuurlu ve imtihan içindeki varlıkların nasıl bozgunculuk yaptıklarını bildiklerinden, insanın ilk yaratılışında karşı çıkmaya kalkıyorlar(bakara). Bu geçmişteki olanlara bakıp bir yanlış tahmin yürütmedir sadece meleklerce.
Adem`in de tıpkı İsa gibi cinsellik olmadan yaratılmasından tutun da, ahiretteki yaratılışın da ilk yaratılış gibi doğrudan topraktan olacağını söyleyen ayetler, ayrıca İsa`nın topraktan şekiller yapıp Allah`ın izni ile üfleyip yaratmaya vesile olması vs. hep paralel ifadelerdir. Adem`in bırakın atalarının olmasını, anne ve babası bile yoktu. Aynı şekilde, ilk yaratılış gibi olacağı belirtilen ahiretteki yaratılışın da doğrudan topraktan ve atasız bir şekilde gerçekleşeceği anlatılmaktadır ayetlerde.
Bu yönde sayısız delil var Kuran`da.
NUH SURESİ
17. Ve ALLAH sizi topraktan bir bitki olarak bitirdi.
18. Sonra sizi ona döndürecek ve sizi tekrar çıkaracaktır.
Görüldüğü üzere bir bitki gibi ilk insan(veya insanlar) doğrudan topraktan yaratılıyor ve ahiret yaşamı için olan ikinci yaratılışta da yine atasız, bir bitki gibi doğrudan topraktan insanlar yaratılıyor. Ama işin ilginci, yine ayet cımbızlamaya kalkan evrimciler bu bitki gibi yerden bitirmekten bahseden ayeti tek başına ele alıp evrime delil gibi sunmaya çalışıyorlar. Ama görüldüğü üzere tam tersine, bu ayet evrim inancını bitirmektedir.
Şimdi evrimcilerin aynı şekilde kendi görüşlerine delil gibi sunmaya çalıştıkları ama aslında yine tam tersine, evrimsel yaratılışın olmadığını kanıtlayan diğer ayet örneklerine bakalım:
29: 19 ALLAH’ın yaratılışı nasıl başlatıp, nasıl tekrarladığını görmediler mi? Bu, elbette ALLAH için kolaydır.
29: 20 De ki, “Yeryüzünü dolaşın ve yaratılışın nasıl başladığını görün. ” Sonra, yine ALLAH (ahiretteki) son yaratılışı başlatacaktır. ALLAH’ın her şeye gücü yeter.
29: 19 ayetinde ilk insanın(ya da insanların) doğrudan topraktan(ve de sudan) yaratılışıyla işlemin başladığı, daha sonra ise doğum yoluyla sürekli olarak bu işlemin tekrarlandığına vurgu var. Ve tamamlayıcı olarak hemen ardından gelen 29: 20 ayetinde de "ilk insanın yaratılışı ile ahiret evrenindeki yaratılış arasında benzerlik olduğu" vurgulanmaktadır. Peki ahiretteki yaratılış nasıl olmaktadır? Doğrudan topraktan, atasız bir yaratılış şeklinde olmaktadır ayetlerde açıkça belirtildiği üzere. Yani sonsuz yaşam için olan ikinci yaratılışta; anne+baba(seks)=doğum şeklinde değil de birbirinden bağımsız olarak, ayrı ayrı bireylerin birden, topraktan doğrudan yaratılması söz konusudur. İşte ilk insan veya insanların yaratılışının da bu şekilde olduğu vurgulanmaktadır bu ayette. 29: 20 De ki, “Yeryüzünü dolaşın ve yaratılışın nasıl başladığını görün. ” Sonra, yine ALLAH (ahiretteki) son yaratılışı başlatacaktır. ALLAH’ın her şeye gücü yeter.
Zaten Adem ile İsa`nın benzer olduğunu vurgulayan ayet de bunu anlatmaktadır. İlk insanın yaratılışında cinsellik aracı olarak kullanılmamıştır. Tıpkı İsa`da da olduğu gibi:
Ali İmran Suresi 59 Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “ol” dedi. Artık o, olur.
Ve de tıpkı ahiret evreninde de olduğu gibi:
NUH SURESİ
17. Ve ALLAH sizi topraktan bir bitki olarak bitirdi.
18. Sonra sizi ona döndürecek ve sizi tekrar çıkaracaktır.
Adem, İsa ve ahiret evrenindeki insanların yaratılışı atasız yani anne+baba(seks) olayı olmadan doğrudan olmaktadır. Ve de olmuştur dedik.
Yine cinsellik olmadan doğrudan topraktan yaratılışa bir başka örnek de, İsa`nın vesile olduğu canlı yaratma olaylarıdır:
Ali İmran Suresi 49 Onu, Beniisrail’e şöyle konuşan bir resul yapacak: “Şu bir gerçek ki, ben size Rabbinizden bir mucize getirdim: Ben, çamurdan, kuş görünümünde birşey yapar, ona üflerim de Allah’ın izniyle kuş oluverir. Ben, körü ve abraşı iyileştirir, ölüleri Allah’ın izniyle diriltirim. Evlerinizde yemekte ve biriktirmekte olduklarınızı size haber veririm. Eğer inananlarsanız, bunda sizin için tam bir mucize vardır. ”
Maide Suresi 110 Hani, Allah şöyle demişti: "Ey Meryem`in oğlu İsa! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi hatırla. Seni Ruhulkudüs`le desteklemiştim, beşikte iken ve erginlik çağında insanlarla konuşuyordun. Sana Kitap`ı, hikmeti, Tevrat`ı, İncil`i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş görünümünde bir şey yaratıyor, içine üflüyordun da o benim iznimle kuş oluyordu. Doğuştan körü, abraşı benim iznimle iyileştiriyordun. Benim iznimle ölüleri çıkarıyordun. İsrailoğullarını senden uzak tutmuştum. Hani, sen onlara açık-seçik ayetleri getirdiğinde, küfre sapanları şöyle deyivermişti: "Açık bir büyüden başka bir şey değil bu. "
Görüldüğü üzere yine tıpkı Adem, İsa ve ahiretteki insanların yaratılışında olduğu gibi, bu ayetlerde anlatılan İsa Peygamberin mucizelerinde kuş ve benzeri canlıların yaratılması da doğrudan topraktandır. Başka bir canlıdan türetilme söz konusu olmadığı gibi, anne ve baba, yani cinsellik bile yoktur bu özel yaratışlarda. Ahiretteki yaratılışın da aynı bu şekilde olmakta olduğu da defalarca vurgulanmaktadır yine Kuran`da.
(Birinci bölümün sonu)
Peygamber döneminde inkarcılara gelen azap
Rad Suresi 7 Küfre sapmış olanlar şöyle derler: "Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" Sen sadece bir uyarıcısın ve her topluluk için doğruyu ve iyiyi gösteren bir önder vardır.
Yunus Suresi 20 Şöyle derler: "Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" De ki: "Gayb, Allah'ın tekelinde. Hadi bekleyin; sizinle birlikte ben de bekleyenlerdenim."
Muhammed Peygamberin döneminde Kuran'dan başka mucize-kanıt olmadığını söyleyenler bu ve benzeri ayetleri getiriyorlar. Ama burada anlatılan; sırf inkarcılar istiyor diye o anda Allah'ın mucize göstermediği gerçeği. Bu sadece Muhammed Peygambere özgü değil, tüm peygamberlerde durum böyledir:
İbrahim Suresi 11 Resulleri onlara dediler ki: "Biz de sadece sizin gibi birer insanız, fakat Allah, kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah'ın izni olmadan bizim size bir kanıt getirmemiz haddimize değil. İnananlar yalnız Allah'a dayanıp güvensinler."
Rad Suresi 38 Yemin olsun, biz senden önce de resuller gönderdik, onlara da eşler ve evlatlar verdik. Hiçbir resul, Allah'ın izni olmadıkça herhangi bir mucize getiremez. Her süre için bir yazı vardır.
Mümin Suresi 78 Yemin olsun, biz senden önce de resuller gönderdik. Onların bir kısmının hayat ve hatırasını sana anlattık, bir kısmının hayat ve hatırasından sana bahsetmedik. Hiçbir resulün, Allah'ın izni olmaksızın herhangi bir mucize getirmesi söz konusu olamaz. Allah'ın emri geldiğinde, hakla hükmedilir ve gerçeği hükümsüz kılmaya çalışanlar orada hüsrana uğrarlar.
Hud
32. Dediler ki: "Ey Nûh! Sen bizimle uğraştın, bizimle mücadelede çok da ileri gittin. Eğer doğru sözlülerden isen bizi tehdit ettiğin şeyi ortaya getir."
33. Nûh dedi: "Onu size, dilediği takdirde ancak Allah getirir, siz de hiçbir engel çıkaramazsınız."
34. "Eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa, ben size öğüt vermeyi gaye edinsem de öğüdüm size hiçbir yarar sağlamaz. O'dur sizin Rabbiniz ve O'na döndürüleceksiniz."
Kitabı bütünlük içinde okuduğumuzda görüyoruz ki, çeşitli mucizeler sunan peygamberler her zaman bunu gerçekleştirmiyor. Çünkü bu bir çocuk oyuncağı değil ve Rabbimiz kimin ne zaman, nasıl delilleri görmesi gerektiğini en iyi bilen ve bu konuda özgürce dilediği gibi davranandır. Çoğu kez, mucize isteyenlere bu olumsuz cevabı veriyorlar elçiler ama sonra yeri geldiğinde de yüce Allah'ın dilemesiyle delil-mucize de geliveriyor. İşte son peygamberde de durum böyledir. Yani ayetlerde belirtilen asla Kuran'dan başka bir delilin olmayacağı değil, o anda sırf inkarcılar istiyor diye bunun gerçekleştirilmeyeceğidir.
Nitekim ayetlerde belirtildiği üzere, peygambere ve kendisini izleyen müminlere savaşta meleklerle yardımda bulunuyor yüce Allah. Ve böylelikle inkarcılara bir çeşit gazap gelmiş oluyor.Daha önce de Firavunun toplumuna veya diğer inkarcı topluluklara gelen felaket, bu sefer savaş meydanında arap müşriklere geliyor biraz farklı bir şekilde.
Ve yine ayetlerde anlatıldığı üzere, bir inkarcı topluluğun başına ani toplu azabın geldiği vakit, iyilerle kötüler birbirinden ayrılmış vaziyette bulunuyor:
A'raf suresi 64 Onu yalanladılar. Bunun üzerine biz onu beraberindekileri gemi içinde kurtardık, ayetlerimizi yalanlayanları boğduk. Gözleri görmez bir topluluktu onlar.
Hud suresi 58 Emrimiz gelince, Hûd'u ve onunla birlikte iman etmiş olanları bizden bir rahmetle kurtardık. Biz onları çok ağır bir azaptan kurtardık.
Hud suresi 66 Emrimiz gelince sâlih'i ve onunla birlikte iman edenleri bizden bir rahmetle kurtardık. O günün rezilliğinden kurtardık. senin rabbin, evet o, kavî'dir, azîz'dir.
Hud suresi 94 Emrimiz gelince şuayb'ı ve onunla birlikte iman edenleri bizden bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri o yüksek titreşimli sayha yakaladı da öz yurtlarında yere çömelmiş hale geldiler.
