12 Temmuz 2011 Salı

James Bond

Hiçbir kahramanın maceraları onun kadar çok sayıda beyazperdeye aktarılmadı. Hiçbir kahraman dünyanın dört bir yanında onun kadar çok etkiler bırakmadı. Ve yine hiçbir macera adamı elli yılı aşkın bir zamandır böylesine popülerliğini, karizmasını ayakta tutamadı.

İan Fleming’in 1953 yılında ilk macerasını Casino Royale ile dünyaya sunduğu karakteri James Bond, şu günlerde aynı adlı filmle dünyayla buluşuyor. Hem de o tarihtekinden daha büyük bir coşku ve heyecanla bu buluşma gerçekleşti. Resmi 21. , diğer resmi olmayanlarla birlikte 23. Bond filmiydi bu son eser. Son dönemlerdeki, geriye gidip başlangıcı anlatma modası bu fenomene de uygulanmış oldu böylelikle.

Çağının ilerisinde teknolojik oyuncaklar, güzel kadınlar, egzotik mekânlar, karizmatik ve tehlikeli düşmanlar, gizem ve aksiyonun at başı gittiği bir heyecan örgüsü insanları bugünlere kadar maceradan maceraya sürükledi. Hala da Bond dünyası kadar büyülü başka bir alternatif yaratılabilmiş değil. Ne edebiyatta ne de sinemada.

İan Fleming’in dehası bana göre İngiliz soğukkanlılığıyla kendi İskoç kökeninden gelen yaratıcılığı birleştirmesinde yatıyordu. Romanlarında hem kuzey insanlarına has mekanik işçiliği, hem de güney insanlarına has kıvrak zekâyı bulabilirsiniz. Hele ki filmlerinde Hollywood etkisi de işin içine girince daha da zenginleşmiştir bu karakterin dünyası.

Fleming’in yararlandığı, kendisine esin kaynağı olan çeşitli roman karakterleri ve onların dünyası vardı tabii ki. Bunların en başlıcaları Sherlock Holmes ve Mike Hammer’dır. İngiliz gizli servisinin ajanı 007 James Bond’u yaratırken Holmes’un dünyasındaki gizemciliği ve bulmaca çözümünü, Hammer’ın dünyasındaki aksiyon ve şiddeti almıştır. Ve buna kendi eklediği, casusluk dünyasına has teknolojik gelişmeleri ve dünyanın dört bir yanında geçen sıra dışı macera karakteristiğini de ekleyerek efsaneyi vücuda getirmiştir. James Bond’la birlikte macera dünyasında süper casus kavramı doğmuştur. O zamana kadar casusluk edebiyatı çok sıradan olayları konu alıyor ve olayların kahramanları da tekdüze serüvenler yaşıyorlardı. Ama Bond’la birlikte adeta bir süper kahraman havasında ajan anlayışı ortaya çıkmıştı. Hele ki Bond filmleriyle bu ekol doruğa ulaştı. Tıpkı Süpermen serüvenlerindeki gibi dünya çılgın kötü adamların elinden kurtarılıyor, akıl almaz dövüş ve aksiyon sahneleriyle insanlara etkileyici bir dünya sunuluyordu. İan Fleming’in büyük başarısının ardından hemen onun izinden giden yazarlar kendi Bond’larını yaratmışlardır. Bu ünlü hayali casuslardan ilk akla gelenler Dirk Pitt, Sam Durell, Matt Helm ve Napoleon Solo’dur. Yine bu karakterler kah dünyayı kurtarıyorlar, kah komünistlerle kıyasıya çarpışıyorlardı. Ve yine tıpkı Bond gibi birçoğunun öyküleri beyaz perdeye aktarıldı. Ama hiçbiri onun başarısına ulaşamadı. Daha doğrusu olağanüstü güçlere sahip süper kahramanlar da dahil olmak üzere hiçbir hayali karakter onun çizgisine ulaşamadı.

James Bond serüvenlerindeki en önemli özelliklerden biri de, İngiliz gizli servisi için geliştirilen teknolojilerden sorumlu Q’nun ona her macera başında verdiği özel teknoloji dehası araçlardı. Ve mutlaka macera da öyle bir ortam oluşurdu ki Bond kendisine verilen bu oyuncakları kullanmak zorunda kalırdı. İşte bu anlayış günümüz macera oyunlarının da vazgeçilmez karakteristiğine temel hazırlamıştır. Bir macera oyununda da karaktere sunulan bir obje muhakkak ileride hayati öneme sahip işlevi olmaktadır. Yine durağan macera anlayışı, esrar perdesini çözmek, bulmacaları tamamlayıp gerçeğe adım adım yaklaşmak ve bunları hareketli macera öğeleriyle-aksiyonla birleştirmek hem günümüz Adventure oyunlarının, hem macera edebiyatının hem de filmlerinin temel prensibi haline gelmiştir. Bir Indiana Jones veya Tomb Raider serisi bile Bond efsanesinin temelleri üzerinde yükselen oluşumlardır. Hiç bilinmeyen etkileyici ve heyecan verici yerlerde olayların akışının gerçekleşmesi, karizmatik kötü adamlar yine İan Fleming’in macera dünyasına sunduğu öğelerdir. İan Fleming’in kaleme aldığı Bond eserleri şunlardır:
• Casino Royale(1953)
• Live and Let Die (1954)
• Moonraker (1955)
• Diamonds Are Forever (1956)
• From Russia, With Love (1957)
• Doctor No (1958)
• Goldfinger (1959)
• For Your Eyes Only (1960)
• Thunderball (1961)
• The Spy Who Loved Me (1962)
• On Her Majesty’s Secret Service (1963)
• “007 in New York” (1964)
• You Only Live Twice (1964)
• The Man with the Golden Gun (1965)
• Octopussy and The Living Daylights (1966)

Bunlardan From Russia With Love adlı serüvenin önemli bir kısmı İstanbul’da geçiyordu. Aynı adla çevrilen Bond filmiyle, ülkemizin macera dünyası için önemli bir mekan olduğu anlaşılmış ve diğer pek çok macera romanı ve filmlerinde ülkemize, özellikle de İstanbul kentimize ilgi gösterilmeye başlanmıştı. Hemen her macera serisinin Türkiye’de geçen bir romanı mutlaka yazılmıştır diyebiliriz. Ve artık bazı Adventure oyunlarında da İstanbul öyküye ev sahipliği etmektedir. İan Fleming aslında edebi açıdan dantel gibi örülmüş bir inceliğe sahip anlatımı kullanmaktadır. Eğer Bond romanlarının ellili ve altmışlı yıllardaki Türkçe çevirilerine veya İngilizce orijinal hallerine bakarsanız bunu çok rahatça görebilirsiniz. Günümüzdeki Fleming eserlerinin tekrar çevirim ve sunum şekilleri ise aslında bu romanların özet halleridir genelde. Fleming’in güçlü kalemine tanık olabilmek için verdiğim şıkları gerçekleştirmelisiniz. James Bond filmleri dönemi ise 1962 tarihinde Doctor No ile başlamıştır. From Russia With Love ile ikinci Bond filmi insanlara sunulmuştur. Bu ilk 2 film de romanları gibi İngiliz ağırbaşlılığını yansıtmaktaydı. Ama üçüncü film olan Goldfinger ile artık işin içine Amerikan ruhu da karışmış, James Bond tam bir aksiyon ziyafeti sunan ekole dönüşmüştü aynı zamanda. Günümüzde de Bond karakteri İngiliz ve Amerikan rüyalarının uzlaşımı olarak kabul edilmektedir ki bu değişim filmleri aracılığıyla ortaya çıkmıştır. Hele ki Roger Moore’lu Bond filmlerinde Jaws adında bir karakter, kötü adam vardır ki, aslında Örümcek Adam veya Fantastik Dörtlüye bile kafa tutabilecek güçlere sahiptir. Ayrıca filmlerdeki Bond, Fleming’in romanlarındaki Bond’dan daha da çapkındır.

Bond filmleri sırasıyla şunlardır:
1. Dr. No
2. From Russia With Love
3. Goldfinger
4. Thunderball
5. You Only Live Twice
6. On Her Majesty's Secret Service
7. Diamonds Are Forever
8. Live and Let Die
9. The Man with the Golden Gun
10. The Spy Who Loved Me
11. Moonraker
12. For Your Eyes Only
13. Octopussy
14. A View to a Kill
15. The Living Daylights
16. Licence to Kill
17. GoldenEye
18. Tomorrow Never Dies
19. The World is Not Enough
20. Die Another Day
21. Casino Royale

Resmi olmayan filmler:
Casino Royale(komedi tarzında 1967 yapımı)
Never Say Never Again

Şu sıralar sinemalarda oynayan Casino Royale filmi, 007’nin macera dünyasına atılışını göstermekte ve tıpkı ilk romanlarındaki gibi daha ağır başlı bir yapıya sahiptir. Bond karakterini canlandıran aktörler: Sean Connery, George Lazenby, Roger moore, Timothy Dalton, Pierce Brosnan ve Daniel Craig’dir. Bir de Casino Royale’in komik ilk versiyonunda David Niven bu gizli ajanı canlandırmıştır.
Fleming’in vefatından sonra da yoğun talep üzerine başka yazarlar tarafından Bond maceraları kaleme alınmıştır. Bunlardan ilki Robert Markham tarafından yazılan Colonel Sun olmuştur. Okuduğum bu roman da gerçekten çok başarılıdır. Fleming’den farkı onun kadar ağır bir anlatıma sahip olmaması ve teknolojik oyuncaklara-silahlara yer vermemiş olmasıdır. Ama macera gerçekten akıcı ve Fleming’i pek aratmamaktadır.

Bu bir romanlık maceradan sonra bayrağı John Gardner devralmış ve seri halde romanlarını Bond hayranlarına sunmuştur. Gardner tıpkı Bond "filmlerindeki" süper aksiyon kahramanı 007’yi romana aktarmıştır. Fleming’in Bond’unun havasını vermese de, karakterin hareketli ve görkemli filmlerini sevenler için keyifli ve zengin çalışmalar olmuştur. Romanlar tam 007 filmleri havasındadır:

1981 Licence Renewed
1982 For Special Services
1983 Icebreaker
1984 Role of Honour
1986 Nobody Lives For Ever
1987 No Deals, Mr. Bond
1988 Scorpius
1989 Win, Lose or Die
1989 Licence to Kill (novelisation)
1990 Brokenclaw
1991 The Man from Barbarossa
1992 Death is Forever
1993 Never Send Flowers
1994 SeaFire
1995 GoldenEye (novelisation)
1996 COLD

Ve daha sonra Amerikalı yazar Raymond Benson, ünlü karakterin serüvenlerini yazmaya başlamıştır. Benson’un tarzı ise, Fleming ile Gardner’ın karışımıdır. Yani eski Bond romanlarıyla filmlerinin harmanlanmış bir havası vardır. Onun eserleri:

1997 "Blast From the Past" (short story)
1997 Zero Minus Ten
1997 Tomorrow Never Dies (novelisation)
1998 The Facts of Death
1999 "Midsummer Night's Doom" (short story)
1999 "Live at Five" (short story)
1999 The World Is Not Enough (novelisation)
1999 High Time to Kill
2000 Doubleshot
2001 Never Dream of Dying
2002 The Man with the Red Tattoo
2002 Die Another Day (novelisation)
Ayrıca “Genç James Bond” serileri, Bond çizgi romanları da değişik maceralar sunmuştur hayranlarına.

Macera dünyasında dönüm noktası olan Bond, tabii ki video oyun dünyasında da önemli yapımların yapılmasına vesile olmuştur ve başlıca örnekler şunlardır:



James Bond 007 (Atari 2600, Atari 5200, Colecovision, Sega SG–1000, Atari 400/800/XE/XL Computer, Commodore 64) Parker Brothers 1984
James Bond 007 in: A View to a Kill (Apple II, PC) Mindscape 1985
James Bond 007 in: Goldfinger (Apple II, PC) Mindscape 1986
The Living Daylights (Amstrad CPC, Atari 400/800/XE/XL, BBC Model B, Commodore 64, ZX Spectrum 48/128 and 2/3, Amiga) Domark 1987
James Bond: As seen in Octopussy (Apple II)
007: Licence to Kill (DOS/Windows) Domark 1989
James Bond: The Stealth Affair (Amiga, PC) Interplay 1990 (
The Spy Who loved me (ZX Spectrum, Atari ST, Amiga, Commodore 64) Domark 1990
James Bond Junior (NES/SNES) THQ 1992
James Bond 007: The Duel (Sega Genesis/Master System) Tengen 1993
James Bond 007 ([Super] Game Boy) Nintendo 1997
Goldeneye (Nintendo 64) Rareware 1997
Tomorrow Never Dies (Playstation) Electronic Arts 1999
The World is Not Enough (Nintendo 64, Playstation, Game Boy Color, PC) Electronic Arts 2000
007 Racing (Playstation) Electronic Arts 2000
007: Agent Under Fire (X-Box, Gamecube, Playstation 2) Electronic Arts 2002
007: Nightfire (X-Box, Gamecube, Playstation 2, Game Boy Advance, PC)

Bunlardan bazıları adventure oyunu olsa da, özellikle Ian Fleming'in yazdığı romanlardaki macera oyunu potansiyeli henüz yeterince değerlendirilememiştir. Önümüzdeki yıllarda bu açığın giderileceğine eminim.

Not: Bu yazım Adventuresoul(Macera Ruhu) Dergisinde yayınlanmıştır.

Selam ve sevgiler.

Spiritualism and Islam

Our video:


http://www.youtube.com/watch?v=EXA38GeVM6k

Bir agnostikle yaptığım tartışma (2. kısım)

OktayD Posted: Feb 22 2006, 09:32 PM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 200
Member No.: 4
Joined: 30-January 06



Sayın Emre,
Dediğim gibi sizin inanç dediğiniz şey farklı bir şey. Aynı şeyden bahsetmiyoruz. Siz olayı gerçekliğe bağlıyorsunuz. Bu mesajı gördüğünüze inanıyorsunuz mesela. Bu sizin inanmak anlayışınız. Yani siz gerçekliğin ancak inanmakla elde edilebileceğini savunuyorsunuz. Ben aksini savunmuyorum ama bunu da iddia etmiyorum. Ben gerçekliğe ulaşan bir yol bilmiyorum. Benim konum değil. Bu yüzden, eğer gerçekliğe inançla ulaşıyorsak bilgiye de öyle ulaşırız demiş oluyorsunuz. Bu bilgi yanlış ya da doğru fark etmez, diyorsunuz, ona inançla ulaşılır. Ama işte ben bundan bahsetmiyorum. Agnostizm bununla ilgilenmez. Bilim hele hiç ilgilenmez. Siz olaya bireysel bakıyorsunuz. Bakın sizin dilinizle yukarıdaki cümlelerimi çeviriyorum: "Bilimsel bir deney yaptığınızda, bu deneyi yapan herkes için aynı şeyi inandıracak derecede yapılır."