Fussilet suresi 18 İnananları kurtardık, onlar korunuyorlardı.
İşte dediğimiz gibi bu toplu cezanın daha değişik bir versiyonu Muhammed Peygamber döneminde de vücuda geldi. Yine öncelikle müminler ve inkarcıların birbirinden ayrılması için davet yapılıyor:
Enfal Suresi 74 O inanıp hicret edenler, Allah yolunda didinenler, o barındırıp yardımcı olanlar var ya, gerçek müminler işte onlardır! Bir bağışlanma var onlar için, bol bir rızık var.
Fetih 25 Onlar o kişilerdir ki, küfre sapıp sizi Mescid-i Haram'dan geri çevirdiler, bekletilen kurbanlık hediyelerin, yerlerine ulaşmasına engel oldular. Eğer kendilerini tanımadığınız için çiğneyeceğiniz ve bu bilgisizlik yüzünden üzüntü ve kınayışla karşılaşacağınız inanmış erkeklerle inanmış kadınlar olmasaydı, iş başka türlü olurdu. Böyle olması, Allah'ın, dilediğini rahmetine sokması içindir. Onlar birbirlerinden ayrılmış olsalardı, inkâra sapanları acıklı bir azapla cezalandırırdık.
Enfal Suresi
32 Şunu da söylemişlerdi: "Allahımız! Eğer bu, senin katından gelmiş gerçeğin kendisiyse, gökten üstümüze taş yağdır. Yahut bize korkunç bir azap musallat et."
33 Oysaki, sen onların içinde iken Allah onlara azap etmeyecekti. Onlar, af dileyip dururken de Allah onlara azap etmezdi.
Hicr Suresi
6. Şöyle haykırdılar: "Hey! Kendisine o zikir/Kur'an indirilen! Sen gerçekten tam bir delisin."
7. "Hadi getirsene bize o melekleri, eğer doğru sözlülerdensen!"
8. Biz o melekleri ancak ve ancak hak üzere, hak bir yolla indiririz. Ve o zaman inkârcılara göz açtırılmaz.
Enam 47. Şunu da söyle: "Düşünün bakalım; Allah'ın azabı size ansızın, açıktan geliverse, zalimler topluluğundan başkası mı helâk edilecek?"
Şu ayetlerden de, peygamberimiz dönemindeki inkarcıların başına tıpkı öncekilerin başına gelenin benzeri bir felaketin gelmek üzere olduğu izlenimini ediniyoruz:
Yunus Suresi
102. Onlar, sırf kendilerinden önce gelip geçenlerin günleri gibisini bekliyorlar. De ki: "Bekleyin! Sizinle beraber ben de bekleyenlerdenim."
103. Sonunda biz, resullerimizi ve iman edenleri kurtarıyoruz. İşte böyledir. Üzerimize bir borç olarak, inananları kurtarırız.
Nahl Suresi 33 Neyi bekliyorlar? Kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Allah'ın emrinin gelmesini mi? Onlardan öncekiler de aynen böyle yapmışlardı. Allah onlara zulüm etmemişti. Tam aksine, onlar kendi kendilerine zulüm ediyorlardı.
Bakara Suresi 210 Onlar, Allah'ın ve meleklerin buluttan gölgeler içinde kendilerine gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar? Bütün iş ve oluşlar sonunda Allah'a döndürülür.
En'am Suresi 158 Neyi bekliyorlar? Kendilerine meleklerin gelmesini mi, Rabbinin gelmesini mi, yoksa Rabbinin bazı mucizelerinin gelmesini mi? Rabbinin bazı mucizeleri geldiği gün, daha önce iman etmemiş yahut imanında bir hayır sahibi olamamış kişiye imanı hiçbir yarar sağlamayacaktır. De ki: "Bekleyin! Doğrusu biz de bekliyoruz."
İşte iyiler ve kötüler birbirinden ayrıldıktan sonra karşı karşıya getirildiler ve inkarcıların sorup durdukları şey bir kısmına geliverdi:
Enfal 9. Hani siz, Rabbinizden yardım ve destek diliyordunuz; O, sizin dileğinize şöyle cevap vermişti: "Hiç kuşkunuz olmasın, ben size, meleklerden birbiri ardınca bin tanesiyle yardım ulaştıracağım."
Enfal 12. Rabbin, meleklere şöyle vahyediyordu: "Ben sizinle beraberim. İmanı olanları sağlamlaştırın. İnkâr edenlerin kalpleri içine korku salacağım; vurun boyunların üstüne, vurun onların her parmağına."
Melekler ordusunun geldiğini görebilen şeytan onları görünce hemen olay yerinden uzaklaşıyor:
8: 48 Şeytan, işlerini onlara süslemiş ve: "Bu gün halktan kimse sizi yenemez, ben sizin yanınızdayım, " demişti. İki ordu yüz yüze gelince de, topukları üzerine geri dönüp, "Sizinle bir ilgim yok, sizin görmediğinizi görüyorum ve ALLAH`tan korkarım. ALLAH`ın cezası çetindir, " demişti.
8:50. Bir görseydin o küfre sapanları! Melekler canlarını alırken onların yüzlerine ve arkalarına vuruyorlardı: "Yangın azabını tadın."
Ahzab 9 9 Ey iman edenler, Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Hani, üstünüze ordular gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular salmıştık. Allah, yapmakta olduklarınızı iyice görmektedir.
TÖVBE
25. Yemin olsun ki, Allah size birçok yerde yardım etti. Huneyn gününde de. Hani, çokluğunuz sizi böbürlendirmişti de bu hiçbir işinize yaramamıştı. Tüm genişliğine rağmen, yeryüzü size dar gelmişti. Sonra da sırtınızı dönüp kaçmıştınız.
26. Sonra Allah, resulünün üzerine de müminlerin üzerine de sükûnetini indirmiş, ayrıca sizin görmediğiniz orduları göndermiş de küfre sapanlara azap etmişti. Kâfirlerin cezası işte budur.
Bu sefer felaket melekler aracılığı ile geliyor. Burada diğerlerinden farklı olarak inkarcıların hepsi yok edilmiyor Allah tarafından. Ama meydandakilerin hepsi bir şekilde rezilliği ve cezayı tadıyor. Musa ve halkını kovalayan Firavun takipçilerinin başına gelen ızdırapla da paralel noktalar var. İyiler ve kötüler birbirinden ayrılmış durumda ve 2 taraf karşılaşınca iyiler kurtarılıyor.
Selam ve sevgiler
Yunus Suresi 20 Şöyle derler: "Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" De ki: "Gayb, Allah'ın tekelinde. Hadi bekleyin; sizinle birlikte ben de bekleyenlerdenim."
Muhammed Peygamberin döneminde Kuran'dan başka mucize-kanıt olmadığını söyleyenler bu ve benzeri ayetleri getiriyorlar. Ama burada anlatılan; sırf inkarcılar istiyor diye o anda Allah'ın mucize göstermediği gerçeği. Bu sadece Muhammed Peygambere özgü değil, tüm peygamberlerde durum böyledir:
İbrahim Suresi 11 Resulleri onlara dediler ki: "Biz de sadece sizin gibi birer insanız, fakat Allah, kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah'ın izni olmadan bizim size bir kanıt getirmemiz haddimize değil. İnananlar yalnız Allah'a dayanıp güvensinler."
Rad Suresi 38 Yemin olsun, biz senden önce de resuller gönderdik, onlara da eşler ve evlatlar verdik. Hiçbir resul, Allah'ın izni olmadıkça herhangi bir mucize getiremez. Her süre için bir yazı vardır.
Mümin Suresi 78 Yemin olsun, biz senden önce de resuller gönderdik. Onların bir kısmının hayat ve hatırasını sana anlattık, bir kısmının hayat ve hatırasından sana bahsetmedik. Hiçbir resulün, Allah'ın izni olmaksızın herhangi bir mucize getirmesi söz konusu olamaz. Allah'ın emri geldiğinde, hakla hükmedilir ve gerçeği hükümsüz kılmaya çalışanlar orada hüsrana uğrarlar.
Hud
32. Dediler ki: "Ey Nûh! Sen bizimle uğraştın, bizimle mücadelede çok da ileri gittin. Eğer doğru sözlülerden isen bizi tehdit ettiğin şeyi ortaya getir."
33. Nûh dedi: "Onu size, dilediği takdirde ancak Allah getirir, siz de hiçbir engel çıkaramazsınız."
34. "Eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa, ben size öğüt vermeyi gaye edinsem de öğüdüm size hiçbir yarar sağlamaz. O'dur sizin Rabbiniz ve O'na döndürüleceksiniz."
Kitabı bütünlük içinde okuduğumuzda görüyoruz ki, çeşitli mucizeler sunan peygamberler her zaman bunu gerçekleştirmiyor. Çünkü bu bir çocuk oyuncağı değil ve Rabbimiz kimin ne zaman, nasıl delilleri görmesi gerektiğini en iyi bilen ve bu konuda özgürce dilediği gibi davranandır. Çoğu kez, mucize isteyenlere bu olumsuz cevabı veriyorlar elçiler ama sonra yeri geldiğinde de yüce Allah'ın dilemesiyle delil-mucize de geliveriyor. İşte son peygamberde de durum böyledir. Yani ayetlerde belirtilen asla Kuran'dan başka bir delilin olmayacağı değil, o anda sırf inkarcılar istiyor diye bunun gerçekleştirilmeyeceğidir.
Nitekim ayetlerde belirtildiği üzere, peygambere ve kendisini izleyen müminlere savaşta meleklerle yardımda bulunuyor yüce Allah. Ve böylelikle inkarcılara bir çeşit gazap gelmiş oluyor.Daha önce de Firavunun toplumuna veya diğer inkarcı topluluklara gelen felaket, bu sefer savaş meydanında arap müşriklere geliyor biraz farklı bir şekilde.
Ve yine ayetlerde anlatıldığı üzere, bir inkarcı topluluğun başına ani toplu azabın geldiği vakit, iyilerle kötüler birbirinden ayrılmış vaziyette bulunuyor:
A'raf suresi 64 Onu yalanladılar. Bunun üzerine biz onu beraberindekileri gemi içinde kurtardık, ayetlerimizi yalanlayanları boğduk. Gözleri görmez bir topluluktu onlar.
Hud suresi 58 Emrimiz gelince, Hûd'u ve onunla birlikte iman etmiş olanları bizden bir rahmetle kurtardık. Biz onları çok ağır bir azaptan kurtardık.
Hud suresi 66 Emrimiz gelince sâlih'i ve onunla birlikte iman edenleri bizden bir rahmetle kurtardık. O günün rezilliğinden kurtardık. senin rabbin, evet o, kavî'dir, azîz'dir.
Hud suresi 94 Emrimiz gelince şuayb'ı ve onunla birlikte iman edenleri bizden bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri o yüksek titreşimli sayha yakaladı da öz yurtlarında yere çömelmiş hale geldiler.
Fussilet suresi 18 İnananları kurtardık, onlar korunuyorlardı.
İşte dediğimiz gibi bu toplu cezanın daha değişik bir versiyonu Muhammed Peygamber döneminde de vücuda geldi. Yine öncelikle müminler ve inkarcıların birbirinden ayrılması için davet yapılıyor:
Enfal Suresi 74 O inanıp hicret edenler, Allah yolunda didinenler, o barındırıp yardımcı olanlar var ya, gerçek müminler işte onlardır! Bir bağışlanma var onlar için, bol bir rızık var.