Şimdi oldu mu? Kaç kilobyte'dır size bunu anlatmaya çalışıyordum ama sizin bu kadar farklı bir şeyden söz ettiğinizi de düşünmüyordum. Hep söylerim: "iki kişi düşünce konusunda anlaşamıyorsa ikisi aynı şeyden bahsetmiyordur". Bilim matematik ya da agnostizm sizin bahsettiğiniz şey hakkında ne yorum ne de başka bir şey yaparlar. Bilim bireysel bir bakış açısından oluşmaz. Bilim görüngülerle (fenomen) uğraşır. O görüngülerin kaynağını araştırmaz. Onlar metafiziktir.

Sizin her bilginin inanç olması önermesine götüren şey buydu. Hiç kimse çıkıp kendisinin var olduğunu bile kanıtlaması beklenemez. Kişinin kendisi dahi var olduğunu kendisine kanıtlamakta zorluk çekebilir (düşünüyorum öyleyse varım ). Ancak var olduğuna inanabilirsiniz. Siz de var olduğunuza inanıyorsunuz. Var olmak bir görüngüdür. Fizikte bir parçacığın varlığı tam anlamıyla bir görüngüdür. Anlatayım:

Siz bir parçacığın varlığını, başka parçacıklarla olan ilişkisiyle kanıtlarsınız. Her aynı koşulda aynı etkiyi bırakan şeye parçacık deriz. Bu etkilerden en önemlisi, momentumdur (klasik mekanikte kuvvet momentum değişimi olarak tanımlanır). Fizik momentum değişimi yaratan her etki kaynağına parçacık der. Yani parçacık deyince küre şeklinde oradan buraya hareket eden bir şey düşünmek yerine, şu şu şu özelliklere ve momentuma sahip "şey" anlıyoruz. Parçacık dediğimiz şey, sadece belli etkilerin adlandırılmasıdır. Görüngüdür. Bilim bu tür etkilere isim takıp olayı basitleştirir ve bu olayları inceler. İster inanın ister inanmayın. Mesela elektron diye -1.602 x 10^-19 coulomb luk yüke sahip, 1/2 spinli, 0.511MeV/c² kütleli ve elektromanyetik dalga özelliği gösteren parçacıklara diyoruz. Mesela -1.602 x 10^-19 coulomb yüke -1e deriz kısaca. Çünkü elektrik ilk bulunduğunda böyle denilmiş. Eğer -3 denilseydi de olurdu (hatta kuarkların -1/3, +2/3 gibi yükleri olmuş olmazdı). Kuarklar da çeşitli deneylerde (hızlandırıcılarda bir protonla bir nötronu çarpıştırarak) elde edilen değişik özelliklere sahip "şey"lerdir. Kısaca bilim, sınadığı görüngülerin kurallarını araştırır. Sizin bahsettiğiniz şekli bilimin umrunda değildir.

Saygı Sevgi ve Mantık...



Emre_1974tr Posted: Feb 23 2006, 12:18 AM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06



Sevgili oktay,

Hayır ben olayı gerçekliğe falan bağlamıyorum.Hiçbir alaksı yok.Diyorum ki bilgi denilen şey inançlarımızdır.İster gerçek olsun ister olmasın,ister doğru olsun isterse de olmasın.Eldeki delilleri yeterli görüp iman etmek veya tam tersi bizim inancımızı oluşturur.

Agnostizm bununla ilgilenir -ilgilenmez bahsettiğim bu değil.Bilim tamamiyle bununla ilgilenir ve bilim agnostik değildir diyorum.

Herkesi ikna eden deliller,deneyler dediğin şey de bir inancı oluşturur.Ama bu deliller yine herkesi ikna etmeyebilir.Bireyin iç dünyasına kalmıştır o sunulan delilleri yeterli bulup bulmamak.

Hatta daha evveline gidelim.Bu deneyleri yapıp bir sonuca ulaşan bilimadamları da eldeki deliller sonucu yeni bir inanç elde etmişlerdir ve bunu elde ettikleri inancı topluma "bilimsel bilgi" adıyla sunarlar.Ama sunulan inançtan başka birşey değildir aslında.

Bu bilginin(inancın) ne olduğuna karar veren kurul da bireylerden oluşur ve o bireyler de elde ettikleri inancı tüm insanlara sunarlar.Yani o inancın(bilginin) elde edilişinden tutun da ,insanlara sunulduktan sonra diğer bireylerin o inancı kabul edip etmemeleri bile bireysel bir olaydır.

Hatta bilimadamlarından ,hatta o kuruldan biri meslektaşlarının bu inancına katılmayabilir ve ileride ispatlarıyla meslektaşlarının yanlış inancını yıkabilir.

İster kural olsun,ister bir tanım,ister de de başka birşey.inançtan başka birşey değiller.Öncelikle o kuralın öyle olduğuna ilgili araştıran bilimadamları bireysel bazda ikna olur.Sonra da bunu yine insanlığa sunarlar.O bilimadamlarının sundukları şeye inanmaları-kabul etmeleri onların inancı,etmeyen meslektaşlarının inancı da onların inancıdır.Yine sunulan topluma baktığımızda bu sunulan inancın delillerini kabul edip etmemek,yeterli bulup bulmamak tıpkı bilimadamlarında olduğu gibi bireysel bir olaydır.Ve bu bilgiye inanıp inanmamak da o bireyin inanç dünyasını şekillendirir-oluşturur.

Bilim ve felsefesi tamamiyle inanç-bilgi üzerine kuruludur.

Selam ve sevgiler. 


OktayD Posted: Feb 23 2006, 01:26 AM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 200
Member No.: 4
Joined: 30-January 06



Sayın Emre, biz böyle anlaşamayacağız galiba aynı şeyleri söylemeye başladık. Demin yazdım bir şeyler sonra birden farkına vardım. Aynı şeyleri yazıyorum. Sizin mesajlarınıza baktım, aynı şeyler. Gelin başka bir açıdan bakalım.

Sizin cümlelerinize dikkat ettim. İnanç diye başka bir şeye diyorsunuz gibi geliyor. Yani oradan inanç sözcüğünü attığımda inançla alakası kalmıyor cümlelerin. Bilim zate kesin değildir. Yani şu kesinlikle şöyledir diyemiyorsunuz. Bence siz bilimsel bilginin yorumunu alıyorsunuz. yorum gerçekten de inançtır. Mesela tarihsel bir şey anlatayım:

Newton kuramını biliyorsunuz. Newton'un kuramı belli ilkelere dayanır:
1. Eylemsizlik ilkesi.
2. Zamanın mutlaklılığı.

Eylemsizlik ilkesi hiçbir şeye dayalı değildir. Çok ilginç bir ilke. Yani inanç gibi duruyor. Ama deneyle gözlemle kanıtlanmış. Yani şöyle diyor: "Bir kapalı sistem (enerji alışverişi olmayan bir sistem) hızını sonsuza kadar korur". Başka bir deyişle "kapalı bir sistemin v hızında giderkenki hali ile durgun hali arasında hiçbir fiziksel ayrım yapılamaz". Yani tüm etkilerden arınmış bir ortamda mekanik yasaları hızınız ne olursa olsun aynıdır". Gerçekten de bunun hiçbir dayanağı yoktur. Tek dayanağı öyle olmasını istememizdir. Yani biz bu şekilde sadece hızdan bağımsız yasaları elde edebiliriz. Hıza bğalı olarak dğeişen fizik yasalarına ulaşma imkanımız olamaz, olursa çelişkiler elde ederiz.

Gelelim mutlak zamana. Newton düşündü ki her yerde ve koşulda zaman aynı işler. Yani saatlerimizi aynı anda başlatıp birimiz dolaşsa gelse diğeri inse çıksa, seyehat edip gelse, tekrar birleştiğimizde saatlerimiz aynı değeri gösterecekti. Bu cidden bir inançtı. Bunun hiç mi dayanağı yoktur. Gözlemle öyle gibidir. Bu yüzden bu ilke ile sadece zamanın heryerde aynı olduğu koşulların fiziğini bulabiliriz.

Buraya kadar, herkes bu kurama sıkı sıkıya bağlanmıştı. Ama fizik için havada birçok kuram uçuşuyordu. Bir yerde elektrik kuramı bir yerde manyetizma kuramı, bir yerde optik bir yerde mekanik. Hepsi farklı fiziklerdi ve biri diğeri tarafından açıklanamıyordu.

birden tam 250-300 yıl sonra, bir hareketlenme olmuştur. Maxwell diye biri Elektromanyetizma kuramını geliştirmiştir. Bu sayede fizik ikiye ayrılır. Mekanik ve elektromnyetizma. Sonra Lorentz Einstein Poincare gibi bilimadamları bu iki kuramı birleştirmek için adımlar atmışlardır. Einstein tüm bu adımları toplayıp tek bir kuram haline çevirmiştir. Ama nasılı önemli !!

Einstein makalesinde (1905) kuramı şu ilkelere dayandırdı:
1. Eylemsizlik ilkesi (daha genişletilmiş adıyla Görelilik İlkesi)
2. Işığın sabitliği ilkesi.

Einstein dan hemen önce, Michealson-Morley deneyi denilen bir dizi deney yapıldı. Burada görüldü ki ışıkhızı için, bir gözlemci hangi yöne giderse ve hangi hızla giderse gitsin, başka bir gözlemciyle aynı hızı ölçülüyor!! Sadece bu iki ilekeye dayanılarak mekanik yasaları elektromanyetizmayı da içine alacak şekilde değişmiş ve ilerlemiş oluyor. Yani Newton zamanı mutlak olarak düşünmeseydi de ışıkhızının sabitliğini bilseydi hiç böyle olmayacaktı. Ama o zaman Newton'un da aklına takılmış. ortada bir çelişki görülmüş, bunu gidermek için de Newton ışığın hızını sonsuz almıştır. Gerçekten de Einstein'ın denklemlerinde c değerini (ışıkhızını) sonsuza götürünce Newton'un kuramına ulaşırsınız. Bunun anlamı ışığa göre çok küçük hızlarda Newton mekaniği geçerliydi.

(Böyle küçük yazınca daha iyi oldu sanki )

Görüldüğü gibi tüm olay bir yaklaşıklıktan kaynaklı. Aynı şey 1. ilkenin de başına gelebilir. görelilik ilkesi de bir gün bir yaklaşıklık içerdiği görülebilir. Ama burada unutmamak gerekir ki belli bir yaklaşıklıkta fizik bilinen fizik geçerlidir. Fiziğin amacı bu yaklaşıklıkları olabildiğince belirginleştirmektir. Bu yüzden fizik kesin değildir. Deney bize her zaman belli bir hata payı verecek. Bu kaçınılmaz. Bu yüzden yaklaşıklıklar vardır. Deneyler hassaslaştıkça daha kesin ve oturaklı şeyler vardır. Bu yüzden diyorum ki o yaklaşıklıktan kuramın kendisi haberdar olamaz. Bu her formel sistem için geçerlidir. Matematiksel bir gerçektir. Bu yüzden başka deneyler yaparız. Bu başka deneyler yeni bilgilerdir. vs şeklinde ilerler. Sonuç olarak bilimdeki her kuram bir formel sistem olduğu için agnostik bir eğilim sergiler. Bu yüzden Tanrı gibi bir şeye ulaşma çabası bilim yolunda başarısızlıkla sonuçlanır. Yukarıda daha ayrıntılı anlattım. Bilim, Tanrı konusunda agnostik olmak zorundadır. Ama ayrıca agnostizmin daha genel bir biçimi olan w-eksikliklidir. Çünkü sanırım agnostizm sadece Tanrı ve tinsel konularda bir tutum sergiliyor. Ben bilimin Gödel'in teoremi nedeniyle Tanrı ve tinsel konularda yorum yapamayacağını söylüyorum. Çünkü formel sistemler tutarlı oldukları sürece w-eksiklidirler. Newton kuramının kendi içinde tutarlılığı vardır. Ama deneyler ışıkhızına yakın hızlarda yapıldığında eksiklik ve çelişkiler baş gösterir. Zaten bu deneyler eksikliğin giderilmesi içindir.

lütfen Sayın Emre aynı şeyleri tekrarlamayın. Ben sizin ne dediğinizi anladığımı sanıyorum (ya da inanıyorum ) Ama dediğim gibi bilim bu konuda böyledir. İnançtan uzak durmaya çalışır. İnancın nelere yol açtığını tarihinde örneklemiştir. Ama eğer inancı bildiğimiz anlamın dışında kullanırsanız, yani bilgi sözcüğü yerine inanç derseniz o zaman bir şey diyemeyeceğim. Çünkü o zaman demek istediğim kavramda inanç demiş olamam. O zaman inanç yerine de başka bir kavram kullanmalıyız. Lütfen demek istediğim ince ayrıntıyı düşünün. Nesnellik konusunda biraz düşünelim. En nesnel önerme nedir onu düşünmeye çalışalım...

Saygı Sevgi ve Mantık...



Emre_1974tr Posted: Feb 23 2006, 02:47 AM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06



sevgili Oktay öncelikle kısasla başlayayım ben de senin gibi bir kısmı tekrarlayayım.

1-Hayır bilim agnostik falan değildir.Agnostik felsefe gerçek bilimle tamamiyle çelişir diyorum.Bilim bu yanlış yargıdan tamamiyle uzak olmalıdır ve aslında da aynen öyle uzaktır.

2-Şimdi düşüncelerimi farklı bir şekilde anlatmaya geldi sıra.

Sevgili Oktay sen inancın ne olduğunu bilmiyorsun.Daha doğrusu yanlış biliyorsun.

"SEN ZANNEDİYORSUN Kİ" BİRŞEY KESİN DEĞİLSE,MUALLAKTAYSA,HERKES TARAFINDAN AÇIKÇA GÖRÜLEMİYORSA-İSPATLANAMIYORSA BU İNANÇTIR,YOK TERSİ İSE BİLGİDİR.

İşte yanlış inancın(bilgin) burada seni çıkmaza sokuyor.Hayır birşey kesinse,sürekli tekrarlarla ispatlanabiliyorsa ve herkese gösterilebiliyorsa yine de inançtır.Hem de inancın en kuvvetli halidir.

Onun gerçekliğine inanman senin inancındır.İstediği kadar kesin ve tekrarlanabilen olsun yine de inancındır.Elindeki delilleri yeterli görüp onun gerçekliğine ikna olup iman etmişsindir.

O şeye tüm dünya ve evren insanları tarafından inanılıp gözlemlenebilse yine de inançtır.Hatta asıl o zaman kesin bir inançtır.

İnanç demek belirsizlik,emin olmamak demek falan değildir.Hayır ,kesinlik çok daha büyük ve kuvvetli bir inanç demektir.o şeyin gerçekliğine çok daha şiddetli bir şekilde iman ediyorsun demektir.

Sürekli söylüyorum,yerçekimi gücü,suyun kaldırma kuvveti tüm bunlar senin çok kesin inançların.Her yaşadığın yeni ilgili olay veya gerçekleştirilen her yeni ilgili deney bu inancını daha da kuvvetlendiriyor.

Eğer birşey muallakta değil,kesinse ,bu inançların en büyüğü ve netidir.Herkes tarafından gözlemlenip ispatlanabiliyorsa bu da inancın en şiddetli örneklerinden birini oluşturur.O şeyin gerçekliğine çok emin bir şekilde iman etmektesindir artık.

Asıl inanç budur.Onun varlığından-gerçekliğinden elindeki deliller sonucu çok eminsindir.Çok ama çok kuvvetli bir inancın vardır artık onunla ilgili.Tam inançlı-imanlı olma hali budur.

Selam ve sevgiler.


ON WAR Posted: Feb 23 2006, 03:18 AM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 902
Member No.: 2
Joined: 28-January 06






uzun uzun yazmissiniz
hafta sonu okuyacagim..

inanc ve bilgi arasindaki farklar konusuna dönecegiz.
agnostisizm ve bilim.. 



OktayD
kidemli üye


Group: Members
Posts: 200
Member No.: 4
Joined: 30-January 06



Sayın Emre yine takrarlamışız Olmadı. Anlatamadım.

Sizin cümlelerinizi özeztleyerek basitçe (ince eleyip sık dokumadan) aktarıyorum:
(1) Bilim Felsefesi ile Agnostizm çelişir.
(2) Bilim hali hazırda agnostistik değildir.
(3) Kesin olan bilgi inançtır.
(4) Kesin olmayan bilgi de inançtır.
demiş olduğunuzu görüyorum.

Size kavram karmaşası olduğunu söylemiştim. Eğer anlaşamıyorsak farklı anlam taşıyan aynı kavramları kullanıyoruzdur. Bu son mesajınızla bunun farkına daha çok vardım. Siz cümlelerinizi basitleştirdikçe kullandığınız kavramların anlamları kendini belli ediyor.

Benim demek istediklerimle yukarıdakileri karşılaştırın:
(1) Bilim felsefesiyle Agnostizm çelişmez. [zaten öyle olmasa 2 de doğru olmazdı]
(2) Bilim hali hazırda agnostistiktir.

Son iletinizde anlatmak istediğimi anlatamadığım açıkça görülüyor:

QUOTE
"SEN ZANNEDİYORSUN Kİ" BİRŞEY KESİN DEĞİLSE,MUALLAKTAYSA,HERKES TARAFINDAN AÇIKÇA GÖRÜLEMİYORSA-İSPATLANAMIYORSA BU İNANÇTIR,YOK TERSİ İSE BİLGİDİR.


Ben öyle bir şey demedim. Demek de istemedim. Öyle zannetmiyorum da. Ben bilginin inançla bağlantısı olmadığını söylüyorum. Bilgi ayrı şey bir bilginin inanç olup olmaması ayrı şey. Kesin bilgi de inanç olabilir, muallak bilgi de olabilir. AMA diyorum ki HER bilimsel bilgi, inanç değildir. Ayrıca HER inanç, bilimsel bilgi değildir! Yani biri diğerininn alt kümesi falan değildir. Benim kullandığım anlamı budur. Ama ötesi var. Yani anlaşamadığımız asıl nokta:

Şunu çok iyi anlamanızı istiyorum. Bunu anlatmakta biraz zorlandım. İnanç olan şey bireyseldir. Ama bilim bireysel değildir. Bunu tekrarlamak istemezdim ama bilimadamı inanabilir inançla düşünebilir ama bilim bireysel değildir! Bilime ingirgemeci gözle değil bütüncü bir gözle bakmalıyız. Çünkü bilim bireylerden değil onların çalışmalarından oluşan ama bahsedildiğinde o çalışmalardan bağımsız ifade edilebilen bir üst sistemdir. Karınca kolonileri ya da beynimiz gibi... Siz koloniden ya da beyninizden bahsederken karıncaların her birinden ya da nöronlardan bahsetmezsiniz.

Agnostistik yaklaşmakla bilimin bu tutumunu desteklersiniz. Ama isterseniz olmazsınız ve bilim bundan etkilenmez. Etkilenirse bilim olmaz. Biliyoruz ki bir sürü dinde düşüncede bilimadamı vardır ama bilimin kendisi bu bilimadamlarının inanışlarından ilerlemez.

Aslında agnostizmi anlatırken buna önem vermek gerekir. Çünkü agnostizmde hem bütüncülük hem de ingemecilik vardır. Agnostizmin kendisi bütüncü iken agnostik olan kişi indirgemeci olarak düşünülmelidir. Matematik de böyledir.

Kısaca, sizin bahsettiğiniz şeyi inanç olarak düşünemiyorum, çünkü siz bütüncül bir kavrama bireysel bir özellik yüklemiş oluyorsunuz. Evrendeki her bilgiye inanç olarak baktığınızda bakış açınıza sadece bilimadamları ve onların tikel çalışmaları girer. Oysa bu tikel çalışmaların bütününde bir sistem vardır ve biz ona bilim diyoruz. Anlatabildim mi? Bu yüzden sizin söylediğiniz cümleler çelişkiye düşmemiş olur çünkü tanımları çelişmemeleri için yapılandırılmıştır.

Lütfen satır aralarını iki kere okuyun... Ben özellikle sizinkilerin arasını bakmaya ve onları belirterek aynı şeyleri tekrarlamamaya uğraştım. Böylece birbirimizi daha anlayabilir ve tartışmamız uzlaşması belki bir umutla gerçekleşebilir (normal şartlar altında bitmemesi lazım...)

Saygı Sevgi ve Mantık...




Emre_1974tr Posted: Feb 23 2006, 11:44 PM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06



Sevgili Oktay yine dediğimi anlamamışsın veyahutta ben anlatamamışım.

1-İşte o bütüncül sistem dediğin şeyi "bireylerin inancı" belirliyor.O bilimsel kurul bireylerden oluşuyor ve onların-kabulu-inancı,"bilimsel bilgi" adı altında insanlara sunuluyor.

Yani yine bireylerin oluşturduğu bir inanç uzlaşımı var.Bu inanç uzlaşımı daha sonra da tüm insanlara aktarılıyor.

Yine bireylerden başlayan bir inanç serüveni söz konusu başka birşey değil.Sonra bu bireyler bireysel inançlarını kollektif hale getirse de getirmese de hiçbirşey değişmiyor.Yine de sadece inanç var ortada.

2-Bu bilim grubu-kurulu kollektif bir inanç geliştirince bu sefer inanç ,o noktadan sonra bireysel inançtan kollektif inanca dönüşmüştür.Ama bu kollektif inancı bireysel inançların toplamı ve veya uzlaşması oluşturmuştur.

Ondan sonra kurulun kollektif inancı da yine inançtan başka birşey değildir.Ve yine dikkat kuruldaki her birey bu inanca iman ediyor.

3-Daha sonra kurulun dışındaki bireyler de bu inanca katılıp katılmamakta,eldeki delilleri yeterli bulup bulmamakta yine tamamen özgürdür.İster bilimadamı olsun ister olmasın.

4-Bilim agnostik olmamalıdır ve zaten de değildir

5-Lütfen dikkat,algı-kabul olmadan inanç olmaz.Algı-kabul olmadan bir şeye bilgi(inanç) adı verilmez.O şeyi kabul eden bir beyin veya beyinler bütünü olacak ki buna da inanç(bilgi) diyoruz.

6-Ve son olarak bürtünsel de olsa,kesin de olsa,bireysel de olsa,sürekli tekrarlanabilse de inançtır.

O şeyin varlığına birey,toplum,kurul ya da başka birşeyin inanıyor olması hiçbirşeyi değiştirmez.Yine sonuç olarak birileri inanıyor ve bu da imandır,inançtır.

Yok hiç bir birey inanmasaydı zaten bilgi diye toplumun önüne sürülmezdi.Önce "en az bir kişi bu şeye iman ediyor" ve inancını(bilgi adı verip) sunuyor.Ortada inanç-bilgi olmadan bilim olmaz.Bilgi de inançtan başka birşey değildir.

Selam ve sevgiler. 


OktayD Posted: Feb 24 2006, 12:22 AM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 200
Member No.: 4
Joined: 30-January 06



Emre Bey, ya, anlatamıyorum. Sanki bir önceki mesajı atmamışım gibi geldi! Diyorum ya aynı kavramdan bahsetmiyoruz diye. Üstelik tikelden tümele bir özelliği nasıl geçirdiniz anlamadım. eğer öyle olsaydı herşey karmaşık olurdu. Siz cümleleri yazarken harfleri kullanırsınız. Hiçbir harf kendi başına bir şey ifade etmez. İsterseniz harflerin farklı anlamları olsun ama bunları dizince artık o harflerden bahsetmezsiniz, artık cümle vardır.

Bir insandan bahsederken, onun hücrelerden oluştuğunu bilirsiniz ama çıkıp da kimse onun hücrelerinden bahsetmez, artık o kişiliğin kendisi vardır. Her hücreye teker teker bakarsanız, bilinçleri olmayan sadece protein üreten birimler olduğunu görürsünüz ama bunların oluşturduğu şey bilinçli dediğimiz bir insandır.

Bilim de böyledir. Bilim bir kurul ya da ona benzer bir şey tarafından yönetilmez. Bilimsel çalışmalar bilimi şekillendirir. Bireyler değil onların çalışmaları bilimin yapıtaşlarıdır. Ama bilimden söz ederken onun yapıtaşlarından bahsetmezsiniz. Kimyadan bahsederken, mesela atom yörüngelerinden bahsederken kimse çıkıp da aslında protonların kuarklardan oluştuğunu ve elektronların bu kuarkların etkileşiminden çıkan fotonlarla etkileşerek enerji düzeyleri oluşturduğunu vs söylemez. Kimya fiziğin bir üst sistemidir, ve kimya fiziğin kavramlarından bağımsız olarak ifade edilebilir. Kimya ile Fizik arasındaki bu ilişki deneyle Bilim ile olan ilişki gibidir. Bir bilimadamının ne düşündüğü neye inandığı bilimi etkilemez, bilim hiçbir bilimadamının düşüncesini taşımaz. Bilim bilimadamlarının bir üst düzeyidir. Siz bilimadamındaki inanç kavramını bilime aktaramazsınız. Bilgi de değişir. Eğer bilimadamındaki bir bilgi inanç (benim bahsettiğim inanç kavramı) ise bilimadamı çalışmasıyla bu bilgiyi bilime kazandırdığında; bilimden bahsederken artık o bilgi inanç değildir. Artık o bilimsel bilgidir. Ama bilimadamındaki (aynı bilgi olduğu halde) bireysel bilgidir. Bu bireysel bilgiye inanç diyebilirsiniz. Ama bu bilimsel bilginin inanç olmasını gerektirmez. bilimsel bilgi inançtan arınmış bir bilgidir. Siz bunu bireysel düzeye çektiğinizde ancak inançtan bahsedilebilir. Çünkü bilim iman etmez! Birey edebilir ancak.


QUOTE
4-Bilim agnostik olmamalıdır ve zaten de değildir


Diyorum işte, aynı şeylerden bahsetmiyoruz. Bilim şu anda agnostistiktir. Agnostizmin tanımında inanç terimi geçmiyor. Bilimin tanımında inanç tanımı geçmiyor. Allah aşkına bu inanç terimini bu başlığa kim soktu???

İnançla bilimin bir alakası yoktur. Lütfen bu terimi bu başlıkta aynı amaçla kullanmayalım. (cidden ya nasıl girdi bu terim, tartışmaya?).

Saygı Sevgi ve Mantık...


Emre_1974tr Posted: Feb 24 2006, 12:36 AM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06



Sevgili oktay anlatamıyorum galiba (kısasss)

İşte o bireylerin çalışması ve inançlarına bilimsel bilgi adını veriyoruz.Veyahutta o kurulun inancına bilimsel bilgi adını veriyorsun.Ama yine de inanç var.

Bilim tamamiyle inanç üzerine kuruludur ve agnostik olması mümkün değildir.

Tekrarlıyorum senin o bilime malolmuş dediğin bilgi,o işi yapan bilim adamı veya bilimadamlarının inancını aktarması sonucudur.

Bireylerin inancı olmadan o tez-bilgi oluşturulamazzzzzz.

O görüşü-bilgiyi yeni bir yapıtaşını sunanlar yine inançlarını aktarıyorlar hepsi bu.

Ondan sonra başkalarının bu inanca katılıp katılmaması bambaşka birşeydir.Ben oluşturulma aşamasında da aynı şeyin olduğunu söylüyorum ki söylememe bile gerek yok zaten böyledir.

İster o kuramı oluşturan tek bir bireyin inancı olsun,isterse bir kurulun inancı.İster bir ilk olsun,isterse daha evvelki şeylere ekleme-geliştirme yapılsın.Hiç farketmez.Bunu insanlığın önüne sunanlar ,inançlarını delilleriyle birlikte sunuyorlar.

Oluşan kollektif bir yeni inanç olsa da olmasa da hiçbirşey değiştirmez.İnsanlar buna inansa da inanmasa da yine hiçbirşeyi değiştirmez.Sonuçta bilimsel bilgi adında sunulan bir inanç söz konusu.

O kuram-bilgi adını verdiğin şey,onu oluşturan veya oluşturanların inancından başka birşey değil.

Ve yine söylüyorum ister takım çalışmasıyla oluşur,ister bireysel,isterse ortaya bambaşka bir eser çıksın farketmez.Bu ortaya çıkan şeyi,onu ortaya atan insanların inançları oluşturdu.Sonra da bu inançlarını insanlığa sundular.Onlar inandıklları şeyi,imanlarını insanlara sunuyorlar.Ne kadar zorlarsan zorla bu böyle.Bilgi denilen şey inançtan başka birşey değil.

Selam ve sevgiler. 


OktayD Posted: Feb 24 2006, 04:04 PM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 200
Member No.: 4
Joined: 30-January 06



Tikel düşünmekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Onca şeyi boşuna yazmışım, sonuçta anlatamadım. Yanıtlarınız için teşekkürler.

(Bu başlık amacından uzaklaşmıştır.)

Saygı Sevgi ve Mantık...


--------------------

"Siz de iyi biliyorsunuz ki biz, hepimiz aynı nedenden dolayı matematikçi olduk; tembeliz." Max Rosenlicht


Emre_1974tr Posted: Feb 24 2006, 04:30 PM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06



Yok asıl ben anlatamadım.Size yanılgınızı-yanlışınızı ve önyargınızı iyi gösteremedim.

Ve son kez anlatarak sizin sayfanızdan ayrılıyorum.Bana mutlaka cevap vermemi gerektirecek bir ifade yöneltmediğiniz taktirde bu son iletim olacak burada.Size zorla inancınızdaki hatayı göstermekle yükümlü değil kimse zaten.

1-Diyorum ki o bilimsel bilgi adını verdiğin şey hokus pokusla var olmuyor.Birileri veya biri onun öyle olduğuna iman ediyor ve sonra da tüm insanlığa sunuyor bu inancını(bilgisini)

Şimdi farzedelim ki Oktay adında bir bilimadamı var.