Fetih 25 Onlar o kişilerdir ki, küfre sapıp sizi Mescid-i Haram'dan geri çevirdiler, bekletilen kurbanlık hediyelerin, yerlerine ulaşmasına engel oldular. Eğer kendilerini tanımadığınız için çiğneyeceğiniz ve bu bilgisizlik yüzünden üzüntü ve kınayışla karşılaşacağınız inanmış erkeklerle inanmış kadınlar olmasaydı, iş başka türlü olurdu. Böyle olması, Allah'ın, dilediğini rahmetine sokması içindir. Onlar birbirlerinden ayrılmış olsalardı, inkâra sapanları acıklı bir azapla cezalandırırdık.
Enfal Suresi
32 Şunu da söylemişlerdi: "Allahımız! Eğer bu, senin katından gelmiş gerçeğin kendisiyse, gökten üstümüze taş yağdır. Yahut bize korkunç bir azap musallat et."
33 Oysaki, sen onların içinde iken Allah onlara azap etmeyecekti. Onlar, af dileyip dururken de Allah onlara azap etmezdi.
Hicr Suresi
6. Şöyle haykırdılar: "Hey! Kendisine o zikir/Kur'an indirilen! Sen gerçekten tam bir delisin."
7. "Hadi getirsene bize o melekleri, eğer doğru sözlülerdensen!"
8. Biz o melekleri ancak ve ancak hak üzere, hak bir yolla indiririz. Ve o zaman inkârcılara göz açtırılmaz.
Enam 47. Şunu da söyle: "Düşünün bakalım; Allah'ın azabı size ansızın, açıktan geliverse, zalimler topluluğundan başkası mı helâk edilecek?"
Şu ayetlerden de, peygamberimiz dönemindeki inkarcıların başına tıpkı öncekilerin başına gelenin benzeri bir felaketin gelmek üzere olduğu izlenimini ediniyoruz:
Yunus Suresi
102. Onlar, sırf kendilerinden önce gelip geçenlerin günleri gibisini bekliyorlar. De ki: "Bekleyin! Sizinle beraber ben de bekleyenlerdenim."
103. Sonunda biz, resullerimizi ve iman edenleri kurtarıyoruz. İşte böyledir. Üzerimize bir borç olarak, inananları kurtarırız.
Nahl Suresi 33 Neyi bekliyorlar? Kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Allah'ın emrinin gelmesini mi? Onlardan öncekiler de aynen böyle yapmışlardı. Allah onlara zulüm etmemişti. Tam aksine, onlar kendi kendilerine zulüm ediyorlardı.
Bakara Suresi 210 Onlar, Allah'ın ve meleklerin buluttan gölgeler içinde kendilerine gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar? Bütün iş ve oluşlar sonunda Allah'a döndürülür.
En'am Suresi 158 Neyi bekliyorlar? Kendilerine meleklerin gelmesini mi, Rabbinin gelmesini mi, yoksa Rabbinin bazı mucizelerinin gelmesini mi? Rabbinin bazı mucizeleri geldiği gün, daha önce iman etmemiş yahut imanında bir hayır sahibi olamamış kişiye imanı hiçbir yarar sağlamayacaktır. De ki: "Bekleyin! Doğrusu biz de bekliyoruz."
İşte iyiler ve kötüler birbirinden ayrıldıktan sonra karşı karşıya getirildiler ve inkarcıların sorup durdukları şey bir kısmına geliverdi:
Enfal 9. Hani siz, Rabbinizden yardım ve destek diliyordunuz; O, sizin dileğinize şöyle cevap vermişti: "Hiç kuşkunuz olmasın, ben size, meleklerden birbiri ardınca bin tanesiyle yardım ulaştıracağım."
Enfal 12. Rabbin, meleklere şöyle vahyediyordu: "Ben sizinle beraberim. İmanı olanları sağlamlaştırın. İnkâr edenlerin kalpleri içine korku salacağım; vurun boyunların üstüne, vurun onların her parmağına."
Melekler ordusunun geldiğini görebilen şeytan onları görünce hemen olay yerinden uzaklaşıyor:
8: 48 Şeytan, işlerini onlara süslemiş ve: "Bu gün halktan kimse sizi yenemez, ben sizin yanınızdayım, " demişti. İki ordu yüz yüze gelince de, topukları üzerine geri dönüp, "Sizinle bir ilgim yok, sizin görmediğinizi görüyorum ve ALLAH`tan korkarım. ALLAH`ın cezası çetindir, " demişti.
8:50. Bir görseydin o küfre sapanları! Melekler canlarını alırken onların yüzlerine ve arkalarına vuruyorlardı: "Yangın azabını tadın."
Ahzab 9 9 Ey iman edenler, Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Hani, üstünüze ordular gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular salmıştık. Allah, yapmakta olduklarınızı iyice görmektedir.
TÖVBE
25. Yemin olsun ki, Allah size birçok yerde yardım etti. Huneyn gününde de. Hani, çokluğunuz sizi böbürlendirmişti de bu hiçbir işinize yaramamıştı. Tüm genişliğine rağmen, yeryüzü size dar gelmişti. Sonra da sırtınızı dönüp kaçmıştınız.
26. Sonra Allah, resulünün üzerine de müminlerin üzerine de sükûnetini indirmiş, ayrıca sizin görmediğiniz orduları göndermiş de küfre sapanlara azap etmişti. Kâfirlerin cezası işte budur.
Bu sefer felaket melekler aracılığı ile geliyor. Burada diğerlerinden farklı olarak inkarcıların hepsi yok edilmiyor Allah tarafından. Ama meydandakilerin hepsi bir şekilde rezilliği ve cezayı tadıyor. Musa ve halkını kovalayan Firavun takipçilerinin başına gelen ızdırapla da paralel noktalar var. İyiler ve kötüler birbirinden ayrılmış durumda ve 2 taraf karşılaşınca iyiler kurtarılıyor.
Selam ve sevgiler
Kuran ve Nur
NUR
35 Allah, göklerin ve yerin Nur`udur. Onun nurunun örneği, içinde çerağ bulunan bir kandile benzer. Kandil, bir sırça içerisindedir. Sırça, inciden bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nispeti olmayan bereketli bir zeytin ağacından yakılır. Bu ağacın yağı, neredeyse ateş dokunmasa bile ışık saçar. Nur üzerine nurdur o. Allah, dilediğini kendi nuruna kılavuzlar. Allah, insanlara örnekler verir. Allah herşeyi bilmektedir.
Burada açıkça bir benzetme yapılıyor ve bu yapılan benzetmenin ne olduğu da net bir şekilde yine Kuran`da veriliyor.
Ama bazı panteistler bu ayeti kendi inançları doğrultusunda yorumlamaya kalkıyorlar.
Hem de başka bir ayette bunu yapanların sapmış kişiler olduğu açıkça belirtildiği halde:
En`am Suresi 1 Hamt Allah`adır! O ki gökleri ve yeri yaratmış, karanlıklara ve nura vücut vermiştir. Sonra, gerçeği örtenler bunları Rablerine denk tutuyorlar.
Ayette net olarak nurun da yaratılan birşey, evrenin diğer unsurları gibi olduğu özellikle belirtiliyor. Böylelikle bu yaratılmışları Allah`ın bir parçası gibi görmeye kalkan ortak koşucular bir kez daha deşifre edilmiş olunuyor. İşin ilginci tüm bu ayrıntılı açıklamalara rağmen hala birçok insan aynı şeyi yapmak için adeta birbirleriyle yarışıyor.
Nuh Suresi 16 "Ve Ay`ı, bunlar içinde bir nur yaptı ve Güneş`i bir kandil haline getirdi. "
(Burada da nur fiziksel ışık anlamında kullanılmakta)
------------------------
Şimdi gelelim Nur 35. ayette açıkça yapılan benzetmenin yine Kuran tarafından tefsirine:
Tevbe Suresi 32 Allah`ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Allah ise kâfirler hoşlanmasa da nurunu tamamlamaktan başka bir şey istemiyor.
İbrahim Suresi 1 Elif, Lâm, Râ. Bir kitaptır bu. Ki indirdik sana, çıkarasın diye insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan nura; Hamîd, Azîz olanın yoluna...
Saff Suresi 8 İstiyorlar ki, ağızlarıyla Allah`ın nurunu söndürsünler. Ama Allah, küfre batanlar hoş görmeseler de nurunu tamamlayacaktır.
Teğabün Suresi 8 Artık Allah`a, onun resulüne ve size indirdiğimiz nura inanın. Allah, yapmakta olduklarınızı iyiden iyiye haber almaktadır.
Talak Suresi 11 Bir elçi indirmiştir ki, iman edip hayra ve barışa yönelik işler sergileyenleri, karanlıklardan nura çıkarmak için Allah`ın ayetlerini açık-seçik okur. Allah`a inanıp hayra ve barışa yönelik işler yapanları Allah, altlarından ırmaklar akan cennetlere/bahçelere koyacaktır. Onlar orada sonsuza dek kalıcıdır. Allah böylesi için rızkı gerçekten güzelleştirmiştir.
Nurun benzetme yapılarak verildiği ayetlerin hepsine birden bakınca; nur kurtuluştur, kurtuluşa(cennete-Allah`ın rızasına) götüren yol ve bilgidir, ve bu bilgi ile yolu sunandır(Zaten günlük hayatta da fiziksel olarak nur yani ışık, gerçekleri görmemizi ve bu sayede yolda yürümemizi sağlar).
Bu yolu sunan kullarına, Yaratıcımızdır. Bu sunum da ayetler, Kitap ve dolayısıyla İslam şeklinde gerçekleşmektedir.
Evrendeki ayetler, yaratılışımızda bize verilen ayetler, peygamberler aracılığıyla gelen ayetler vs. hep Allah`ın nurudur ve yerde gökte her yerdedir çünkü Allah`ın ayetleri her yerdedir aslında.
Bu bağlamda asıl nuru sunan Allah olmaktadır. Çünkü kurtuluşa götüren yolun ve bilgilerin kaynağı da O`dur. Kısacası kurtuluşa ulaştıran aslında Allah`tır.
İlk insan ve elçi Adem`den beri hep aynı din, aynı kurtuluş yolu, yani islam(ibadetlerinden inanç sistemine kadar genel hat olarak hep aynıdır) gelmektedir. İnsanlar ısrarla dini dejenere edip, kitapları değiştirdikçe Rabbimiz yine elçileri aracılığı ile İslam`ı, aynı nuru göndermiştir.
Son kitap Kuran koruma altında olduğundan artık yeni bir peygamber ve kitap gelme işlemi durmuştur. Kıyamete kadar Kuran insanlara ışık tutacak, iyilerin ve kötülerin kendileriyle yüzleşmesine vesile olacaktır.
Zümer Suresi 69 Yeryüzü, Rabbinin nuruyla parıldamış, Kitap ortaya konmuş, peygamberler, tanıklar getirilip aralarında hakla hüküm verilmiştir. Onlar asla haksızlığa uğratılmazlar.
Şura Suresi 52. İşte böylece sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle kılavuzladığımız bir nur yaptık. Hiç kuşkusuz, sen, dosdoğru bir yola kılavuzluk etmektesin.
Yine nur, yol gösterici, ahiretteki sonsuz kurtuluşa götürücü anlamında kullanılmakta.
Ve tekrarlayalım, nurun manevi anlamda yol gösterici, kurtuluşa ulaştırıcı ışık anlamında kullanıldığı ayetlere bakarak panteist inançlarına dayanak arayanlara karşı Kuran yine en güzel cevabı veriyor:
En`am Suresi 1 Hamt Allah`adır! O ki gökleri ve yeri yaratmış, karanlıklara ve nura vücut vermiştir. Sonra, gerçeği örtenler bunları Rablerine denk tutuyorlar.
Görüldüğü üzere evrendeki fiziksel nuru kutsallaştıranlar şirk içindedirler.
Işığa veya yaratılmış başka herhangi bir şeye kutsallık yüklemek, ortak koşmak için çabalayanlar yine ayetlerin duvarına çarpıyorlar.
Ve gerek panteizm maskesiyle gerekse de başka maskeler kullanarak yaratılmışlara ve kendilerine tapınmak için binbir takla atanlar zaten İslam`ın tam tersi bir öğretinin mensubular.
Kuran`a göre yüce Allah tüm yarattıklarını kendisinden ayrı, yani yoktan var etmiştir. Ve bu yüzden şirk yasaktır.
Selam ve sevgiler
35 Allah, göklerin ve yerin Nur`udur. Onun nurunun örneği, içinde çerağ bulunan bir kandile benzer. Kandil, bir sırça içerisindedir. Sırça, inciden bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nispeti olmayan bereketli bir zeytin ağacından yakılır. Bu ağacın yağı, neredeyse ateş dokunmasa bile ışık saçar. Nur üzerine nurdur o. Allah, dilediğini kendi nuruna kılavuzlar. Allah, insanlara örnekler verir. Allah herşeyi bilmektedir.
Burada açıkça bir benzetme yapılıyor ve bu yapılan benzetmenin ne olduğu da net bir şekilde yine Kuran`da veriliyor.
Ama bazı panteistler bu ayeti kendi inançları doğrultusunda yorumlamaya kalkıyorlar.
Hem de başka bir ayette bunu yapanların sapmış kişiler olduğu açıkça belirtildiği halde:
En`am Suresi 1 Hamt Allah`adır! O ki gökleri ve yeri yaratmış, karanlıklara ve nura vücut vermiştir. Sonra, gerçeği örtenler bunları Rablerine denk tutuyorlar.
Ayette net olarak nurun da yaratılan birşey, evrenin diğer unsurları gibi olduğu özellikle belirtiliyor. Böylelikle bu yaratılmışları Allah`ın bir parçası gibi görmeye kalkan ortak koşucular bir kez daha deşifre edilmiş olunuyor. İşin ilginci tüm bu ayrıntılı açıklamalara rağmen hala birçok insan aynı şeyi yapmak için adeta birbirleriyle yarışıyor.
Nuh Suresi 16 "Ve Ay`ı, bunlar içinde bir nur yaptı ve Güneş`i bir kandil haline getirdi. "
(Burada da nur fiziksel ışık anlamında kullanılmakta)
------------------------
Şimdi gelelim Nur 35. ayette açıkça yapılan benzetmenin yine Kuran tarafından tefsirine:
Tevbe Suresi 32 Allah`ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Allah ise kâfirler hoşlanmasa da nurunu tamamlamaktan başka bir şey istemiyor.
İbrahim Suresi 1 Elif, Lâm, Râ. Bir kitaptır bu. Ki indirdik sana, çıkarasın diye insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan nura; Hamîd, Azîz olanın yoluna...
Saff Suresi 8 İstiyorlar ki, ağızlarıyla Allah`ın nurunu söndürsünler. Ama Allah, küfre batanlar hoş görmeseler de nurunu tamamlayacaktır.
Teğabün Suresi 8 Artık Allah`a, onun resulüne ve size indirdiğimiz nura inanın. Allah, yapmakta olduklarınızı iyiden iyiye haber almaktadır.
Talak Suresi 11 Bir elçi indirmiştir ki, iman edip hayra ve barışa yönelik işler sergileyenleri, karanlıklardan nura çıkarmak için Allah`ın ayetlerini açık-seçik okur. Allah`a inanıp hayra ve barışa yönelik işler yapanları Allah, altlarından ırmaklar akan cennetlere/bahçelere koyacaktır. Onlar orada sonsuza dek kalıcıdır. Allah böylesi için rızkı gerçekten güzelleştirmiştir.
Nurun benzetme yapılarak verildiği ayetlerin hepsine birden bakınca; nur kurtuluştur, kurtuluşa(cennete-Allah`ın rızasına) götüren yol ve bilgidir, ve bu bilgi ile yolu sunandır(Zaten günlük hayatta da fiziksel olarak nur yani ışık, gerçekleri görmemizi ve bu sayede yolda yürümemizi sağlar).
Bu yolu sunan kullarına, Yaratıcımızdır. Bu sunum da ayetler, Kitap ve dolayısıyla İslam şeklinde gerçekleşmektedir.
Evrendeki ayetler, yaratılışımızda bize verilen ayetler, peygamberler aracılığıyla gelen ayetler vs. hep Allah`ın nurudur ve yerde gökte her yerdedir çünkü Allah`ın ayetleri her yerdedir aslında.
Bu bağlamda asıl nuru sunan Allah olmaktadır. Çünkü kurtuluşa götüren yolun ve bilgilerin kaynağı da O`dur. Kısacası kurtuluşa ulaştıran aslında Allah`tır.
İlk insan ve elçi Adem`den beri hep aynı din, aynı kurtuluş yolu, yani islam(ibadetlerinden inanç sistemine kadar genel hat olarak hep aynıdır) gelmektedir. İnsanlar ısrarla dini dejenere edip, kitapları değiştirdikçe Rabbimiz yine elçileri aracılığı ile İslam`ı, aynı nuru göndermiştir.
Son kitap Kuran koruma altında olduğundan artık yeni bir peygamber ve kitap gelme işlemi durmuştur. Kıyamete kadar Kuran insanlara ışık tutacak, iyilerin ve kötülerin kendileriyle yüzleşmesine vesile olacaktır.
Zümer Suresi 69 Yeryüzü, Rabbinin nuruyla parıldamış, Kitap ortaya konmuş, peygamberler, tanıklar getirilip aralarında hakla hüküm verilmiştir. Onlar asla haksızlığa uğratılmazlar.
Şura Suresi 52. İşte böylece sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle kılavuzladığımız bir nur yaptık. Hiç kuşkusuz, sen, dosdoğru bir yola kılavuzluk etmektesin.
Yine nur, yol gösterici, ahiretteki sonsuz kurtuluşa götürücü anlamında kullanılmakta.
Ve tekrarlayalım, nurun manevi anlamda yol gösterici, kurtuluşa ulaştırıcı ışık anlamında kullanıldığı ayetlere bakarak panteist inançlarına dayanak arayanlara karşı Kuran yine en güzel cevabı veriyor:
En`am Suresi 1 Hamt Allah`adır! O ki gökleri ve yeri yaratmış, karanlıklara ve nura vücut vermiştir. Sonra, gerçeği örtenler bunları Rablerine denk tutuyorlar.
Görüldüğü üzere evrendeki fiziksel nuru kutsallaştıranlar şirk içindedirler.
Işığa veya yaratılmış başka herhangi bir şeye kutsallık yüklemek, ortak koşmak için çabalayanlar yine ayetlerin duvarına çarpıyorlar.
Ve gerek panteizm maskesiyle gerekse de başka maskeler kullanarak yaratılmışlara ve kendilerine tapınmak için binbir takla atanlar zaten İslam`ın tam tersi bir öğretinin mensubular.
Kuran`a göre yüce Allah tüm yarattıklarını kendisinden ayrı, yani yoktan var etmiştir. Ve bu yüzden şirk yasaktır.
Selam ve sevgiler
Ahiret Evreni(Rabbin Katı) ve ebedi yaşam
Ahiret evreninde(Rabbin Katı) yaşayan canlılar ölümsüzdür ve sonsuza dek yaşlanmadan(sabit formda) yaşamlarını sürdürürler. İnsanlar kıyametten sonraki yaratılışta bu ahiret evreninde yaşamına başlayacak ama bazı istisna insanlar(şehitler ve peygamberler gibi) şimdiden bedenli-fiziksel olarak cennette yaşamlarını sürdürmektedirler:
-Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölmüşler sanmayın! Aksine onlar hep hayattadırlar, Rablerinin katında rızıklandırılırlar.
-Allah'ın kendilerine lütfundan verdiği mutlulukla sevinç duyarlar ve arkalarından şehit olarak kendilerine katılmamış olan mücahitler hakkında: "Onlara hiçbir korku yok ve onlar üzüntü de duymayacaklardır." müjdesinde bulunurlar. (Ali imran suresi 169-170)
Meryem
56. Kitap'ta İdris'i de an. Çünkü o, özü-sözü tam uyuşan bir kişiydi, bir peygamberdi.
57. Onu yüce bir mekâna yükselttik.
Ali İmran Suresi 55 Allah şunu da demişti: "Ey İsa, senin canını alacağım, seni kendime yükselteceğim; seni, inkar edenlerden uzaklaştırıp arındıracağım.Ve sana uyanları, inkar edenlerin, kıyamete kadar üstünde tutacağım.Sonra bana olacak dönüşünüz; tartışıp durduğunuz şeyler hakkında aranızda ben hüküm vereceğim."
Bu istisna insanların dışında kalanlar ise kıyametten sonra ahiret yaşamlarına başlamış olacaklar.
Ve Rabbin Katı'nda( yani farklı fizik yasalarına sahip ahiret evreninde) yaşam ebedidir:
Nisa Suresi 122 İnanıp hayra ve barışa yönelik işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız. sonsuza değin kalacaklardır orada. Allah'ın şaşmaz vaadidir bu. Söz söyleme bakımından Allah'tan daha doğru ve tutarlı kim olabilir?
Rad Suresi 24 "Selam size, sabrettiğiniz için! Ne güzeldir şu sonsuzluk yurdu!" derler.
Ahiret yaşantısının sonsuza dek sürmesi bazı kimselerce garip karşılanıyor ve "o zaman o canlılar tanrısal olmuyor mu?" gibilerinden kafa karışıklıklarını belirten ifadeler kullanıyor, sorular soruyorlar.
Öncelikle, bizler yani yaratılmışlar bir başlangıca sahibiz, ezeli değiliz. Ayrıca daima zamana ve mekana tabiyiz. Buna karşılık yüce Allah zamansız ve mekansızdır.
Ve başlangıcı olup, zaman içerisinde yolculuk etmek durumunda olan biz kullar, her zaman sınırlı varlıklar olarak kalmayı sürdüreceğiz.
Ahiret yaşantısına dönecek olursak; orada sonsuza dek yani sürekli yaşantımız sürecek ama yaşımız hiçbir zaman sonsuz olmayacak. Çünkü yaşantımızın bir başlangıcı var ve hergeçen yıl yaşımız bir artacak, sürekli büyüyecek ama daima bir sayıya denk gelecek.
1..........................789.............................. .......1122333........................12233499988779......
Her geçen yıl eski yaşımıza bir ilave olacak ve hiçbir zaman sonsuz büyüklükte olmayacak. Buna karşılık bu olay sonsuza dek durmadan sürecek.