Çalışmasında diyor ki; a+s=araba. Buna inanmıştır Oktay adlı bilimadamı ve ispatlarıyla bilim dünyasına sunmuştur.Bu ister takım çalışmasıyla olsun ister tek başına,ister sıfırdan yeni bir iddia olsun isterse de daha evvelkilere birşeyler katarak elde edilsin,hiç farketmez.Oktay(ya da çalışma grubu) kendine "a+s=araba" şeklinde bir inanç oluşturmuştur ve delilleriyle birlikte bilim dünyasındaki onaylayıcı merciye sunmuştur.

Sonra bunun gerçek olup olmadığına,bilimsel olup olmadığına ilgili kişiler de karar verir.Ya ikna olup bilimsel bilgi derler ya da redederler.Bakın yine inançtan başka birşey yok ortada.

Ve üçüncü aşamada da bu inanç tüm insanlığa sunulur ve dileyen inanır dileyen de inanmaz.

Yani bilimsel bilgi adını verdiğiniz inanç üç aşamadan oluşuyor:

A-Önce o inanca bir bilimadamı veya bilimgrubu sahip oluyor ve ifadelerini bu inançları doğrultusunda oluşturuyorlar.(İnancın oluşup sunulması aşaması)

B-Bu oluşturulan yeni inanç ilgili kabul grubuna sunuluyor.Bu inancın-bilginin bilimsel olup olmadığına ilgili kimseler karar veriyor(bu sunulan inancın doğru olup olmadığına,bilimsel olup olmadığına karar verilmesi ve kabul edilmesi aşaması)

C-Son olarak da bu inancın tüm insanlığa sunulması.Burada da bireyler bu sunulan yeni inanca iman edip etmemekte tamamen özgürdürler.Ve yine inançtan-imandan başka birşey yok ortada.

Başka bir deyişle:

A-İnancın oluşturulması(birey veya grup tarafından) ve ilgili merciye-otoriteye sunulması.

B-İlgili mercinin bu inanca iman ederek onaylaması ve bilimsel bilgi kabul etmesi.

C-Halka sunulması ve bireylerin inanıp inanmaması.

Her aşamasında da inançtan başka birşey yok ve olması da mümkün değil zaten.

O kayda geçen bilgiler öncelikle birilerinin beyninde şekillenip iddiaya dönüştürülüyor.Yoktan var olmuyor,sadece birileri inancını sunuyor o kadar.Birşeye ekleme yoluyla da olsa bu yine aynı şekilde ekleyenin inancıdır öncelikle.Başka hiçbirşey değil.ve birşeye inanmak inançtan başka hiçbirşey olamaz.

Selam ve sevgiler.

OktayD Posted: Feb 24 2006, 05:53 PM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 200
Member No.: 4
Joined: 30-January 06



Bakınız, hala sizin tikel yönde olduğunuzu kaç mesajdır gösteremedim, önemli değil. Şu iletiyi hiç istemeden atıyorum, ama bir yandan da bir ses bana "at!" diyor. Dayanamayıp yanıtlıyorum...

Siz bilimden söz ederken bilimadamından bahsederek gittiniz. Diyorum ki bir süt düzey olan bilimden bahsederken alt düzeydeki bilimadamlarından bahsedemezsiniz. Bahsederseniz o iki düzey aynı düzeydedir. Düzeyler diye biri diğeri cinsinden ifade edilmediğinde yine aynı şeyi koruyan sistemlere diyorum. Bilim ve bilimsel bilgi ayrı düzeydedirler (sanırım siz bir tutuyorsunuz?). ve ben bilimden bahsederken bilimsel bilgi sözcüğünü kullanmadan da aynı şeyleri söylerim. Bu düzey ilişkilerin altta üstte olmasını belirleyen özellik, birinin diğerinin eleman olmasıyla oluşmasıdır. Mesela A düzeyi atomun elektron düzenini ve B düzeni de atomlar arasındaki etkileşimleri açıklıyorsa, B nin her elemanı A nın açıkladığı bir sistem olduğu için A, B nin alt düzeyidir derim. Ben B den bahsederken A daki elemanları kullanmam. A ya göre iki atomun etkileşmesi demek elektronlarının etkileşmesi demektir ama B ye göre elektronlardan söz etmeye gerek kalmaz.

Umarım bu örnek yeterlidir. Çünkü bilim de böyledir. Bilim kendiliğinden oluşmuştur. Tıpkı felsefe gibi, matematik gibi. Burada alttaki düzey yani bilimin elemanı olabilen sistemlerin her biri bilimadamlarının çalışmalarıdır. Siz bu alt düzeyden bahsedip durdunuz. İnançtır imandır, vs. Oradaki bilginin inancın ve her neyse onun sonucunda oluşan alt ürün çalışmadır. Bu çalışmaların bireyle bilimadamıyla düşünceyle ve deneyle ilişkisi ve diğer çalışmalarla ilgisi alt düzey bir sistemin elemanlarıdır. Bunun kesin bir dille anlatılan ama düzey dağılımlı birçok sonucu (fizikte bu düzey dağılımı çok önemlidir çalışma aşamasında), deneylerin verileri bilimadamının bireysel inançları vs vardır. Bunlar da sizin haklı olduğunuzu düşündüğüm konudur. Yani bu alt olan düzey, dediğiniz gibi imanla ya da herneyse onla bezenmiş olabilir (olmayabilir de, bilmiyorum). Kaldı ki bilgiyi kesin yapmayan bölüm burasıdır. Bu düzeyde hiçbir bilgi kesin değildir ve gerçekten de buradaki bilgi zihnin gölgeleridir (inanç olabilir demenin başka bir yolu).

Bunun bir üst düzeye geçerseniz, tüm bunlardan habersiz bir şekilde konuşabilirsiniz. Artık alt düzeyde olan kesinsizlik burada kesinliğe dönüşmüştür. Bu düzeydeki her bilgi kesindir. Çok ilginçtir ki burada bilgi dediğimiz şey çalışmalarda değildir, evrenin kendisinde de değildir. Buradaki bilgi tamamen soyut bir bilgidir. Kesindir çünkü. Evreni anlatmaz, insanı anlatmaz, çalışmayı anlatmaz, çalışmaların nerede nasıl olduklarıyla ilgili bilgilerdir. Bilimdir. Sonuç bilgisidir. Tarih gibidir. Evreni anlatmak ve anlamak istiyorsanız gidip her çalışmayı incelemelisiniz ama ne yazık ki bunu tikel olarak yapmalısınız. Yani evreni anlamak/anlatmak tikel bir harekettir ve bilim düzeyinde bunu yapamazsınız. Evreni anlamak için inanç devreye girebilir (girebilir, ama girmeye de bilir, bilmiyorum). Ama bilimi anlamak için inanç devreye girmez. Bilim inançtan bağımsız soyut bir olgudur. Soyut olduğu için evrenle olan bağları da soyuttur. İnsan ürünü değildir. İnsanlar olmasaydı yine bilim aynı bilim olurdu ama kimse bilmezdi (çok garip oldu, bu son cümleyi önemsemeyin).

Şimdi bilim ve inanç konusundan vaz geçelim. Bu başlık amacından "manyak" derecede saptı Ben bilimden değil agnostizmden söz edecektim. Bilim agnostizme sadece bir örnek olarak söylenmişti. İnanç da araya davetsiz bir şekilde girmişti. Bilim inancı sevmez (her ne kadar bilimadamı sevse de... Karıncalar da karıncayiyenleri sevmez ama karıncayiyenler karınca kolonisinin candostudur. Burada Koloni ile karınca farklı düzeylerdir!!) İsterseniz inanç ve bilimle ilgili bir başlık açın. orada felsefenizin en ince ayrıntılarını tartışın. Ama artık burada olmasın. Burası adına yakışır bi şekilde Agnostizm olsun. Her bilginin inanç olduğuna dair olan felsefeyi başka bir başlıkta tartışmak daha yapıcı olabilir. Lütfen ricamı kırmayın...

Agnostizm hakkında birkaç sorum olmuştu. Onları bir daha ama farklı bir şekilde soracağım. Ama şimdi değil, biraz tedbirli (başka yöne çekilmesin diye) davranacağım. Yakında sorarım...

Saygı Sevgi ve Mantık...



Emre_1974tr Posted: Feb 24 2006, 08:28 PM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06



Şimdi bana zorla cevap hakkı doğurdun ama sevgili Oktay Ben de dayanamayıp yazmak durumundayım.

1-İnancın ne olduğunu ve dolayısıyla bilginin ne olduğunu anlamaya yanaşmak bile istemiyorsun.Önkabullerine körü körüne bağlı durumdasın ne yazık ki.

İnanç demek bir şeye körü körüne inanmak değildir.İnanç demek inanmak(veyahutta inanmamak) demektir Bu kadar basit.

Hala diyorsun ki bilimadamları imanlı olabilir belki vesaire.Yahu belkisi melkesi yok,ortada inançtan imandan başka birşey yok zaten.İnancını dile getirmekten başka birşey yok.Deneylerin sonucunda elde ettiği görüş de inancından başka birşey değil.

Üst düzey bilim dediğin şey de bir inancın yazıya dökülmiş hali o kadar.Yetkili kurul tarafından o şeyin bilimsel olduğuna inanılmış,kabul edilmiş,iman edilmiş o kadar.

Bilimadamlarının önyargılarından falan bahsetmiyorum.Doğrudan elde ettikleri sonuçtan bahsediyorum,ulaştıkları inançtan bahsediyorum.Sonra bu inancı onaylayıcı kurula sunmalarından bahsediyorum.Ve bu kurulun bu çalışmaya "bilimsel bilgidir" damgasını vurması için ona önce iman etmesinden bahsediyorum.O sunulan inancın bilimsel kriterlere uygun olup olmadığının belirlenmesi işlemi bile inanç çerçevesindedir.

Hayır o bilgi adı verieln şey kendiliğinden oluşmuyor.İnançlar silsilesi sonucunda oluşuyor.Bunu oluşturan da insanlardan başkası değil.Bir bilginin elde edilmesi de,kurul tarafından bilimsel etiketi yemesi de hep inançtır.Hep bireylerin kabulü-imanıdır.

Üst düzeydeki kesinlik inancın en güçlü halidir.Ve gerçek iman da budur.

HALA BİRŞEY KESİN DEĞİLSE İNANÇTIR DEME HATANIZI SÜRDÜRÜYORSUNUZ HAYIR ASIL O ŞEY KESİNSE TAM BİR İNANÇTIR.HEM DE KATIKSIZ-KUVVETLİ BİR İMAN İÇEREN İNANÇTIR.KESİNLİK DENİLEN ŞEY SADECE DUYULAN GÜVENİ VE İNANCIN KUVVETİNİ YANSITMAKTADIR.

Birşey muallakta değilse ,o şeyin gerçekliğine çok daha kuvvetli bir şekilde iman ediyorsun demektir.

Yukarıda yazdıklarım gerçekten boşa gitmiş.Ama ileride birgün aydınlanmanız yolunda ışık tutabileceği için yine de görevimi yapmamın mutluluğuyla buradan ayrılıyorum.


Selam ve sevgiler.

Bir agnostikle yaptığım tartışma (1. kısım)

Başka bir forumda bilginin de aslında inanç olduğuyla ilgili yaptığım bir tartışmayı aktarıyorum.Aynı zamanda agnostik felsefeyi de eleştiri süzgecinden geçiriyorum(Emre_1974tr):

Emre_1974tr Posted: Feb 21 2006, 01:23 AM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06



Sevgili On War o şekilde de yorumlayabilirsin,başkası çıkıp bambaşka şekilde de yorumlayabilir....

Sonuçta bu, insanların zanlarının biraz daha işlemeli ve albenili getirilmiş hali.Sonra bir bakmışsın ki "aaa şurada şunu atlamışız" deyivermişler ve 180 derece tersi bir iddiaya yönelivermişler.

Eğer A mı yoksa B mi bilemeyiz diyorsa,bu da kesin bir iddiadır.Kesin A veya kesin B diyenden en ufak bir daha az kesinlik taşımıyor.

Bilim w-eksikli veya BMW'li falan değildir,bu da bir yanılgıdan ibarettir.

Selam ve sevgiler.




OktayD Posted: Feb 21 2006, 01:46 AM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 200
Member No.: 4
Joined: 30-January 06



Sayın Emre,
Zaten agnostizm kesinlik üzerine kuruludur. Yukarıda tam da bundan bahsettik. Ne A ne de B durumu tamamıyla kesin bir ifadedir. Bunun aksini söylemedik. Söylemeyeceğimiz de açık.

Bilim w-eksiklidir. Neden? Yukarıda değindik.
Her w-tutarlı sistem w-eksiklidir. Yani Her w-tutarlı sistem en az bir karar-verilemeyen önermeye sahiptir. Bilim w-tutarlıdır. Neden? Çünkü evreni deneyle inceler bilim. Bilimsel yöntemde deney ve gözlemi esas alır (bilim derken pozitif bilimler, fizik kimya biyoloji demek istediğimi söylememe gerek var mı bilmiyorum). Deney bilimin oluşturduğu kuram yani sistemlerin belitlerini veren yöntemdir. Her fizik kuramının belitleri deney ve gözlemin bilgisidir. Burada deneyleri kararverilemez önerme olarak düşünebilirsiniz. Mevcut kuramınız yapılacak yeni bir deneye kadar w-eksiklidir. Ayrıca bu deney yöntemleri de mevcut kuramların bilgisinin bir sonucu. Yani deneysel yöntem de w-eksiklidir. Bu durumda bilim hep w-eksikli olacaktır. Eğer biri "bilim w-eksikli değildir" derse bu iddiası çürür. Çünkü ilk olarak agnostistik olarak Tanrı bilgisine bilim ulaşamaz. Ama bu yetmeyebilir iddiayı ortaya atan için. İkinci şeyse, bilim asla betimlemeye çalıştığı evrenin gerçek olup olmadığını söyleyemez (gerçek derken, ne demek istediğimi anladınız sanıyorum). Gerçeklik bilim için bir karar-verilemezliktir. Bu yüzden bilim her deneyin gerçek olduğunu KABUL eder. Yani "deneylerin hepsi gerçektir" diye bir karar-verilemez önermeyi doğru olarak belitlerinin arasına atar.

(Çok uzattım, kusura bakmayın...)

Saygı Sevgi ve Mantık...




Emre_1974tr Posted: Feb 21 2006, 02:56 AM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06



Sevgili Oktay,ne A ne B de bir kesinlik taşıdığından bu da bir ön yargıdır ve bilimle uyuşmadığı iddia edilebilir.Hayır bence bilim Agnostik falan değildir.Bilgi denilen şey de inançtan başka birşey değildir.

Tanrı inancı sadece bir örnek,daha sayısız alana taşıyabiliriz.

Ha bazıları bilimi ateist,bazılar Allah'a imanlı,bazıları da agnostik felsefeye dayandırabilir ve öyle yorumlayabilir vs..