Kısaca ahiret yaşantısı ebedidir ama yaşayanların yaşları mutlaka sınırlı kalmaktadır.Çünkü başlangıcı olan birşey geriye doğru sonlu demektir. Fakat ileriye doğru sonsuz yolculuk sürecektir.
Cennetteki bir insanın yaşı ne kadar ilerlerse ilerlesin, bantı geriye doğru sardığımızda bir başlangıcın olduğunu göreceğiz. Süre(yıllar-yaş) sürekli artacak ama başlangıcı olmasından dolayı hep bir sayıya denk gelecek.
Bu arada matematikte hayali olarak sunulan, bir ucu kapalı bir ucu açık sözde sonsuz uzunluklar falan tamamen yanlıştır.
Birşey sonsuz uzunlukta olabilmesi için hem başlangıçsız hem de ebedi olmalıdır.
Eğer bir yol geriye doğru da olsa bitiyorsa o yol sonludur.
Alınan yolculuk sırasında sürekli rakamlar büyür sadece, ama asla , ne kadar büyürse büyüsün sonsuza ulaşmaz.
A........B......C.......
A ile varılan nokta arası hep belli bir uzunluk olarak kalmaya mahkumdur.
Ahiret yaşamı ileriye doğru sonsuza dek sürecektir ama dediğim gibi bantı geriye sardığımızda yani zamanda geriye yolculuk yaptığımızda başlangıca ulaşırız ve orada(geriye doğru) yol biter.
Kısacası ebediyen yaşayacağız ama yaşımız hiçbir zaman sonsuz olmayacak(varlığımızın başlangıcı olduğundan dolayı).
Ebedi olacağız ama ezeli olmadığımızdan ve de zaman-mekanın içerisinde yolculuk yapmak durumunda olduğumuzdan yine sınırlı varlıklar olmayı sürdüreceğiz.
Sınırsız, zamansız ve mekansız olan bir tek Rabbimizdir. Ayrıca, ahiret evrenindeki canlıların sonsuza dek yaşaması Rabbimizin isteğiyle, yaratmasıyla gerçekleşen bir durumdur. Yüce Yaratan hiçbir şeye muhtaç olmaksızın ebediyen var olurken, kullar ise O'nun sayesinde var olabilirler ancak. Bu durum ayetlerde şöyle belirtilmekte:
Hud
107. Gökler ve yer durduğu sürece orada kalıcıdırlar; ancak Rabbin dilerse başka. Rabbin, dilediğini Yapandır
108. Mutluluğu hakkedenler ise, gökler ve yer kaldığı sürece cennette kalıcıdırlar. Rabbinin dilerse başka. Kesintisiz bir ödüldür bu.
Yüce Allah, kendisi istediği için sonsuza dek var olacağımızı söylüyor.
Ve diyor ki "eğer tersini dilemezsem, oradakileri asla çıkarmayacağım"
Ve çıkarmayacağına dair söz de veriyor.
Başka bir deyişle "istersem bu hükmümü değiştirebilirim, ama cennettekilerin sonsuza dek orada kalmasını, özgür irademle istediğim için kalacaklar" anlamında bir ifade kullanmakta. Tüm bunları gözönüne aldığımızda, ebediyen yaşayacak olmamızın bizleri kutsallaştırmadığını, tıpkı bu dünya yaşamındaki gibi kullar olmayı her zaman sürdüreceğimizi kolaylıkla görebiliriz.
Selam ve sevgiler.
-Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölmüşler sanmayın! Aksine onlar hep hayattadırlar, Rablerinin katında rızıklandırılırlar.
-Allah'ın kendilerine lütfundan verdiği mutlulukla sevinç duyarlar ve arkalarından şehit olarak kendilerine katılmamış olan mücahitler hakkında: "Onlara hiçbir korku yok ve onlar üzüntü de duymayacaklardır." müjdesinde bulunurlar. (Ali imran suresi 169-170)
Meryem
56. Kitap'ta İdris'i de an. Çünkü o, özü-sözü tam uyuşan bir kişiydi, bir peygamberdi.
57. Onu yüce bir mekâna yükselttik.
Ali İmran Suresi 55 Allah şunu da demişti: "Ey İsa, senin canını alacağım, seni kendime yükselteceğim; seni, inkar edenlerden uzaklaştırıp arındıracağım.Ve sana uyanları, inkar edenlerin, kıyamete kadar üstünde tutacağım.Sonra bana olacak dönüşünüz; tartışıp durduğunuz şeyler hakkında aranızda ben hüküm vereceğim."
Bu istisna insanların dışında kalanlar ise kıyametten sonra ahiret yaşamlarına başlamış olacaklar.
Ve Rabbin Katı'nda( yani farklı fizik yasalarına sahip ahiret evreninde) yaşam ebedidir:
Nisa Suresi 122 İnanıp hayra ve barışa yönelik işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız. sonsuza değin kalacaklardır orada. Allah'ın şaşmaz vaadidir bu. Söz söyleme bakımından Allah'tan daha doğru ve tutarlı kim olabilir?
Rad Suresi 24 "Selam size, sabrettiğiniz için! Ne güzeldir şu sonsuzluk yurdu!" derler.
Ahiret yaşantısının sonsuza dek sürmesi bazı kimselerce garip karşılanıyor ve "o zaman o canlılar tanrısal olmuyor mu?" gibilerinden kafa karışıklıklarını belirten ifadeler kullanıyor, sorular soruyorlar.
Öncelikle, bizler yani yaratılmışlar bir başlangıca sahibiz, ezeli değiliz. Ayrıca daima zamana ve mekana tabiyiz. Buna karşılık yüce Allah zamansız ve mekansızdır.
Ve başlangıcı olup, zaman içerisinde yolculuk etmek durumunda olan biz kullar, her zaman sınırlı varlıklar olarak kalmayı sürdüreceğiz.
Ahiret yaşantısına dönecek olursak; orada sonsuza dek yani sürekli yaşantımız sürecek ama yaşımız hiçbir zaman sonsuz olmayacak. Çünkü yaşantımızın bir başlangıcı var ve hergeçen yıl yaşımız bir artacak, sürekli büyüyecek ama daima bir sayıya denk gelecek.
1..........................789.............................. .......1122333........................12233499988779......
Her geçen yıl eski yaşımıza bir ilave olacak ve hiçbir zaman sonsuz büyüklükte olmayacak. Buna karşılık bu olay sonsuza dek durmadan sürecek.
Kısaca ahiret yaşantısı ebedidir ama yaşayanların yaşları mutlaka sınırlı kalmaktadır.Çünkü başlangıcı olan birşey geriye doğru sonlu demektir. Fakat ileriye doğru sonsuz yolculuk sürecektir.
Cennetteki bir insanın yaşı ne kadar ilerlerse ilerlesin, bantı geriye doğru sardığımızda bir başlangıcın olduğunu göreceğiz. Süre(yıllar-yaş) sürekli artacak ama başlangıcı olmasından dolayı hep bir sayıya denk gelecek.
Bu arada matematikte hayali olarak sunulan, bir ucu kapalı bir ucu açık sözde sonsuz uzunluklar falan tamamen yanlıştır.
Birşey sonsuz uzunlukta olabilmesi için hem başlangıçsız hem de ebedi olmalıdır.
Eğer bir yol geriye doğru da olsa bitiyorsa o yol sonludur.
Alınan yolculuk sırasında sürekli rakamlar büyür sadece, ama asla , ne kadar büyürse büyüsün sonsuza ulaşmaz.
A........B......C.......
A ile varılan nokta arası hep belli bir uzunluk olarak kalmaya mahkumdur.
Ahiret yaşamı ileriye doğru sonsuza dek sürecektir ama dediğim gibi bantı geriye sardığımızda yani zamanda geriye yolculuk yaptığımızda başlangıca ulaşırız ve orada(geriye doğru) yol biter.
Kısacası ebediyen yaşayacağız ama yaşımız hiçbir zaman sonsuz olmayacak(varlığımızın başlangıcı olduğundan dolayı).
Ebedi olacağız ama ezeli olmadığımızdan ve de zaman-mekanın içerisinde yolculuk yapmak durumunda olduğumuzdan yine sınırlı varlıklar olmayı sürdüreceğiz.
Sınırsız, zamansız ve mekansız olan bir tek Rabbimizdir. Ayrıca, ahiret evrenindeki canlıların sonsuza dek yaşaması Rabbimizin isteğiyle, yaratmasıyla gerçekleşen bir durumdur. Yüce Yaratan hiçbir şeye muhtaç olmaksızın ebediyen var olurken, kullar ise O'nun sayesinde var olabilirler ancak. Bu durum ayetlerde şöyle belirtilmekte:
Hud
107. Gökler ve yer durduğu sürece orada kalıcıdırlar; ancak Rabbin dilerse başka. Rabbin, dilediğini Yapandır
108. Mutluluğu hakkedenler ise, gökler ve yer kaldığı sürece cennette kalıcıdırlar. Rabbinin dilerse başka. Kesintisiz bir ödüldür bu.
Yüce Allah, kendisi istediği için sonsuza dek var olacağımızı söylüyor.
Ve diyor ki "eğer tersini dilemezsem, oradakileri asla çıkarmayacağım"
Ve çıkarmayacağına dair söz de veriyor.
Başka bir deyişle "istersem bu hükmümü değiştirebilirim, ama cennettekilerin sonsuza dek orada kalmasını, özgür irademle istediğim için kalacaklar" anlamında bir ifade kullanmakta. Tüm bunları gözönüne aldığımızda, ebediyen yaşayacak olmamızın bizleri kutsallaştırmadığını, tıpkı bu dünya yaşamındaki gibi kullar olmayı her zaman sürdüreceğimizi kolaylıkla görebiliriz.
Selam ve sevgiler.
Nuh Tufanı Bölgesel ve tek topluma yönelikti
Kasas Suresi 59 Senin Rabbin, memleketleri/medeniyetleri, ana merkezlerinde kendilerine ayetlerimizi okuyan bir resul göndermedikçe helâk etmez. Biz; ülkeleri/medeniyetleri, halkları zulme sapmadıkları sürece helâk etmeyiz.
Rabbimiz, bir toplumu yok etmeden veya cezalandırmadan önce ona resul gönderdiğini ve eğer hatalarında ısrarcı olurlarsa bunu gerçekleştirdiğini belirtiyor.
Yunus Suresi 13 Yemin olsun ki biz sizden önceki kuşakları, zulmettikleri ve resulleri kendilerine açık kanıtlar getirdiği halde inanmadıkları için, helak ettik. Günaha batanlar topluluğunu biz böyle cezalandırırız.
Demek ki bir medeniyetin mahvı için 1- Zulme sapma(ve sürdürme), 2- Elçi gelme şartı var.
İsra
15. Kim doğru yola gelirse kendisi için yola gelmiş bulunur. Kim saparsa kendi aleyhine sapar. Hiçkimse başkasının yükünü çekmez. Biz bir elçi göndermeden hiç kimseyi cezalandırmayız
16. Biz bir toplumu yok etmek istediğimiz zaman onun ileri gelen varlıklılarının orada kötülük yapmasına izin veririz. Böylece o topluma verilmiş söz gerçekleşir ve onu yerle bir ederiz.
17. Nuh'tan sonra nice toplumları yok ettik. Kullarının günahlarını haber alıcı ve görücü olarak Rabbin yeter
Yine çok açık bir şekilde, Nuh'un toplumunun başına gelenin de aynı şey olduğu belirtiliyor. Başka bir deyişle bu peygamber sadece gönderildiği toplumu uyarmış ve Nuh Tufanı ile de sadece onlar yok edilmiştir.Zaten Kuran'da defalarca bir bireyin yüzünden başka bir bireyin ve bir kavmin yüzünden başka bir kavmin cezalandırılmayacağı belirtilmektedir. Herkes kendi hakettiği şeye kavuşmakta dünya ve ahirette.
Bu bağlamda, Nuh toplumunun yaptığından dolayı değiştirilmiş Tevratta belirtildiği şekilde tüm dünyanın ve insanlığın cezalandırılması söz konusu olamaz. Koruma altında olan tek dini kaynak olan Kuran'a göre Tufan sadece o kavmi cezalandırmış ve yok etmiştir.
Nuh Suresi 1 Biz, Nuh'u, "Toplumunu, kendilerine korkunç bir azap gelmeden önce uyar!" diye kavmine gönderdik.
A'raf Suresi 59 Andolsun ki biz, Nuh'u toplumuna gönderdik de o şöyle dedi: "Ey toplumum! Allah'a kulluk ve ibadet edin. Sizin ondan başka tanrınız yok. Üstünüze çok büyük bir azabın inmesinden korkuyorum."
A'raf Suresi 65 Ad'a da kardeşleri Hud'u gönderdik. Dedi ki: "Ey toplumum! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilahınız yok. Hala sakınmıyor musunuz?"
A'raf Suresi 73 Semud'a da kardeşleri Salih'i gönderdik. Dedi ki: "Ey toplumum! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilahınız yok. Size Rabbinizden bir beyyine/açık bir kanıt gelmiştir. İşte şu, Allah'ın devesi. Sizin için bir mucize. Rahat bırakın onu, Allah'ın toprağında otlasın. Kötü bir niyetle dokunmayın ona. Yoksa korkunç bir azap yakalar sizi."
A'raf Suresi 85 Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. Şöyle dedi: "Ey toplumum! Allah'a kulluk edin. Size O'ndan başka ilah yok! Size Rabbinizden açık bir kanıt gelmiştir. Ölçü ve tartı da dürüst davranın. İnsanların eşyasına el koymaya tenezzül etmeyin. Yeryüzünde, orası barışa kavuştuktan sonra bozgun çıkarmayın. Eğer inanan insanlarsanız bu sizin için daha hayırlıdır."
Bu örnek ayetlerde de bahsedilen toplumlar cezalandırılmadan önce kendilerine bir(ya da daha fazla) uyarıcı geliyor. Ve yine görüldüğü üzere Ad, Semud veya Medyen halklarının başına gelen ne ise, Nuh halkının başına gelen de tamamen aynıdır. Tıpkı diğerleri gibi, azgınlık yaptıklarından dolayı kendilerine elçi geliyor, onlar yanlışlarını sürdürünce de hak ettikleri cezaya kavuşarak imtihan(kendileriyle yüzleşme) dünyasına veda ediyorlar.
İsra Suresi 17 Nûh'tan sonra da nice kuşakları helak ettik. Kullarının günahlarını haber alıcı ve görücü olarak Rabbin yeter.
Nuh
21. Nuh dedi ki, "Rabbim, onlar bana karşı geldiler ve parası, çocukları kendisine sadece zarar veren bir kimseye uydular."
22. "Ve hatta büyük tuzaklar kurdular."
23. "Dediler ki, 'Tanrılarınızı terketmeyin. Ne Vedd'i, ne Suva'ı, ne Yeğus'u, Yeuk'u ve Nesr'i bırakmayın.' "
24. "Çok kişiyi saptırdılar. Öyleyse, sen de zalimlerin şaşkınlığını arttır."
25. Suçlarından ötürü boğuldular ve ateşe sokuldular. Kendilerine ALLAH'tan başka yardımcı da bulamadılar.
26. Nuh dedi ki, "Rabbim, yeryüzünde bir tek inkarcı bırakma."
27. "Onları bırakırsan kullarını saptırırlar ve ancak bayağı inkarcılar doğururlar."
28. "Rabbim, beni, anamı babamı, evime inanan olarak girenleri, inanan erkek ve kadınları bağışla; zalimlerin ise ancak yıkımlarını arttır."
Burada da açıkça suda boğulup ahirette ateşe sokulanların Nuh halkı olduğu anlatılmakta(25. ayet). Şimdi kimileri 26. ayette sunulan Nuh'un duasının evrensel bir istek olduğunu söyleyecektir. Orada peygamberin kendi arzusu söz konusu, yoksa gerçekleşen olay değil. Kaldı ki oradaki ifade de pekala sadece kendi ülkesindeki zalimleri kapsıyor olabilir. Ama dediğim gibi tüm bunlar bir yana, ayetlerde belirtildiği üzere sadece ve sadece Nuh'un halkı boğulmuştur.
Zaten, Nuh'un toplumunun başına gelen bölgesel felaketin benzerleri sonra başka toplumların da başına gelmiştir:
17. Nuh'tan sonra nice toplumları yok ettik. Kullarının günahlarını haber alıcı ve görücü olarak Rabbin yeter (Nuh Suresi)
ZARİYAT
31 İbrahim sordu: "Amacınız ne, ey elçiler?"
32 Dediler: "Biz, suçlulardan oluşan bir topluma gönderildik."
33 "Üzerlerine çamurdan taş atalım diye."
34 "Rabbin katında, sınır tanımazlar için işaretlenmiş taşlar."
35 Orada, müminlerden kim varsa çıkardık.
36 Artık orada, bir ev dışında, müslümanlardan/Allah'a teslim olanlardan hiç kimse bulamıyorduk.
37 Acıklı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık;
38 Mûsa'da da. Biz onu açık bir kanıtla Firavun'a gönderdik.
39 O tüm gücüyle/tüm seçkin adamlarıyla birlikte yüz çevirdi ve şöyle dedi: "Bir büyücü yahut mecnun."
40 Bunun üzerine, onu da ordusunu da yakalayıp suyun ortasına fırlattık. Kendi kendini kınayıp duruyordu.
41 Âd kavminde de bir ibret var. Onlar üzerine, her şeyi yerinden söken rüzgârı göndermiştik.
42 Üzerinden geçtiği her şeyi kül haline getirmeden bırakmıyordu.
43 Semûd'da da bir ibret var. Onlara şöyle denmişti: "Bir vakte kadar yiyip içip eğlenin."
44 Daha sonra onlar, Rablerinin emrine kafa tuttular da gözleri baka baka yıldırım kendilerini yakaladı.
45 Ne kalkıp kaçabildiler ne de kendilerine yardım eden oldu.
46 Daha önce de Nûh kavmini batırmıştık. Çünkü onlar da doğruluktan ayrılmış bir topluluktu.
Bir kez daha, dünyanın değil, sadece o bölgenin ve halkının felakete uğradığını anlıyoruz. Nuh, Medyen, Ad, Semud.... tüm bu toplumların başına gelen olay pareleldir. İnkara ve kötülüğe sapıyorlar, kendilerine uyarıcı geliyor, onlar devam ediyorlar kötülüğe ve sonunda cezaya kavuşuyorlar. Hepsi de o toplumun başına gelen ibretlik olaylar.
Hadid Suresi 26 Yemin olsun, Nûh'u ve İbrahim'i de resul olarak gönderdik. Peygamberliği ve Kitap'ı bunların soyları arasına koyduk. O soylardan bir kısmı hidayete ermiştir. Ama onlardan çoğu, yoldan çıkmış olanlardır.
Hud
32. Dediler ki: "Ey Nûh! Sen bizimle uğraştın, bizimle mücadelede çok da ileri gittin. Eğer doğru sözlülerden isen bizi tehdit ettiğin şeyi ortaya getir."
33. Nûh dedi: "Onu size, dilediği takdirde ancak Allah getirir, siz de hiçbir engel çıkaramazsınız."
34. "Eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa, ben size öğüt vermeyi gaye edinsem de öğüdüm size hiçbir yarar sağlamaz. O'dur sizin Rabbiniz ve O'na döndürüleceksiniz."
35. Yoksa, "Onu kendisi uydurdu." mu diyorlar? De ki: "Eğer onu uydurmuşsam işlediğim suç benim aleyhimedir. Ama ben, sizin işlemekte olduğunuz suçlardan sorumlu değilim."
36. Nûh'a şöyle vahyolundu: "Toplumundan, daha önce inanmış olanlar dışında hiç kimse iman etmeyecektir. Artık onların yaptıkları yüzünden tasalanıp durma."
37. Vahyimize bağlı olarak gözlerimizin önünde gemiyi yap. Ve zulmedenler hakkında benimle karşılıklı laf edip durma. Onlar, mutlaka boğulacaklardır.
38. Gemiyi yapıyordu. Toplumundan herhangi bir grup yanından geçtikçe onunla alay ediyorlardı. Dedi ki Nûh "Bizimle alay ediyorsanız, biz de sizinle alay edeceğiz. Tıpkı sizin eğlendiğiniz gibi."
39. "Rezil eden azabın kime geleceğini, sürekli azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz."
40. Nihayet emrimiz gelip de tandır kaynayınca şöyle seslendik: "Yükle içine her birinden ikişer çift ve aleyhinde hüküm verilen hariç olmak üzere aileni, bir de iman etmiş olanları." Ama Nûh'la birlikte çok az bir kısmı iman etmişti.
Nuh Tufanı'nın tüm dünyayı kapsadığını iddia edenler bu her canlıdan çiftler toplama ifadesine sarılmaya çalışıyor. Ama burada anlatılan o bölgedeki hayvanlardan örnekler toplamaktır. Biri size "tüm elmaları topla" dese, dünyadaki bütün elmaları değil bulunduğunuz yerdekileri kastettiğini düşünürsünüz. Yine aynı şekilde burada da dünyadaki tüm hayvanlardan ifadesi geçmiyor ve kast edilen Nuh'un bulunduğu yerdir. Zaten yeryüzündeki tüm canlılardan örnekler toplaması için bir dünya turu yapması ve belkide bir kent büyüklüğünde devasa gemi yapması gerekirdi. İstenen oradakilerden çiftlerin toplanmasıdır.
Peki Nuh Tufanı bölgesel ise nasıl olur da bir ülke sular altında kalırken diğer komşu milletlere bir zarar gelmez? Eğer Nuh toplumu bir adada yaşıyorlarsa bu gayet olası bir durumdur. Ve bu ada belki de Avustralya büyüklüğünde, hatta daha da büyük bir kıta ada bile olabilir. Ve bu durumda , sular altında kaybolmuş ve bu felaket sadece onları etkilemiştir.