Ama dediğim gibi tüm bu şıklarda hepsi de bir kesin inanç üzerine kurulular.Ve agnostik düşünce de bir önyargıdan başka birşey değil.Bu da tarafsız bir bilim olamayacağını gösterir.Her felsefede de bir kabul var.

Bilim Tanrı bilgisine de ulaşabilir,ispatlayabilir de......

Agnostik felsefenin diğer hatalı önkabullerinin eleştirilerine gelecek olursak:

A-Birşeyin varlığının ispatlanması,kesin olarak inanılması-bilinmesi için "kendisinin" evrende bizzat izlenmesi şart değildir.

B-Bilgi denilen şey de inançtan başka birşey değildir.İkisini ayrı görmek bir yanılgıdan ibarettir.

Şimdilik bu kadar

Selam ve sevgiler.



OktayD Posted: Feb 21 2006, 12:42 PM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 200
Member No.: 4
Joined: 30-January 06



Sayın Emre,

(1) Bir şey neden kesinlik taşıdığı için bir önyargı olsun?
(2) Bilgiyi inanç yapan şey nedir?
(3) Her bilgi inanç ve her inanç da bir bilgi ise ancak o zaman birinin diğerinden ayırt etmem. Yoksa siz öyle olduklarını mı düşünüyorsunuz?
(4) Dediğim gibi, bilim deneylediği gözlemlediği ve üzerinde kafa yorduğuy şeyin bir yanılgı olup olmadığını bilemez. Gödelci ya da agnostik tutuma göre bilimin bulup da yanılgı olan bir bilgi vardır. Yani yanılgı olup olmadığına karar verilemeyen bir bilgi... Siz bunu her bilgi için söylemek mi istediniz? Ben her bilgi için iyi bir kanıt veremem. Siz verebilirseniz ne ala...
(5) Bir şeyin varlığının kanıtlanması için onun izlenmesi bir yoldur, ikinci bir yol ise, olmayana ergidir. İzlenmesi derken tabi ki görmek değil, bilimsel olarak ölçmekten söz ediyorum. Çünkü parçacık fiziğinde, kuarklar, leptonlar gibi parçacıkları göremezsiniz ama varlığı kanıtlanmıştır. Ben buna rağmen Tanrı nın varlığının bilinmeyeceğini söylüyorum...
(6) Her felsefede bir kabul var. Evet. Olmalı da. Zaten agnostizm bunun üzerine kuruludur. Yukarıda bolca değindik eğer okuduysanız görmüşsünüzdür. Agnostizm var olan bilgilerin doğru olduğunu kabul ettiğinizde (o bilgiler ne olursa olsun) tutarlı olmaya çalıştığınız vakit, bazı bilgilerin eksik kalcağını söyler. bu bilgilerin en odak noktası Tanrı bilgisidir. Gödel in teoremi de bunun genel halini verir. Her belitlerden (yani kabullerden) oluşan tutarlı sistem w-eksiklidir. KArşı çıktığınız şeyin ne olduğunu tam irdeleyin. Kesip atmayın.

Emre_1974tr Posted: Feb 21 2006, 03:29 PM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06



Sevgili Oktay

1-Birşey kesinlik taşıyor ama aslında yanlışsa-iddia hatalıysa, bu bir önyargıdır.Yanlış bir inançtır.

2-Bilgi denilen şey inancın ta kendisidir.O inancın en kuvvetli halidir.

O inanca niye iman edersin.Şundan dolayı,seni ikna eden delillere sahipsindir.Örneğin laborotuvardaki deneyler seni ikna etmiş olabilir,örneğin o olayı bizzat yaşaman seni ikna etmiş olabilir,örneğin çok güvendiğin bir kaynaktan okumuş olman seni ikna edebilir,örneğin çok güvendiğin birisinden duymuş olman seni ikna edebilir....tüm bunlar bilgi adını verdiğin inancını oluşturur.

Gezegenlerin yuvarlaklığından tut da senin adının Oktay olması bile senin inancından ibarettir.Ama doğru olsun bu inanç ama yanlış.Sen eldeki delilleri yeterli görüp bunlara iman etmiş durumdasın.Ta ki birileri çıkıp bunun tam tersini sana ispatlayıp-seni ikna edene kadar.

3-Evet ikisi de aynı şeydir.Sadece değişik adlarıdır.Eldeki delilleri yeterli bulup o şeye inanmak veya yetersiz bulup inanmak tamamiyle senin iç dünyana kalmıştır.

4-Kanıtları yeterli bulup ikna olmak veya bulmayıp ikna olmamak tamamiyle bireye kalmıştır.Kanıtın iyi olup olmadığına da birey kendi karar vereceği gibi,o şeyin yanılgı olup olmadığına da birey karar verir.Bu kabulün daha fazla kişi tarafından paylaşılıp paylaşılmaması da hiçbirşeyi değiştirmez.Kelle-kabul eden sayısının hiçbir önemi yoktur.

5-İşte bir önyargı önreği daha.Dün de kuarkların varlığının kanıtlanmasının imkansız veya uzaya çıkmanın imkansız olduğunu söyleyen bilimadamları vardı.Hatta bir ara formüllerle 100 küsur km/saat üzerinde hız yapan aracın yapılmasının imkansızlığını ispatlayan(??!!) bilimadamları vardı.Eğer bu hıza ulaşılırsa aracın(neyden yapılırsa yapılsın) dağılacağını kendilerince kesin bir şekilde ispatlamışlardı."İnançlarının" yanlışlığı sonrada ortaya çıktı.Aynı hata felsefi konularda da sık sık yapılıyor ve yanlış inançlara inanılıyor.

6-Bu önkabulün de yanlış olduğunu söylüyorum.Gerçekten doğru bir bilgiye iman etmişsen bu sana dezavantaj değil,avantaj oluşturur tutarlılık açısından.Ve bazı bilgilerin eksik kalmasına falan da sebep olmaz,tamamlanmasına yardımcı olur.Tanrı inancı da yeryüzündeki en geçerli delillere sahip en temel bilgidir.

Selam ve sevgiler.

ON WAR Posted: Feb 22 2006, 02:37 AM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 902
Member No.: 2
Joined: 28-January 06



QUOTE
Her felsefede bir kabul var. Evet. Olmalı da. Zaten agnostizm bunun üzerine kuruludur. Yukarıda bolca değindik eğer okuduysanız görmüşsünüzdür. Agnostizm var olan bilgilerin doğru olduğunu kabul ettiğinizde (o bilgiler ne olursa olsun) tutarlı olmaya çalıştığınız vakit, bazı bilgilerin eksik kalcağını söyler. bu bilgilerin en odak noktası Tanrı bilgisidir.





Tanri bilgisi diye bir sey yoktur
Tanri'ya inanilir
onun hakkinda bir sey bilinmez
bilinmeside gerekmez.

kitabi bir dine inanirsaniz
bunu böyle kabul edersiniz.
bir müslüman icin yaraticinin var oldugunun kanitinin önemi yoktur
zaten bu vahyin kendisi ile celisir..
Tanri bilgisi kanita dayali olsa idi
iman denen faktörün olmamasi gerekirdi.


kitabi dinler acisindan söylenebilecekler özetle bunlardir.


bugün sadece tümdengelimli kestirmeler kullanilmaz tanri cikarimlarinda
tümevarimsal savlar özellikle teleolojik savlar günümüzde fizikle ve biyoloji ile ciddi ciddi tartisilmaktadir.

sonucta fizik
teolojinin en önemli argümanini dogruladi.
Gazzali 1000 yil evvel evrenin baslangici olmasi gerektigini vurgulamisti.

falan felan..
sonra yazarim biseyler.
Emre_1974tr Posted: Feb 22 2006, 02:58 AM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06



Sevgili On War ben de tam tersini söylüyorum.

Bilgi inançtır.

Allah'ı da biliriz.

Bu yüzden peygamberler insanlara birçok somut deliller-mucizeler göstermişlerdir.Çünkü istenilen körü körüne değil,delile dayanarak inanmak.

Ve kuran ayetlerinde de inancın akla ve araştırmaya,delile dayalı olması açıkça istenir.

yoksa üçlemeye tapan bir hristiyan hiç suçlanmaz ve yine puta tapan bir hindu hiç günahkar durumuna düşmezdi.Onun gönlü de ona inanmış denilir ve geçilirdi.

Ama Allah sadece gerçeğe inanmamızı ve buna da akıl-delil yoluyla ulaşmamızı istiyor.

ON WAR Posted: Feb 22 2006, 03:16 AM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 902
Member No.: 2
Joined: 28-January 06





o halde bilgi ve inanc ayrimini iyice acmamiz gerekiyor Emre..

bilgi ve inanc dar ve genis anlamlarda birbirinden ayrilmaktadir.

pratikte,
bilinen bir sey
artik iman konusu olmaktan cikar..
mesela suyun kaldirma kuvvetinin oldugu uzun zamandir biliniyor
bu iman konusu olmaktan cikar.

suyun kaldirma kuvveti
kisiden kisiye göre degiserek
tercih yapmayi gerektirmeyecek kadar gercektir.

öte yandan
evrenin olusumu/yaratilisi
canli alemin olusu/yaratilisi konusu farklidir.
burada kabuller devreye girer.


Selam ve sevgiler.


Emre_1974tr Posted: Feb 22 2006, 03:23 AM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06



Sevgili On War,hayır şu ince noktaya dikkat lütfen.

Sen şu anda suyun kaldırma kuvvetine iman ediyorsun yani inanıyorsun.

Delilleri yeterli bulup varlığına inanmışsın.

Ama yarın buna inanmayan bir insan çürütücü delilleriyle çıkıp bu inancını yıkabilir.

İsa'yı çarmıha gerilmiş gibi görenler de gözleriyle görmelerine rağmen ,bu bilgilerinde yani inançlarında yanılıyorlardı.

Veyahutta günümüzde fotomontajla,bilgisayar teknolojisiyle de böyle yanlış inançlara inandırılabilirsin.

Bilgi inancın en kuvvetli halidir.Eldeki deliller seni fazlasıyla ikna etmiştir ve sen o inancının-bilginin gerçek olduğuna inanmaktasındır.

selam ve sevgiler.




Emre_1974tr Posted: Feb 22 2006, 03:28 AM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06



İlave olarak ilgili eski bir yazımı aktarayım:

Bütün kabul edilen bilgiler de birer inançtır.Özel olarak örnek vermek gerekirse;Amerikalıların aya ayak basma olayına bir bakalım.Şimdi ben de dahil olmak üzere Amerikalıların ilk aya ayak basanlar olduğuna herkes bütün kalbiyle inanıyor.Bunun gerçekliğinin ispatı sayısız.Bir kere bu olay televizyonlardan naklen yayınlandı.Aydan örnek getirldi vesaire.....ama buna rağmen bu apaçık bilgiye inanmayanlar var.Bu konuda onların da kendilerince delilleri var.Bunun o dönemde Sovyetlere karşı psikolojik bir üstünlük sağlamak için hazırlanmış komplo olduğuna inanan insanlar bunun ispatlarını sundular.Ve bugün milyonda bir de olsa bir kısım insan onlara inanıyor.

Şimdi burada bizim bu aya ayak basış olayına inanmamız bizim inancımız.Bütün ispatlarına karşı bu böyle.Buna karşılık buna inanmayanların inanmamaları da onların inancı.

Bunu her bilimsel gerçek için genelleyebiliriz.Hatta gezegenlerin varlığı gibi en basit gerçekler bile inancımızdır.Bu bilgiye inanıp inanmamak,delilleri yeterli sayıp saymamak tamamıyle bize(bireye) kalmış bir şey.

Işık hızı aşılabilir mi?Evrim teorisi gerçek mi değil mi? Bütün bunlar da birer inançtan başka birşey değildirler.

Şimdi çıkıp "ama şu olay ispatlandı,inanç olmaz "diyebilirsiniz.İster ispata dayansın,ister başka birşeye, YİNE DE ONA İNANIP İNANMAMIZ BİZİM İNANCIMIZDAN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLDİR.

Birçok yanlış kuram nasıl çürütüldü sanıyorsunuz.Bilimadamları da dahil olmak üzere o şey herkes tarafından bilimsel gerçeklik zannedilirken,birtakım bilimadamları tarafından bu bilgiye inanılmadı ve daha sonra bu kuşkucu bilimadamları o genel kabulleri kendi ispatlarıyla yıktılar.O yıkılan yanlış bilginin gerçekliğine inanların inancı onların inancı,o bilginin yanlışlığına inanarak o kuramı yıkan bilimadamlarının düşünceleri de onların kendi inancıydı.

Bir genel kabul kendince ispatlara bile dayansa bir inançtan başka birşey değildir.O bilgiye inanıp inanmamak,ispatları yeterli ve mantıklı bulup bulmamak bizim bu inancımızı belirler.

Selam ve sevgiler.

OktayD Posted: Feb 22 2006, 10:32 AM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 200
Member No.: 4
Joined: 30-January 06



Sayın Emre,
Çok uç örnekler veriyorsunuz. Verdiğiniz örneklerin hepsine teker teker yanıt vermeyeceğim. Aya gidilmesi bilgisi sınanabilir bir bilgi değildir. Ama ben bilimsel yöntemden söz ediyorum. Sınanabilir bilgi üretmek... Suyun kaldırma kuvveti sınanabilirdir. Bunu herkes evinde deneyebilir. Bir etkinin suya atılan nesnenin ağırlığını daha az gösteriyor. Bu etkiye kaldırma kuvveti demişiz. Siz inancı farklı bir anlamda kullanıyorsunuz. Sizin söylediğiniz şeyle bizim söylediğimiz şey aynı değildir.


QUOTE
5-İşte bir önyargı önreği daha.Dün de kuarkların varlığının kanıtlanmasının imkansız veya uzaya çıkmanın imkansız olduğunu söyleyen bilimadamları vardı.Hatta bir ara formüllerle 100 küsur km/saat üzerinde hız yapan aracın yapılmasının imkansızlığını ispatlayan(??!!) bilimadamları vardı.Eğer bu hıza ulaşılırsa aracın(neyden yapılırsa yapılsın) dağılacağını kendilerince kesin bir şekilde ispatlamışlardı."İnançlarının" yanlışlığı sonrada ortaya çıktı.Aynı hata felsefi konularda da sık sık yapılıyor ve yanlış inançlara inanılıyor.


Hangi bilimadamı bir cismin 100km/h hıza çıkamayacağını kanıtlayabilir ki? Bunu iddia edenler bilimadamı değiller bir kere! Sadece ev deneyleriyle dünya'nın etrafında dolaşan gece çok sönük ışıkla hareket ettiğini gördüğümüz uyduların bile hızının en az 10000km/h olduğunu hesaplayabiliriz. Bu olay bile sınanabilirdir ve o bilimadamı kılıklı adamların 100km/h sınırının 100 katı bir hızdır. (Eğer hala bu sınırın kanıtında ısrarlıysanız kaynak isteyeceğim). Benim babamın otobanda gittiği hızı ölçtüğüm (direkleri sayarak!) küçüklük yıllarını hatırlayınca bu söylediğinize gülesim geldi doğrusu:D

QUOTE
Sevgili Oktay,ne A ne B de bir kesinlik taşıdığından bu da bir ön yargıdır ve bilimle uyuşmadığı iddia edilebilir.