Şimdi şu ayetlere dikkat:
Kamer
10. Bunun üzerine yakardı Rabbine, "Yenilgiye uğradım işte, yardım et!" diye...
11. Biz de açtık gök kapılarını seller gibi akan bir su ile.
12. Ve yardık/fışkırttık yeryüzünü pınar pınar. Sonunda kesin ölçülere bağlanmış bir oluş üzere birleşti sular.
13. Ve taşıdık onu levhalar ve çivilerden oluşturulan şey üstünde.
14. Akıp gidiyordu gözlerimizin önünde, bir ödül olarak nankörlüğe uğratılan kişi için.
"Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları da suda-boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi." (A'raf Suresi, 64)
Ülkeye hem gökten su iniyor, hem de yerin altından sular fışkırıyor ve sonra da sular birleşiyor, 11. ve 12. ayetlerde anlatılanlara göre. Tıpkı bir adanın batmasını andıran bir sahne bu. Adaya(belki de devasa ada kıtaya) 1- Gökten su boşalıyor 2- Yerin altından patlamalar oluyor ve buradan da sular yükseliyor 3- Bunun sonucunda da, yani adaya yukarıdan(gökyüzünden) ve aşağıdan(yeraltından) su hücumu sonucunda, dört tarafındaki denizle buluşuyor bu sel ve ada tamamiyle sular altında kalıp okyanusun derinliklerine dalıyor anlaşıldığı kadarıyla.
ANKEBUT
14. Yemin olsun, biz Nûh'u toplumuna göndedik de o onların arasında bin yıldan elli yıl eksik kaldı. Sonunda onları tufan yakaladı. Çünkü zalimlerdi onlar.
15. Biz, Nûh'u ve gemi halkını kurtardık ve o gemiyi âlemlere ibret yaptık.
Yine cezalandırılanın Nuh toplumu olduğu ve nedeni açıklanıyor. Ayrıca peygamberin 950 yılın üzerinde yaşadığı da belirtilmektedir. Görüldüğü kadarıyla toplumu bu uzun ömrü pek garipsemiyor gibi. Eğer öyleyse, Nuh toplumunda bin yıl kadar yaşamak olağan birşey olabilir ve bu durum bilim ve teknolojide, en azından tıp alanında çok ileri bir medeniyet olduklarına da işaret olabilir. Bilindiği üzere Rabbimiz geçmişte ileri medeniyetlerin de var olduğunu ama inkarlarından dolayı yok olmaktan kurtulamadıklarını belirtmekte.
Şimdi diğer bir çok önemli noktaya gelelim:
ARAF
65 Âd'a da kardeşleri Hûd'u gönderdik. Dedi ki: "Ey toplumum! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilahınız yok. Hâlâ sakınmıyor musunuz?"
67 Hûd dedi: "Ey toplumum! Bende beyinsizlik yok, ben âlemlerin Rabbi'nden bir resulüm."
69 "Sizi uyarmak için içinizden bir adam aracılığıyla size Rabbinizden bir ihtar gelmesine şaştınız mı? Hatırlayın ki, O sizi Nuh toplumundan sonra halefler yaptı ve yaratılışta size daha fazla bir boy-bos verdi. Allah'ın nimetlerini anın ki kurtulabilesiniz."
Burada da Nuh kavmi ile Ad kavmi arasında bir kıyaslama yapılıyor ve Ad halkının Nuh halkına göre daha iri ve uzun olduğu belirtiliyor. Yani burada eski insanlar ile yeniler falan kıyaslanmıyor. Sadece ve sadece Nuh ve Ad toplumlarının fiziksel karşılaştırılması söz konusudur. Tıpkı günümüzde İngilizlerin Japonlara göre daha iri ve uzun boylu olması gibi...
Rum suresi 47 Yemin olsun biz, senden önce de resulleri toplumlarına gönderdik, onlara açık kanıtlar getirdiler. Nihayet, günah işleyenlerden öc aldık. İnananlara yardım etmek bizim üzerimizde bir haktı.
Nuh Suresi 1 Biz, Nuh'u, "Toplumunu, kendilerine korkunç bir azap gelmeden önce uyar!" diye kavmine gönderdik.
Ve tekrar tekrar belirtildiği üzere Nuh sadece kendi toplumuna gönderilmiştir ve cezaya çarptırılan sadece onun halkıdır.
"Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları da suda-boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi." (A'raf Suresi, 64)
Tufanın bölgesel olduğuna bir başka kanıt da şu ayetlerdir ayrıca::
İsra
2. Aynı şekilde, Musa'ya kitabı vermiştik. İsrail oğullarını şu gerçeğe iletmek için: "Benden başka bir sahip edinmeyin.
3. Onlar, Nuh ile birlikte taşıttığımız kimselerin soyudur; o şükreden bir kuldu.
4. Kitapta, İsrail oğullarına: "Yeryüzünde iki kere bozgunculuk çıkaracaksınız ve alabildiğine kibirleneceksiniz," diye bildirdik,
Dikkat edin İsrailoğulları "Nuh ile birlikte taşıttığımız kimselerin soyudur" diyor. Eğer Nuh Tufanı bölgesel değil de evrensel olsaydı ve tüm dünyada felaketten sadece Nuh ve gemiye binenler kurtulmuş olsaydı, şu an yeryüzündeki tüm insanlar Nuh toplumunun soyundan olacaktı. Ama hayır, sadece İsraoğulları için Nuh'un gemisine binenlerin devamı deniliyor ayette. Demek ki diğer milletler o gemideki insanlardan türemedi ve kesinlikle o felakette yok edilen sadece Nuh halkıydı.
Selam ve sevgiler
Rabbimiz, bir toplumu yok etmeden veya cezalandırmadan önce ona resul gönderdiğini ve eğer hatalarında ısrarcı olurlarsa bunu gerçekleştirdiğini belirtiyor.
Yunus Suresi 13 Yemin olsun ki biz sizden önceki kuşakları, zulmettikleri ve resulleri kendilerine açık kanıtlar getirdiği halde inanmadıkları için, helak ettik. Günaha batanlar topluluğunu biz böyle cezalandırırız.
Demek ki bir medeniyetin mahvı için 1- Zulme sapma(ve sürdürme), 2- Elçi gelme şartı var.
İsra
15. Kim doğru yola gelirse kendisi için yola gelmiş bulunur. Kim saparsa kendi aleyhine sapar. Hiçkimse başkasının yükünü çekmez. Biz bir elçi göndermeden hiç kimseyi cezalandırmayız
16. Biz bir toplumu yok etmek istediğimiz zaman onun ileri gelen varlıklılarının orada kötülük yapmasına izin veririz. Böylece o topluma verilmiş söz gerçekleşir ve onu yerle bir ederiz.
17. Nuh'tan sonra nice toplumları yok ettik. Kullarının günahlarını haber alıcı ve görücü olarak Rabbin yeter
Yine çok açık bir şekilde, Nuh'un toplumunun başına gelenin de aynı şey olduğu belirtiliyor. Başka bir deyişle bu peygamber sadece gönderildiği toplumu uyarmış ve Nuh Tufanı ile de sadece onlar yok edilmiştir.Zaten Kuran'da defalarca bir bireyin yüzünden başka bir bireyin ve bir kavmin yüzünden başka bir kavmin cezalandırılmayacağı belirtilmektedir. Herkes kendi hakettiği şeye kavuşmakta dünya ve ahirette.
Bu bağlamda, Nuh toplumunun yaptığından dolayı değiştirilmiş Tevratta belirtildiği şekilde tüm dünyanın ve insanlığın cezalandırılması söz konusu olamaz. Koruma altında olan tek dini kaynak olan Kuran'a göre Tufan sadece o kavmi cezalandırmış ve yok etmiştir.
Nuh Suresi 1 Biz, Nuh'u, "Toplumunu, kendilerine korkunç bir azap gelmeden önce uyar!" diye kavmine gönderdik.
A'raf Suresi 59 Andolsun ki biz, Nuh'u toplumuna gönderdik de o şöyle dedi: "Ey toplumum! Allah'a kulluk ve ibadet edin. Sizin ondan başka tanrınız yok. Üstünüze çok büyük bir azabın inmesinden korkuyorum."
A'raf Suresi 65 Ad'a da kardeşleri Hud'u gönderdik. Dedi ki: "Ey toplumum! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilahınız yok. Hala sakınmıyor musunuz?"
A'raf Suresi 73 Semud'a da kardeşleri Salih'i gönderdik. Dedi ki: "Ey toplumum! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilahınız yok. Size Rabbinizden bir beyyine/açık bir kanıt gelmiştir. İşte şu, Allah'ın devesi. Sizin için bir mucize. Rahat bırakın onu, Allah'ın toprağında otlasın. Kötü bir niyetle dokunmayın ona. Yoksa korkunç bir azap yakalar sizi."
A'raf Suresi 85 Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. Şöyle dedi: "Ey toplumum! Allah'a kulluk edin. Size O'ndan başka ilah yok! Size Rabbinizden açık bir kanıt gelmiştir. Ölçü ve tartı da dürüst davranın. İnsanların eşyasına el koymaya tenezzül etmeyin. Yeryüzünde, orası barışa kavuştuktan sonra bozgun çıkarmayın. Eğer inanan insanlarsanız bu sizin için daha hayırlıdır."
Bu örnek ayetlerde de bahsedilen toplumlar cezalandırılmadan önce kendilerine bir(ya da daha fazla) uyarıcı geliyor. Ve yine görüldüğü üzere Ad, Semud veya Medyen halklarının başına gelen ne ise, Nuh halkının başına gelen de tamamen aynıdır. Tıpkı diğerleri gibi, azgınlık yaptıklarından dolayı kendilerine elçi geliyor, onlar yanlışlarını sürdürünce de hak ettikleri cezaya kavuşarak imtihan(kendileriyle yüzleşme) dünyasına veda ediyorlar.
İsra Suresi 17 Nûh'tan sonra da nice kuşakları helak ettik. Kullarının günahlarını haber alıcı ve görücü olarak Rabbin yeter.
Nuh
21. Nuh dedi ki, "Rabbim, onlar bana karşı geldiler ve parası, çocukları kendisine sadece zarar veren bir kimseye uydular."
22. "Ve hatta büyük tuzaklar kurdular."
23. "Dediler ki, 'Tanrılarınızı terketmeyin. Ne Vedd'i, ne Suva'ı, ne Yeğus'u, Yeuk'u ve Nesr'i bırakmayın.' "
24. "Çok kişiyi saptırdılar. Öyleyse, sen de zalimlerin şaşkınlığını arttır."
25. Suçlarından ötürü boğuldular ve ateşe sokuldular. Kendilerine ALLAH'tan başka yardımcı da bulamadılar.
26. Nuh dedi ki, "Rabbim, yeryüzünde bir tek inkarcı bırakma."
27. "Onları bırakırsan kullarını saptırırlar ve ancak bayağı inkarcılar doğururlar."
28. "Rabbim, beni, anamı babamı, evime inanan olarak girenleri, inanan erkek ve kadınları bağışla; zalimlerin ise ancak yıkımlarını arttır."
Burada da açıkça suda boğulup ahirette ateşe sokulanların Nuh halkı olduğu anlatılmakta(25. ayet). Şimdi kimileri 26. ayette sunulan Nuh'un duasının evrensel bir istek olduğunu söyleyecektir. Orada peygamberin kendi arzusu söz konusu, yoksa gerçekleşen olay değil. Kaldı ki oradaki ifade de pekala sadece kendi ülkesindeki zalimleri kapsıyor olabilir. Ama dediğim gibi tüm bunlar bir yana, ayetlerde belirtildiği üzere sadece ve sadece Nuh'un halkı boğulmuştur.
Zaten, Nuh'un toplumunun başına gelen bölgesel felaketin benzerleri sonra başka toplumların da başına gelmiştir:
17. Nuh'tan sonra nice toplumları yok ettik. Kullarının günahlarını haber alıcı ve görücü olarak Rabbin yeter (Nuh Suresi)
ZARİYAT
31 İbrahim sordu: "Amacınız ne, ey elçiler?"
32 Dediler: "Biz, suçlulardan oluşan bir topluma gönderildik."
33 "Üzerlerine çamurdan taş atalım diye."
34 "Rabbin katında, sınır tanımazlar için işaretlenmiş taşlar."
35 Orada, müminlerden kim varsa çıkardık.
36 Artık orada, bir ev dışında, müslümanlardan/Allah'a teslim olanlardan hiç kimse bulamıyorduk.
37 Acıklı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık;
38 Mûsa'da da. Biz onu açık bir kanıtla Firavun'a gönderdik.
39 O tüm gücüyle/tüm seçkin adamlarıyla birlikte yüz çevirdi ve şöyle dedi: "Bir büyücü yahut mecnun."
40 Bunun üzerine, onu da ordusunu da yakalayıp suyun ortasına fırlattık. Kendi kendini kınayıp duruyordu.
41 Âd kavminde de bir ibret var. Onlar üzerine, her şeyi yerinden söken rüzgârı göndermiştik.
42 Üzerinden geçtiği her şeyi kül haline getirmeden bırakmıyordu.
43 Semûd'da da bir ibret var. Onlara şöyle denmişti: "Bir vakte kadar yiyip içip eğlenin."
44 Daha sonra onlar, Rablerinin emrine kafa tuttular da gözleri baka baka yıldırım kendilerini yakaladı.
45 Ne kalkıp kaçabildiler ne de kendilerine yardım eden oldu.
46 Daha önce de Nûh kavmini batırmıştık. Çünkü onlar da doğruluktan ayrılmış bir topluluktu.
Bir kez daha, dünyanın değil, sadece o bölgenin ve halkının felakete uğradığını anlıyoruz. Nuh, Medyen, Ad, Semud.... tüm bu toplumların başına gelen olay pareleldir. İnkara ve kötülüğe sapıyorlar, kendilerine uyarıcı geliyor, onlar devam ediyorlar kötülüğe ve sonunda cezaya kavuşuyorlar. Hepsi de o toplumun başına gelen ibretlik olaylar.
Hadid Suresi 26 Yemin olsun, Nûh'u ve İbrahim'i de resul olarak gönderdik. Peygamberliği ve Kitap'ı bunların soyları arasına koyduk. O soylardan bir kısmı hidayete ermiştir. Ama onlardan çoğu, yoldan çıkmış olanlardır.
Hud
32. Dediler ki: "Ey Nûh! Sen bizimle uğraştın, bizimle mücadelede çok da ileri gittin. Eğer doğru sözlülerden isen bizi tehdit ettiğin şeyi ortaya getir."
33. Nûh dedi: "Onu size, dilediği takdirde ancak Allah getirir, siz de hiçbir engel çıkaramazsınız."
34. "Eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa, ben size öğüt vermeyi gaye edinsem de öğüdüm size hiçbir yarar sağlamaz. O'dur sizin Rabbiniz ve O'na döndürüleceksiniz."
35. Yoksa, "Onu kendisi uydurdu." mu diyorlar? De ki: "Eğer onu uydurmuşsam işlediğim suç benim aleyhimedir. Ama ben, sizin işlemekte olduğunuz suçlardan sorumlu değilim."
36. Nûh'a şöyle vahyolundu: "Toplumundan, daha önce inanmış olanlar dışında hiç kimse iman etmeyecektir. Artık onların yaptıkları yüzünden tasalanıp durma."
37. Vahyimize bağlı olarak gözlerimizin önünde gemiyi yap. Ve zulmedenler hakkında benimle karşılıklı laf edip durma. Onlar, mutlaka boğulacaklardır.
38. Gemiyi yapıyordu. Toplumundan herhangi bir grup yanından geçtikçe onunla alay ediyorlardı. Dedi ki Nûh "Bizimle alay ediyorsanız, biz de sizinle alay edeceğiz. Tıpkı sizin eğlendiğiniz gibi."
39. "Rezil eden azabın kime geleceğini, sürekli azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz."
40. Nihayet emrimiz gelip de tandır kaynayınca şöyle seslendik: "Yükle içine her birinden ikişer çift ve aleyhinde hüküm verilen hariç olmak üzere aileni, bir de iman etmiş olanları." Ama Nûh'la birlikte çok az bir kısmı iman etmişti.
Nuh Tufanı'nın tüm dünyayı kapsadığını iddia edenler bu her canlıdan çiftler toplama ifadesine sarılmaya çalışıyor. Ama burada anlatılan o bölgedeki hayvanlardan örnekler toplamaktır. Biri size "tüm elmaları topla" dese, dünyadaki bütün elmaları değil bulunduğunuz yerdekileri kastettiğini düşünürsünüz. Yine aynı şekilde burada da dünyadaki tüm hayvanlardan ifadesi geçmiyor ve kast edilen Nuh'un bulunduğu yerdir. Zaten yeryüzündeki tüm canlılardan örnekler toplaması için bir dünya turu yapması ve belkide bir kent büyüklüğünde devasa gemi yapması gerekirdi. İstenen oradakilerden çiftlerin toplanmasıdır.
Peki Nuh Tufanı bölgesel ise nasıl olur da bir ülke sular altında kalırken diğer komşu milletlere bir zarar gelmez? Eğer Nuh toplumu bir adada yaşıyorlarsa bu gayet olası bir durumdur. Ve bu ada belki de Avustralya büyüklüğünde, hatta daha da büyük bir kıta ada bile olabilir. Ve bu durumda , sular altında kaybolmuş ve bu felaket sadece onları etkilemiştir.
Şimdi şu ayetlere dikkat:
Kamer
10. Bunun üzerine yakardı Rabbine, "Yenilgiye uğradım işte, yardım et!" diye...
11. Biz de açtık gök kapılarını seller gibi akan bir su ile.
12. Ve yardık/fışkırttık yeryüzünü pınar pınar. Sonunda kesin ölçülere bağlanmış bir oluş üzere birleşti sular.
13. Ve taşıdık onu levhalar ve çivilerden oluşturulan şey üstünde.
14. Akıp gidiyordu gözlerimizin önünde, bir ödül olarak nankörlüğe uğratılan kişi için.
"Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları da suda-boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi." (A'raf Suresi, 64)
Ülkeye hem gökten su iniyor, hem de yerin altından sular fışkırıyor ve sonra da sular birleşiyor, 11. ve 12. ayetlerde anlatılanlara göre. Tıpkı bir adanın batmasını andıran bir sahne bu. Adaya(belki de devasa ada kıtaya) 1- Gökten su boşalıyor 2- Yerin altından patlamalar oluyor ve buradan da sular yükseliyor 3- Bunun sonucunda da, yani adaya yukarıdan(gökyüzünden) ve aşağıdan(yeraltından) su hücumu sonucunda, dört tarafındaki denizle buluşuyor bu sel ve ada tamamiyle sular altında kalıp okyanusun derinliklerine dalıyor anlaşıldığı kadarıyla.
ANKEBUT
14. Yemin olsun, biz Nûh'u toplumuna göndedik de o onların arasında bin yıldan elli yıl eksik kaldı. Sonunda onları tufan yakaladı. Çünkü zalimlerdi onlar.
15. Biz, Nûh'u ve gemi halkını kurtardık ve o gemiyi âlemlere ibret yaptık.
Yine cezalandırılanın Nuh toplumu olduğu ve nedeni açıklanıyor. Ayrıca peygamberin 950 yılın üzerinde yaşadığı da belirtilmektedir. Görüldüğü kadarıyla toplumu bu uzun ömrü pek garipsemiyor gibi. Eğer öyleyse, Nuh toplumunda bin yıl kadar yaşamak olağan birşey olabilir ve bu durum bilim ve teknolojide, en azından tıp alanında çok ileri bir medeniyet olduklarına da işaret olabilir. Bilindiği üzere Rabbimiz geçmişte ileri medeniyetlerin de var olduğunu ama inkarlarından dolayı yok olmaktan kurtulamadıklarını belirtmekte.
Şimdi diğer bir çok önemli noktaya gelelim:
ARAF
65 Âd'a da kardeşleri Hûd'u gönderdik. Dedi ki: "Ey toplumum! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilahınız yok. Hâlâ sakınmıyor musunuz?"
67 Hûd dedi: "Ey toplumum! Bende beyinsizlik yok, ben âlemlerin Rabbi'nden bir resulüm."
69 "Sizi uyarmak için içinizden bir adam aracılığıyla size Rabbinizden bir ihtar gelmesine şaştınız mı? Hatırlayın ki, O sizi Nuh toplumundan sonra halefler yaptı ve yaratılışta size daha fazla bir boy-bos verdi. Allah'ın nimetlerini anın ki kurtulabilesiniz."
Burada da Nuh kavmi ile Ad kavmi arasında bir kıyaslama yapılıyor ve Ad halkının Nuh halkına göre daha iri ve uzun olduğu belirtiliyor. Yani burada eski insanlar ile yeniler falan kıyaslanmıyor. Sadece ve sadece Nuh ve Ad toplumlarının fiziksel karşılaştırılması söz konusudur. Tıpkı günümüzde İngilizlerin Japonlara göre daha iri ve uzun boylu olması gibi...
Rum suresi 47 Yemin olsun biz, senden önce de resulleri toplumlarına gönderdik, onlara açık kanıtlar getirdiler. Nihayet, günah işleyenlerden öc aldık. İnananlara yardım etmek bizim üzerimizde bir haktı.
Nuh Suresi 1 Biz, Nuh'u, "Toplumunu, kendilerine korkunç bir azap gelmeden önce uyar!" diye kavmine gönderdik.
Ve tekrar tekrar belirtildiği üzere Nuh sadece kendi toplumuna gönderilmiştir ve cezaya çarptırılan sadece onun halkıdır.
"Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları da suda-boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi." (A'raf Suresi, 64)
Tufanın bölgesel olduğuna bir başka kanıt da şu ayetlerdir ayrıca::
İsra
2. Aynı şekilde, Musa'ya kitabı vermiştik. İsrail oğullarını şu gerçeğe iletmek için: "Benden başka bir sahip edinmeyin.
3. Onlar, Nuh ile birlikte taşıttığımız kimselerin soyudur; o şükreden bir kuldu.
4. Kitapta, İsrail oğullarına: "Yeryüzünde iki kere bozgunculuk çıkaracaksınız ve alabildiğine kibirleneceksiniz," diye bildirdik,
Dikkat edin İsrailoğulları "Nuh ile birlikte taşıttığımız kimselerin soyudur" diyor. Eğer Nuh Tufanı bölgesel değil de evrensel olsaydı ve tüm dünyada felaketten sadece Nuh ve gemiye binenler kurtulmuş olsaydı, şu an yeryüzündeki tüm insanlar Nuh toplumunun soyundan olacaktı. Ama hayır, sadece İsraoğulları için Nuh'un gemisine binenlerin devamı deniliyor ayette. Demek ki diğer milletler o gemideki insanlardan türemedi ve kesinlikle o felakette yok edilen sadece Nuh halkıydı.
Selam ve sevgiler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)