QUOTE
1-Birşey kesinlik taşıyor ama aslında yanlışsa-iddia hatalıysa, bu bir önyargıdır.Yanlış bir inançtır.


Önce A ve B nin kesinlik taşıdığı için bir önyargı olduğunu söylediniz ve sonra kesinlik taşıyıp yanlış olduğunda bir önyargı olduğunu söylediniz.

Şimdi size 2x2=4 olduğunun kanıtını (bu teoremin kanıtı o kadar da kısa ve kolay değil !) versem siz hala bunun bir inanç olduğunu mu söyleyeceksiniz?

Bir kanıt yapıldığında, her zaman kabül olmalıdır. Bunu engelleyemezsiniz. Bu yüzden bu tür kanıtların kabulleri belirlenir ve şöyle denir: "Eğer bu kabuller doğruysa bu böyle olacaktır". Siz bunun kanıtını yaparsınız. Bu kabuller doğru da yanlış da olsa kanıtın kendisi doğrudur (yani "Eğer bu kabuller doğruysa bu böyle olacaktır" önermesi doğrudur). Buraya kadar matematik ve mantık vardır. Sonra devreye fizik vs girer. Bu yapılan kabullerin sınamasını yapar. Yani bu kabuller gerçekten doğru mudur? Bunlar da onaylanınca kanıt gerçek dünyada var olan bir karşılığa sahiptir. Yani artık siz kabulleri kanıtladığınız için kanıtın son cümlesini de ("bu böyle olacaktır" önermesi) doğru kabul edebilirsiniz. Bu son adım da matematiksel mantıktır. Fizik sadece kabulleri doğrulamakla yükümlüydü. Siz fiziğin yaptığı sınamanın bir hata içerdiğini bu yüzden yanlış bir bilgiye ulaşıldığını savunabilirsiniz. Bu olabilir. Çünkü fizik (ya da pozitif bilimler) kesin değildir. Ama geri kalan adımlarda yaptığımız şey yani matematiksel mantık (daha genel olarak matematik) kesindir. Siz kanıtın doğru olduğundan kuşkulanırsanız, kuşkulandığınızdan da kuşkulanmalısınız!! (her ne demekse). Fizikteki hatalar inançtan kaynaklanır. Deney yapılırken bir kabulü görmezden gelirsiniz, çünkü o kabul inançtan dolayı kanıtlanmaya gerek görülmemiştir ya da kabul yaptığınızı fark etmemişsinizdir. Fizik olabildiğince inançtan arınırsa ilerleyebilir.

Bilimin agnostistik olması bu yüzdendir. İçinde inanç yoktur. Nesnel olmayan kanıtlanıp çürütülemeyen şey, bilimin konusu değildir, bilimsel bilgi değildir inançtır...

Siz farklı bir şeyden bahsediyorsunuz. Siz bireysel bir davraıştan bahsediyorsunuz. Bilim bireysel değildir. Bireye özgü değildir. Genel-geçerdir. Nesneldir. Sınanabilirdir. Bir bilimadamı inançla iş yapabilir ama bilime kattığı/katacağı şey inançtan arınmışsa ancak bilim çevrelerince değerlendirmeye alınabilir. Siz kuranda yazan bir şeyi kanıtlamak isteyebilirsiniz. Bu inancınızın yaptırdığı bir şey olabilir ama sonuç olarak yapmaya çalıştığınız şey inanç taşımamalıdır. Kurana inanan inanmayan herkes bunu sınayıp o şeyin doğruluğunu görmelidir. Her bilgi inanç değildir. İnanç bilginin bireysel yorumudur. Bilimde bireysel yorumlara yer olmadığı için inanç bilimde yoktur ama bilimadamı bireysel olduğu için bilimadamı inançlı olabilir. Lütfen iki kavramı karıştırmayalım. Birinin diğerinden farkı yoksa neden iki isim takılsın ki?

Saygı Sevgi ve Mantık...




Emre_1974tr Posted: Feb 22 2006, 12:40 PM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06



Sevgili Oktay,bilim agnostik değildir.Agnostikler bunu böyle görmek isteyip ele almaktadırlar.Tıpkı ateistlerin bilimi ateist,inanırların da imanlı yapması-görmesi gibi.....Üçü de "kesin bir inancı" içeriyor.

Şimdi inanç=bilgi meselesine gelelim.

Hayır o şeyin tekrarlanabilir olması,o şeyin gerçekliği konusunda bir delildir ve siz bu delille ikna olarak o şeyin gerçekliğine inanmaya başlarsınız.

Ben bunu yukarıda da söyledim.İnancınıza ya deneylere bakarak,ya güvendiğiniz bir kaynaktan okuyarak,ya bizzat yaşayarak,ya çok güvendiğiniz bir insandan duyarak........vs. ulaşabilirsiniz.

Eldeki delilleri yeterli bulup ikna olmak,veya yeterli bulmayıp ikna olmamak "tamamen bireyin iç dünyasına" kalmış birşeydir.

Suyun kaldırma kuvveti,2x2=4,yerçekimi gücü tüm bunlar da inancımızdan başka birşey değil.Biri tam tersi delillerle gelip bu inançlarımızı çürütüp-ikna edinceye kadar bunların gerçekliğine iman ederiz.

Elindeki deliller o şeye kuvvetli bir şekilde inanmanı sağlıyor sadece o kadar.Yani inancını arttırıyor.

Adının Oktay olması yönündeki deliller de bugüne kadar seni hep ikna etmiş ve adının Oktay olduğuna inanıyorsun.

Dünyamızın yuvarlak olduğuna delillerin sonucu ikna olmuşsun ve iman ediyorsun.

Bunun tam tersi sana gösterilip-ikna oluncaya kadar da bu inancını sürdüreceksin.

Bir ara bilimadamları insan yapımı bir aracın 100 küsur km/saatten fazla hız yapamıyacağını formüllerle ispatlamışlar.Ama inançlarının yanlışlığı sonradan ortaya çıkmış.

Aya çıkış örneğimde aya çıkılabilirliği söylemedim.ABD'nin o tarihte aya çıkıp çıkmamasından bahsettim.O olayın düzmece olduğunu iddia edenler delillerini sundurlar ve bugün bir kısım insan onlara inanmakta.Şimdi bizim amerikalıların o tarihte aya ayak basmalarına inanmamız bizim inancımız,inanmayanların inancı ise onların inancıdır.Çünkü bilgi denilen şey de inançtan başka birşey değildir.

Ayrıca aya çıkılabilirliğin sınanması da o konudaki inancımızı belirler.Eğer ikna olursan "sen aya çıkılabileceğine iman edersin" hepsi bu.O tekrar ve gözlemler senin ikna olup "inanmanı " sağlar.Yine ta ki biri sana bunun yanlışlığını gösterip seni tersine ikna edene kadar.

Ve bu bilginin-inancın kabulü tamamiyle bireyseldir.Tüm bilimadamları bir bilgiye inanırken,bir bilimadamı çıkıp o bilginin yanlış olduğuna inanıyor ve ispatlarıyla günün birinde o inancı yıkabiliyor.Önemli olan bireyin o bilgiye inanıp inanmamamısıdır.Herşey bireyseldir.İnananların sayısının çokluğunun hiçbir önemi yoktur.

Ve birey eldeki delilleri yeterli bulup inanmak veya yeterli bulmayıp inanmamak konusunda tamamen özgürdür.Bilimsel bilgi adı verilen inanç da bundan başka birşey değildir.

Selam ve sevgiler.

OktayD Posted: Feb 22 2006, 05:57 PM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 200
Member No.: 4
Joined: 30-January 06



Sayın Emre,
Hiç iyi örnekler vermemişsiniz yine. Dünaynın yuvarlaklığı, adımın Oktay olması, bir deneyin gerçekliği, vs..

Bunlar bilimin konusu değil. Bilim bir deneyin "gerçek"liğiyle ilgilenmez. Bilim gerçek hakkında konuşmaz, gerçek sanılan hakkında konuşur. Biz burada "gerçek"ten söz etmiyoruz. Bilgiden söz ediyoruz. Bilimsel bilgi diğer bilgilerden ayrılır. Çünkü aynı bilgiye aynı prosedürleri uygulayarak ulaşabilirsiniz. Gerçek olsun ya da olmasın. Şu anda yaşadığınız hayat bir rüya bile olsa, bilim der ki: "bu rüyada bu koşullar altında bunlar olur". Bu dünyanın rüya mı gerçek mi olduğu bilimin konusu değildir. Belki birgün yeni bir şeyler bulunur da konu kapsamına alınır ama şu anda bilim bilginin "gerçekliğiyle" ilgili hiçbir şey söyleyemez! Sadece aynı şeyi tekrarlayınca sonucun ne olacağını söyler.

Dünya yuvarlaktır dedik. Hayır öyle değildir! Ya da öyledir! Bu tamamen bakış açısıdır, yorumdur, inançtır. Bunda haklısınız. Ama bilim şöyle der: "Eğer biri yüzeye paralel olacak şekilde hiç sapmadan dosdoğru ilerlerse (jeodezik üzerinde giderse), tekrar başladığı yere (çok hassas olarak o yerin komşuluğuna) varır". Bilim bunu söyler, siz denersiniz ve görürsünüz. Ben denerim öyle olur, vs. Sonra biri çıkıp dünyanın şeklinin bir topa benzediğini söyler. Evet benziyor olabilir ama bu bilimsel bir önerme değildir. Sadece yorumdur, kolaylıktır, kısaltmadır. Bu kahrolası rüyada deneylerinizin sonucunu bilim öngörecektir. İster gerçek olsun ister olmasın. Bunları söyleyince aklıma Platon geldi. İdealar alemi vs. Ya da matrix tarzı şeyler. Eğer Platon haklıysa, bilim idealar aleminin gölge oyununu çözmeye çalışıyor. Eğer matrix gibi bir olgu doğru olsaydı bu sefer de bilim yaşadığımız bilgisayar programının algoritmalarını anlamay irdelemeye çalışıyor. Agnostizm gerçeğin de bilinemeyeceğini öngörür. Aklıma Einstein'ın bir sözü geldi: "Gerçek yoktur, gerçek sanılan vardır".

Matematik örneğine gelince, 2x2=4 önermesinin kanıtını hiç biliyor musunuz? Gördünüz mü? Uğraştınız mı? Bu örneği sırf ağızlara takıldığı için bilerek söyledim. Yoksa sizden her sayılabilir kümenin altkümelerinin de sayılabilir olduğunun kanıtını istemedim. Hani insanlar "iki kere iki dört eder" lafını gerçeklik göstergesi olarak söylerler ya o yüzden. Neden 2 kere 2 başka bir şey değildir? Olamaz mı? Evet, bal gibi olur. Ama başka bir sayı kuramı oluşturmak zorunda kalırız. Ama bu mevcut kurama göre 2 kere 2 dört etmek zorunda. Bu bir gerçekliktir. Ama soyut bir gerçeklik. Bunun fiziksel bir gerçekliği yoktur, soyut bir gerçekliği vardır. Ama fiziksel bir bilgiye indirgenebilir. İndirgendiğinde bu soyut gerçekliği kullandığınız için o sizin fiziksel bilginizin soyut modelidir. Bu model gerçektir, eğer deney kuralına uygunsa bu model deneysel bilgiden yeni bilgiler çıkarmaya başlar, bu şekilde ilerlenilir. Ama 2x2=4 ün kanıtının nasıl bir şey olduğunu bildiğinizden şüpheliyim.

bilim agnostik olmalıdır. Şu anda agnostik olmasa bile öyle olmalıdır. Eskiden değildi, bu yüzden çok şey (bunların arasında can da var kişilik de var, zaman da var) kaybedildi. Bilim Tanrı diye bir bilgiden yoksun olmalıdır. Ya da bilimin Tanrısı matematik olmalıdır! Bilim ona tapmalıdır. Ama tapamaz, çünkü bilim bir kişilik değildir. Bilimadamına gelince, agnostik olmayanlar da olabilir, olanlar da. Buna bilim karışamaz, ama karışacağı şey adamın makalesinde bunu yansıtmamasıdır. Bilime sunulan her şey agnostik olmalıdır, bilimadamı en nurcu ya da en kafir olsa da sunduğu şey agnostik olmalıdır.


QUOTE
Eldeki delilleri yeterli bulup ikna olmak,veya yeterli bulmayıp ikna olmamak "tamamen bireyin iç dünyasına" kalmış birşeydir.



QUOTE
Ve bu bilginin-inancın kabulü tamamiyle bireyseldir.Tüm bilimadamları bir bilgiye inanırken,bir bilimadamı çıkıp o bilginin yanlış olduğuna inanıyor ve ispatlarıyla günün birinde o inancı yıkabiliyor.Önemli olan bireyin o bilgiye inanıp inanmamamısıdır.Herşey bireyseldir.İnananların sayısının çokluğunun hiçbir önemi yoktur.



Dediğim gibi, birey istediği haltı yesin ama bilim inanç içermez. birey istediği kadar içerse de...

Bilim ortaya konulanı söyler, kanıtları koyar. birey bunlara inanmasa da önemli değildir. İnanmıyorsa gidip kendisi görsün, sınasın, deneyini yapsın. İkna olmadıysa, gelsin bilimsel yöntemlerle çürütsün. Bilim, çürütümünü çürüttükten sonra hala ikna olmadıysa gitsin futbolcu falan olsun!

Şu ay örneğini de hiç sevmedim. Yani ABD nin bir kere bilimsel bir kanıtı olup olmadığını bilmiyoruz ki, tarihsel bir olay, sınanabilirliği çok alt düzeyde. Yani aya gidiş kanıtı olduğunu görmediğim bir bilgi. Beni ilgilendirmiyor.

Kanıtların yeterli olması demek, bir şeyin olması için önerilen matematiksel modelin fiziksel sonuçlarla uyuşması demektir. Burada ikna söz konusu değildir. Önerilen matematiksel model deney sonuçlarını kanıtlanması istenilen bilgiye götürüyor ve her aynı deney olduğunda bu böyle oluyorsa, istenilen kanıtlanmıştır.

Saygı Sevgi ve Mantık...


Emre_1974tr Posted: Feb 22 2006, 06:30 PM


kidemli üye


Group: Members
Posts: 193
Member No.: 29
Joined: 6-February 06



Sevgili Oktay benim verdiğim örneklerin iyi ve yerinde olduğunu,ancak söylediklerimi anladığınızda görebilirsiniz.O zamanda zaten benim görüşümde buluşmuş olacağız.

1-Dünyanın yuvarlaklığıyla ilgili söylediğiniz:"Eğer biri yüzeye paralel olacak şekilde hiç sapmadan dosdoğru ilerlerse (jeodezik üzerinde giderse), tekrar başladığı yere (çok hassas olarak o yerin komşuluğuna) varır". Savı da bir inançtan ibarettir hiçbirşey değişmez.

Bunun böyle olduğuna birşeyler sizi ikna etmiştir ve siz de buna iman etmişsinizdir bilimadamı olarak.

Tıpkı suyun kaldırma kuvvetine ikna olduğunuz gibi.Ve bu da sizin inancınızı oluşturur.Ben gerçeklikten falan bahsetmiyorum.Bilginin doğruluğu veya yanlışlığından da bahsetmiyorum.Bunun sadece sizin inancınız olduğu gerçeğinden bahsediyorum.

Bütün bilgilerin senin inançlarından başka birşey değildir.İster bilim alanında olsun,ister adının Oktay olduuğuna inanman olsun.

2-Hayır bilim ateist veya agnostik değildir.Olmamalıdır da...Bu sadece sizin görmek istediğiniz,yanlış "inancınıza" bağlı bir önyargıdır.Bilim bu yanlış önyargılardan arındırılarak gerçek yargı üzerinde temellendirilmelidir.

3-Bilimsel kabulleri oluşturan bilimadamları da birer bireydir.Onlar da aynı şekilde "bireysel inançlarını" bir sonuca bağlayarak insanlara "bilimsel bilgi" adıyla sunuyorlar.Ama yine de inancın sunulmasından başka birşey yok ortada.Ondan sonra da bilimadamlarından biri,meslektaşlarının "yanlış inanç" üzerinde olduğunu görüp onların bu inançlarını paylaşmıyor.Daha sonra da ispatlarıyla onların yanlış inançlarını yıkıveriyor.

Bir şeyin doğruluğuna veya yanlışlığına iman etmek tamamen bireye kalmış birşeydir.Eldeki delilleri ister yeterli bulup ikna olursun,ister bulmayıp rededersin.Kelle sayısının-çoğunluğun ne dediğinin en ufak bir önemi yoktur.

4-Hayır Ay örneğini canlı yaşayanlar var.Yayınlarla izleyenler var.Hatta eğer gerçekten çıktılarsa aya çıkan astronotlar var.Şimdi bunların ve bizlerin eldeki delilleri yeterli bulup bu olaya inanmamız bizim inancımız,buna karşı deliller getirip inamayanların inancı ise onların....

Eğer sen uzay gemisine binip aya gidersen,bu delili yeterli bulup "kendinin aya çıktığına inanmak" senin inancını oluşturmaktadır.Bu deneyimin ve gözlemin seni ikna etmiştir.Artık sen kendinin aya çıktığına "inanmaktasındır".Ve inancından başka birşey değildir.

5-Bilim tamamiyle inanç içerir.Yine bilimsel yöntemlerle kanıtlandığına inanılan bir şeye "iman edilmeye" başlanır.Bilim zaten tamamiyle inanç(bilgi) üzerine kuruludur.Bunun tersini iddia etmek bile saçmadır.İnancı-bilgiyi kaldırırsanız bilimin de canını okursunuz.

Bu bağlamda bilim tamamiyle inanç üzerine kurulu olduğu gibi,ateist veya agnostik de değildir.Böyle bir zemin üzerine koymaya kalkanlar kendi önyargıları ve inançlarında bağnazca ısrarlılar demektir.

Gerçi her felsefede bir kabul var,ama bunlardan "yanlış inanç" üzerine olanlar "yanlış yoldalar" demektir.Tüm mesele bu önyargıların ve yanlış inançların yıkılmasında .Gerçeğin görülebilmesinde.....

Özellikle de bilgilerinizin inançlarınız olduğunu görebilmenizde...İkisini ayrı olarak görme yanılgısından kurtulmakta.....

Selam ve sevgiler.

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Mısır Firavunlarının çaprazlama merakı

Hıristiyan yazar Texe Marrs Mısır Firavunlarının bacakları ve kolları çaprazlama konuma getirme takıntısının nedenlerinden bahsediyor:

İn ancient Egypt, the mark of "X" and the symbol of cross-bones in the symbol of an X was very prominent in religious contexts. You can find the X on the walls of a number of ancient Egyptians temples and pyramids... It is the sign of Osiris, the great sun God..
The ancient pharaohs, when they were buried, had the legs crossed in the form of "X" as a sign of devotion to Osiris.''

Codex Magica (Texe Marrs)

Pagan Mısır dininde x işareti yani çapraz işareti kutsaldı:
These ancient Egyptian figures demonstrate how prevalent was Osiris' sacred sign, "X."
The mummy of Rameses the Great (1279-1213 B.C.) was found in this cedarwood sarcophagus. This pharaoh is thought by Egyptologists to be the ruler who enslaved the Israelites and forced them to build cities.
Painting from the Tomb of Rameses I, Valley of the Kings, West Thebes, in Egypt.


The identity of the legends is also confirmed by this hieroglyphic picture, copied from an ancient Egyptian monument, which may also enlighten you as to the Lion's grip and the Master's gavel. 

Codex Magica
TEXE MARRS

Bu durum belki, geçmişte Firavunun neden tehdit olarak bacakları ve kolları çaprazlama kestirmekten bahsettiğini açıklayabilir.

Taha Suresi

63. Dediler ki: "Şunlar, iki büyücüden başka birşey değillerdir. Büyüleriyle sizi toprağınızdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu silip yok etmek istiyorlar.
64. "Hemen hünerlerinizi birleştirin; sonra saf bağlamış olarak gelin! Bugün, üstün gelen kurtulmuş olacaktır. "
65. Dediler: "Ey Mûsa, ya hünerini ortaya at yahut da ilk hüner sergileyen biz olacağız. "
66. Mûsa dedi: "Hayır, siz atın!" Bir de ne görsün! Onların ipleri, sopaları, yaptıkları büyüler yüzünden, kendisine gerçekten koşuyorlarmış hayaline verdi.
67. Mûsa birdenbire içinde bir korku duydu.
68. Şöyle dedik: "Korkma, üstün gelecek olan sensin!"
69. "Sağ elindekini yere bırak! Onların, sanayi olarak ortaya çıkardıklarını yalayıp yutsun. Onların sanayi olarak ürettikleri sadece bir büyücünün hilesidir. Büyücü ise nereye gitse iflah etmez. "
70. Bunun üzerine büyücüler secdelere kapanıp şöyle seslendiler: "Hârun`un ve Mûsa`nın Rabbine inandık!"
71. Firavun dedi: "Ben izin vermeden ona inandınız öyle mi? O size, büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Yemin olsun, ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve yemin olsun sizi hurma ağaçlarına asacağım. O zaman iyice bileceksiniz, hangimizin azabı daha şiddetli ve sürekli. "
72 Dediler: "Biz seni, bize gelen açık-seçik kanıtlara ve bizi yaratmış olana asla tercih etmeyeceğiz. Verdiğin hükmü uygula. Senin hükmün olsa olsa bu dünya hayatında geçer. "

***

Bu çaprazlama işareti pagan Mısır dininde kutsaldı ve bu yüzden özellikle kol ve bacakların çaprazlanma ritüelleri vardı.

Kolları ve bacakları X pozisyonunda tutma geleneği dünyanın dört bir yanındaki diğer pagan uygulamalarda da görülebilir. Örneğin uzakdoğuda Hindular meditasyon yaparken bacakları çaprazlarlar.

Kuran`da, Firavunun bu geleneğinin olduğu bilgisinin verilmesi gerçekten çok önemlidir.


Selam

10 Temmuz 2011 Pazar

Kuran`a göre canlılar birbirinden ayrı yaratılmışlardır

Yazımın bu ilk bölümünde evrimsel yaratılışı savunanların iddialarına kısaca cevap vermeyi hedefledim. İlerideki günlerde kaleme alacağım devam yazımda ise bu evrim inancının içyüzünü, amacının ne olduğu konusunu ele alıp, buna karşılık Kuran`a göre canlıların yaratılışının nasıl olduğunu göstereceğim inşallah.



Evrimci yaratılışçıların bir kısmı Adem`i birey olarak kabul etmeme eğilimi içindeyken, bir kısmı da Adem`i ilk insan olarak kabul etmeme eğilimindedir.



Gerçekte ise Adem ilk insan ve ilk insan elçidir. Ve de tabiatıyla, bir bireydir de aynı zamanda.



Elçi olduğunu hayat hikayesindeki ayrıntılarda görüyoruz zaten(Allah`tan doğrudan aldığı ayetler, özel görevi vs. )



Ayrıca şu ayet de bunu tamamlar:



Ali İmran Suresi 33 Allah; Adem`i, Nuh`u, İbrahim Ailesi`ni, İmran Ailesi`ni seçerek alemlere üstün kılımıştır;



İlk insan olduğu da yine ayetlerle çeşitli açılardan delilleriyle belirtilmektedir. Kendi tefsirini kendi yapan Kuran, Adem`in öyküsünü farklı surelerde ele alıyor. ÖRNEĞİN BAKARA VE HİCR SURELERİNE BAKALIM:





BAKARA



30. Bir zamanlar Rabbin meleklere: "Ben, yeryüzünde bir halife atayacağım. " demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: "Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysa ki bizler, seni hamd ile tespih ediyoruz; seni kutsatıp yüceltiyoruz. "Allah şöyle dedi: "Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim. "



31. Ve Adem`e isimlerin tümünü öğretti. Sonra onları meleklere göstererek şöyle buyurdu: "Hadi, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler iseniz. "



32. Dediler ki: "Yücedir şanın senin. Bize öğretmiş olduğunun dışında bilgimiz yok bizim. Sen, yalnız sen Alim`sin, herşeyi en iyi şekilde bilirsin; Hakim`sin, herşeyin bütün hikmetlerine sahipsin. "



33. Allah buyurdu: "Ey Adem, haber ver onlara onların adlarını. "Adem onlara onların adlarını haber verince, Allah şöyle buyurdu: "Dememiş miydim ben size!Ki ben, göklerin ve yerin gaybını en iyi bilenim. Ve ben, sizin açığa vurduklarınızı da saklayageldiklerinizi de en iyi biçimde bilmekteyim. "





34. O vakit biz meleklere, "Adem`e secde edin" demiştik de İblis dışında tümü secde etmişti. İblis yan çizmiş, kibre sapmış ve nankörlerden olmuştu.



*************



ŞİMDİ BU ADEM`İN İLK İNSAN OLDUĞUNU KESİN OLARAK BELİRTEN VE AYNI ÖYKÜYÜ DEĞİŞİK AÇIDAN ANLATAN HİCR SURESİNE BAKALIM:





HİCR



26 Yemin olsun, biz insanı; kuru çamurdan, değişken-cıvık bir balçıktan yarattık.



27 Cini/İblis`i de daha önce kavurucu ateşten yaratmıştık.



28 Hatırla o zamanı ki Rabbin meleklere, "Ben, kupkuru bir çamurdan, değişken, cıvık balçıktan bir insan yaratacağım. " demişti.



29 "Onu, amaçlanan düzgünlüğe ulaştırıp öz ruhumdan içine üflediğim zaman, önünde hemen secdeye kapanın. "



30 Meleklerin tümü, toplu halde secde ettiler.



31 İblis müstesna. O, secde edenlerle beraber olmaya karşı çıktı.



32 Allah dedi: "Ey İblis! Sana ne oluyor da secde edenlerle beraber olmuyorsun?"



33 Dedi: "Kuru bir çamurdan, değişken-cıvık bir balçıktan yarattığın bir insana secde etmek için var olmadım. "





Ayet cımbızlamaya çalışan evrimciler, ilk insan olan Adem`in yaratılış öyküsünü anlatan Bakara Suresini ele alıp, buna karşılık aynı olayı anlatan Hicr Suresini görmezlikten gelmeye çalışıyorlar. Böylece Bakara Suresindeki "atamak" ifadesini alıp "orada yaratmaktan değil atamakdan bahsediyor" diyorlar. Ama gerçekte ise Hicr Suresinde yaratmaktan da bahsediliyor.



Ayetleri cımbızlamadan bütünlük içinde bakınca gerçek tablo ortaya kolayca çıkıyor.





HİCR



26 Yemin olsun, biz insanı; kuru çamurdan, değişken-cıvık bir balçıktan yarattık.





27 Cini/İblis`i de daha önce kavurucu ateşten yaratmıştık.





28 Hatırla o zamanı ki Rabbin meleklere, "Ben, kupkuru bir çamurdan, değişken, cıvık balçıktan bir insan yaratacağım. " demişti.





Yani ayetin birini görüp diğerini görmezlikten gelmeyeceğiz.





Ve de ayetlere sembolik anlamlar yüklemeyeceğiz.





Kuran apaçık ayetler içerdiğini defalarca vurgulamaktadır:





Maide Suresi 15 Ey Ehlikitap! Resulümüz size geldi. Kitap`tan saklamış olduklarınızın çoğunu size ayan-beyan açıklıyor; çoğundan da geçiyor. Şu bir gerçek ki, size Allah`tan bir ışık ve apaçık bir Kitap gelmiştir.



Yusuf Suresi 1 Elif, Lâm, Râ. O apaçık, apaydınlık Kitap`ın ayetleridir bunlar.





Şuara Suresi 2 İşte sana gerçeği apaçık gösteren Kitap`ın ayetleri...



Kuran bir sırlar-semboller kitabı değil, herkesin anlayabileceği ve bire bir gerçek bilgiler içeren net bir kitaptır. Zaten ayetlere sembolik anlamlar yükleyerek ve/veya ayet cımbızlayarak aklınıza gelebilecek her öğretiyi kitaba onaylatmaya kalkabilirsiniz. Kitabı bütünlük içinde ve apaçık birinci anlamında ele alacağız.





****************



Önce ateşten cinler, sonra da topraktan ilk insan Adem yaratılıyor.



Ayetlere sembolik anlamlar yükleyerek, ayet cımbızlayarak pagan evrim inançlarını kitaba yamamaya çalışanlar, çaresizliklerinden bir de şurda cımbızlama ve çarpıtma işlemi yapıyorlar:





2/213 "İnsanlar tek bir topluluktu. Daha sonra Allah onlara müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler gönderdi. "





Yine ayet cımbızlama ve hatta bununla da yetinmeyip anlamı eğip bükme işlemi yapanlar, bu ayette sanki insanlar tek bir ümmetken hiç elçi yoktu gibi bir anlam yüklemeye kalkıyorlar. Halbuki orada ilk elçiden bahsedilmiyor, sonra yapılan işlemden bahsediliyor.



Benzer bir örnek şurada da var eğer kitaba bütünlük içinde bakılsa:





HADİD

26 Yemin olsun, Nûh`u ve İbrahim`i de resul olarak gönderdik. Peygamberliği ve Kitap`ı bunların soyları arasına koyduk. O soylardan bir kısmı hidayete ermiştir. Ama onlardan çoğu, yoldan çıkmış olanlardır.


27 Sonra onların eserleri üzere, resullerimizi art arda gönderdik. Meryem`in oğlu İsa`yı da onların ardınca gönderdik. Ona İncil`i verdik; ona uyanların gönüllerine şefkat ve merhamet koyduk. Bir bid`at olarak ortaya çıkardıkları ruhbaniyeti, onlar üzerine biz yazmamıştık. Allah`ın rızasını kazanmak için ortaya çıkardılar. Ama ona gerektiği şekilde saygılı olmadılar. Onların, iman edenlerine ödüllerini verdik. Onlardan çoğu yoldan çıkmış olanlardır.


27. ayette yine "sonra resullerimizi art arda gönderdik" şeklinde ifade var. Ama neden sonra? Nuh ve İbrahim`den sonraki bozulmadan sonra... Yani bu ifadeyle anlatılan bu gönderilenlerin ilk peygamber oldukları değil, yine peygamberlerin gönderilmiş olduğu bilgisidir.


Aynı şekilde 2/213 de de anlatılan ilk elçiler değil, yapılan işlemdir. "Bundan sonra şu sebepten dolayı elçiler gönderildi vs. "


Evrimsel yaratılışı savunanların yine ayetlerin bir kısmını cımbızlayıp, diğer kısmını görmezden gelmeye çalıştığını görüyoruz.



Adem`in eşi:


35 Ve Âdem`e şöyle buyurmuştuk: "Ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleşin ve orada dilediğiniz yerde, bol bol yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zulme sapanlardan olursunuz. "


Nisa Suresi 1 Ey insanlar! Sizi bir tek canlıdan yaratan, ondan eşini vücuda getiren ve o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinize karşı gelmekten sakının. Adını anarak birbirinizden dilekler dilediğiniz Allah`tan korkun. Rahimlerin haklarına saygısızlıktan da sakının. Şu bir gerçek ki Allah, Rakîb`dir, sizin üzerinizde sürekli ve titiz bir gözetleyicidir.



A`raf Suresi 19 "Ey Adem! Sen ve eşin cennette oturun, dilediğiniz yerden yiyin ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa ikiniz de zalimlerden olursunuz. "


Adem`i ve eşini birer birey kabul etmeyip onlara sembolik anlamlar yüklemeye kalkan evrimciler yine bu apaçık ayetlerin bir kısmını görmezden gelmeye çalışırlar. Örneğin sadece NisaSuresi 1. ayeti göstererek, Adem`in eşinden bahseden diğer 2 ayeti görmezden gelmeye çalışırlar ve aslında onun şahıs olmadığını iddia ederler. Zaten öğretilerini ayakta tutmalarının başka yolu da yok. Ya ayet cımbızlayacaklar ya da ayetlere temsili anlamlar yükleyecekler... Fakat kitaba bütünlük içinde baktığımızda Adem bir birey olduğu gibi, açıkça eşinden de defalarca bahsedilmektedir.


Adem`den sonra yaratılan insanlar olduğuna ve Adem`den önce de cinler olduğuna göre tabii ki adem yaratıldıktan sonra yalnız başına değildir ve ilk yaratılan insan, ilk "insan elçidir. ".


Adem`in birey olduğuna dair deliller vermeye devam edelim:



Ali İmran Suresi 59 Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “ol” dedi. Artık o, olur. (burada topraktan yarattı denilen Adem`dir).



İsa da tıpkı Adem gibi cinsellik olmadan yaratılmıştır, birinde baba yoktur, diğerinde ise hem anne hem de baba yoktur, durumları benzerdir. Yani klasik "anne+baba(seks)=doğum" şeklinde dünyaya geliş değil de, cinsellik aracı edilmeden sıradışı yaratılmaları söz konusudur.



Ayrıca İsa ve Adem`in isimleri Kuran`da 25`er kez geçmektedir. Bu da ikisinin yaratılışı arasındaki benzerliğe bir başka işarettir aynı zamanda.



İkisi arasındaki diğer bir parelellik de içlerine doğrudan ruh üflenmesi yani temel vahyin işlenmesidir:



Secde



7. O, odur ki, yarattığı her şeyi güzel yarattı. Ve insanın yaratılışına çamurdan başladı.



8. Sonra onun neslini bir üsareden, hor görülen bir sudan oluşturdu.



9. Sonra ona bir biçim verdi ve onun içine kendi ruhundan üfledi. Sizin için, işitme gücü, gözler ve gönüller vücuda getirdi. Ne kadar da az şükredersiniz!



Tahrim Suresi


12. Ve Allah, ırzını bir kale gibi koruyan İmran kızı Meryem`i de örnek verdi. Biz onun içine ruhumuzdan üfledik. Ve o, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdikledi de içten bağlananlardan oldu.


Kuran`da "ruh" kelimesi 2 anlamda kullanıyor:



ruh=vahiy(ilahi bilgi)



Ruh=vahiy meleği



Bu ruh yani vahiy ilk insana yüklendikten sonra, diğerlerine anne ve babadan aktarım yoluyla geçiyor. Ve İsa da babasız yani cinsellik olmadan dünyaya geldiği için(tıpkı Adem gibi) ona da bir kez daha özel olarak vahiy yani ruh işlenmesi söz konusu oldu:


Enbiya; 91: Ve o, ırzını titizlikle koruyan kadın. Ona ruhumuzdan üfledik de onu ve oğlunu âlemler için bir mucize yaptık.


Yine bu açıdan da Adem ile İsa`nın yaratılışı arasında bir parellilik vardır.


YARATILIŞIN SÜRESİ

Bu ol demenin vücuda gelmesi bizim açımızdan, yani zaman boyutumuzda trilyonlarca yıl da olabilir, bir salise de olabilir, fark etmez.


Adem`in anne babasız direkt topraktan türediğini açıkça ve detaylı bir şekilde ayetler veriyor.


Adem`i oluşturan toprak su ile bir araya gelip, isterse milyonlarca veya milyarlarca yılda son şekle gelmiş olsun fark etmez. Şekli tamamlanıp canlılık kazanınca Adem ilk insan Adem oluyor.


Yani buradaki vurgu bizim açımızdan kısa veya uzun sürede oluşmuş olması değil, arada başka bir canlı türünün ve hatta anne ve babanın bile olmamasıdır.



Yoktan yaratılış sadece Big Bang de(hatta belki ondan da öncesinde)... Ondan sonra eldeki malzemeler kullanılarak aşama aşama yaratma var. Ve geçen süreler var, devirler var.



Ama bunu evrimle karıştırmamak için öncelikle evrimin ne olduğunun, derinliğiyle bilinmesi gerekiyor.



Evrime göre tüm canlılar birbirinden türemek durumundadır ve sonsuza dek de sürekli değişmek zorundadır. Ve sürekli daha üst seviyeye doğru, mükemmele dolu yol almalıdır(tanrılaşmak).




Bu bağlamda evren bile yoktan var olmaz evrime göre, malzemesi en başından beri vardı ve sonsuza dek tanrılaşma yolunda da ilerleyip duracaktır değişim. Bu inanç 19. yüzyıla kadar sadece ruhçu olarak hakimken, bu 19. asırdan itibaren de ustaca bilim ve materyalizm dünyasına sokuşturulmuştur(bir iki uyarlama-değişiklik ile tabii). Ayrıca komünizm de böyle evrim gibi ruhçuluktan gelme pagan bir inançdır.



İşte Kuran`daki yaratılışın farkları burada kendini gösteriyor:


1- Madde sonsuzdan beri yoktur, yoktan yaratılmıştır. Allah`tan da ayrıdır. Hiçbirşeyden türememiştir.


2- Evrenin doğması, büyümesi ve yaşlanması bir tekamül evrim değildir. Sadece kendi içindeki evrelerdir. Zaten yaşlanması ve içine çöküp kapanması kıyamettir, yok oluştur. Tıpkı insanın doğması, büyümesi ve yaşlanması gibidir yani. Veya bir insanın anne karnında geçirdiği aşamaları anlatan ayetler evrimi değil, aynı canlının kendi içindeki evrelerini anlatmaktadır.


3- Hiçbir canlı başkasından türemek zorunda değildir. Allah evreni nasıl yoktan yaratıysa, Adem`i de hem de anne ve babasız yaratmıştır. Yani biyolojik big bang ler de vardır. Ve burada yaratılma süresi isterse milyonlarca yıl olsun fark etmez, atasız yaratılma var.


4- Evrime göre herşey sonsuza dek değişmek ve farklı bir yaratığa dönüşmek zorundadır. Kuran`a göre ise tam tersine Allah`ın yarattığı canlılar bir emir gelmedikçe sabittir. Hele ki ahiret evreninde(Rabbin Katı) o kadar sabittir ki, cennette yaşlanma bile yoktur sonsuza dek.





Ve bu insanlardan evvel ateşten yaratılmış cinler var ayetlere göre. Melekler de böyle cinler gibi şuurlu ve imtihan içindeki varlıkların nasıl bozgunculuk yaptıklarını bildiklerinden, insanın ilk yaratılışında karşı çıkmaya kalkıyorlar(bakara). Bu geçmişteki olanlara bakıp bir yanlış tahmin yürütmedir sadece meleklerce.





Adem`in de tıpkı İsa gibi cinsellik olmadan yaratılmasından tutun da, ahiretteki yaratılışın da ilk yaratılış gibi doğrudan topraktan olacağını söyleyen ayetler, ayrıca İsa`nın topraktan şekiller yapıp Allah`ın izni ile üfleyip yaratmaya vesile olması vs. hep paralel ifadelerdir. Adem`in bırakın atalarının olmasını, anne ve babası bile yoktu. Aynı şekilde, ilk yaratılış gibi olacağı belirtilen ahiretteki yaratılışın da doğrudan topraktan ve atasız bir şekilde gerçekleşeceği anlatılmaktadır ayetlerde.


Bu yönde sayısız delil var Kuran`da.


NUH SURESİ


17. Ve ALLAH sizi topraktan bir bitki olarak bitirdi.


18. Sonra sizi ona döndürecek ve sizi tekrar çıkaracaktır.


Görüldüğü üzere bir bitki gibi ilk insan(veya insanlar) doğrudan topraktan yaratılıyor ve ahiret yaşamı için olan ikinci yaratılışta da yine atasız, bir bitki gibi doğrudan topraktan insanlar yaratılıyor. Ama işin ilginci, yine ayet cımbızlamaya kalkan evrimciler bu bitki gibi yerden bitirmekten bahseden ayeti tek başına ele alıp evrime delil gibi sunmaya çalışıyorlar. Ama görüldüğü üzere tam tersine, bu ayet evrim inancını bitirmektedir.



Şimdi evrimcilerin aynı şekilde kendi görüşlerine delil gibi sunmaya çalıştıkları ama aslında yine tam tersine, evrimsel yaratılışın olmadığını kanıtlayan diğer ayet örneklerine bakalım:


29: 19 ALLAH’ın yaratılışı nasıl başlatıp, nasıl tekrarladığını görmediler mi? Bu, elbette ALLAH için kolaydır.


29: 20 De ki, “Yeryüzünü dolaşın ve yaratılışın nasıl başladığını görün. ” Sonra, yine ALLAH (ahiretteki) son yaratılışı başlatacaktır. ALLAH’ın her şeye gücü yeter.



29: 19 ayetinde ilk insanın(ya da insanların) doğrudan topraktan(ve de sudan) yaratılışıyla işlemin başladığı, daha sonra ise doğum yoluyla sürekli olarak bu işlemin tekrarlandığına vurgu var. Ve tamamlayıcı olarak hemen ardından gelen 29: 20 ayetinde de "ilk insanın yaratılışı ile ahiret evrenindeki yaratılış arasında benzerlik olduğu" vurgulanmaktadır. Peki ahiretteki yaratılış nasıl olmaktadır? Doğrudan topraktan, atasız bir yaratılış şeklinde olmaktadır ayetlerde açıkça belirtildiği üzere. Yani sonsuz yaşam için olan ikinci yaratılışta; anne+baba(seks)=doğum şeklinde değil de birbirinden bağımsız olarak, ayrı ayrı bireylerin birden, topraktan doğrudan yaratılması söz konusudur. İşte ilk insan veya insanların yaratılışının da bu şekilde olduğu vurgulanmaktadır bu ayette. 29: 20 De ki, “Yeryüzünü dolaşın ve yaratılışın nasıl başladığını görün. ” Sonra, yine ALLAH (ahiretteki) son yaratılışı başlatacaktır. ALLAH’ın her şeye gücü yeter.


Zaten Adem ile İsa`nın benzer olduğunu vurgulayan ayet de bunu anlatmaktadır. İlk insanın yaratılışında cinsellik aracı olarak kullanılmamıştır. Tıpkı İsa`da da olduğu gibi:


Ali İmran Suresi 59 Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “ol” dedi. Artık o, olur.


Ve de tıpkı ahiret evreninde de olduğu gibi:


NUH SURESİ



17. Ve ALLAH sizi topraktan bir bitki olarak bitirdi.



18. Sonra sizi ona döndürecek ve sizi tekrar çıkaracaktır.


Adem, İsa ve ahiret evrenindeki insanların yaratılışı atasız yani anne+baba(seks) olayı olmadan doğrudan olmaktadır. Ve de olmuştur dedik.


Yine cinsellik olmadan doğrudan topraktan yaratılışa bir başka örnek de, İsa`nın vesile olduğu canlı yaratma olaylarıdır:


Ali İmran Suresi 49 Onu, Beniisrail’e şöyle konuşan bir resul yapacak: “Şu bir gerçek ki, ben size Rabbinizden bir mucize getirdim: Ben, çamurdan, kuş görünümünde birşey yapar, ona üflerim de Allah’ın izniyle kuş oluverir. Ben, körü ve abraşı iyileştirir, ölüleri Allah’ın izniyle diriltirim. Evlerinizde yemekte ve biriktirmekte olduklarınızı size haber veririm. Eğer inananlarsanız, bunda sizin için tam bir mucize vardır. ”


Maide Suresi 110 Hani, Allah şöyle demişti: "Ey Meryem`in oğlu İsa! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi hatırla. Seni Ruhulkudüs`le desteklemiştim, beşikte iken ve erginlik çağında insanlarla konuşuyordun. Sana Kitap`ı, hikmeti, Tevrat`ı, İncil`i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş görünümünde bir şey yaratıyor, içine üflüyordun da o benim iznimle kuş oluyordu. Doğuştan körü, abraşı benim iznimle iyileştiriyordun. Benim iznimle ölüleri çıkarıyordun. İsrailoğullarını senden uzak tutmuştum. Hani, sen onlara açık-seçik ayetleri getirdiğinde, küfre sapanları şöyle deyivermişti: "Açık bir büyüden başka bir şey değil bu. "


Görüldüğü üzere yine tıpkı Adem, İsa ve ahiretteki insanların yaratılışında olduğu gibi, bu ayetlerde anlatılan İsa Peygamberin mucizelerinde kuş ve benzeri canlıların yaratılması da doğrudan topraktandır. Başka bir canlıdan türetilme söz konusu olmadığı gibi, anne ve baba, yani cinsellik bile yoktur bu özel yaratışlarda. Ahiretteki yaratılışın da aynı bu şekilde olmakta olduğu da defalarca vurgulanmaktadır yine Kuran`da.


(Birinci bölümün sonu)